4.22.2018

Günlük Konuşmalar


 





Avm'de alınacaklar kısmını halletmişiz, oyuncak kısmına gelmiş sıra. Geziyoruz, kapanmak üzere olduğu için neredeyse kimse kalmamış, çalışanlar sohbet ediyor. Benim ki arada onlara bir şeyler anlatıyor falan. Biraz sonra onların sohbetine girmek istedi, birinci denemesi başarısız olunca şöyle seslendi.
 -Şeyy Toyzshopcular...
 Tahmin edersiniz ki arkanızdan böyle bir şey söylemedik, dedik. Neyse ki, çocuklar yokken oyuncaklarla büyük bir zevkle oynayan abi ve ablalardı da onlar da gülüp,eğlendiler. Abilerden biri çok gülse de hafiften alınmış olabilir. :)


 Bu sefer başka bir mağazadayız. Orada bir önce ki sefer bol miktarda koşturduğu için çalışanlar hemen tanıdı. Sohbet, muhabbet koyulaştı. Elinde ki plastiği gösteriyor ablaya ve bir önce ki mağazadan aldığını söylüyor.
 Abla: Aa hangi mağazaydı orası?
 Benim ki: Ne biliim, dandik bir mağazaydı. :D
H&M'den bahsediyor. Bu mağazası hepten bir kötü olunca çocuğun bile dikkatini çekmiş. :D


Babası dört gün boyunca evde olmayacağını, zorla uyandırmaya çalıştığımız ama kendine gelememiş çocuğa çat diye söyledi. Ağlayarak giyindi, sokakta babasına yapışıp gitme diye ağladı, anneannesine giriş ve hala ağlamaya devam etti. Eksiği var fazlası yok 45 dakika. Benim de kurs günüm. Bırakıp, çıkmaya çalışıyorum. Ama ne dedi? Bari sen gitme anne! Canım kocama söylene söylene kaldım mecbur. Saat ilerledi, ağlama kısmı çoktan halloldu.
Anneanne: Biz seninle ne güzel oyunlar oynadık dün. Bugün de oynayacaktık Annen de kursa gidecekti. Bak zaten sadece iki gün gidiyordu.
Benim ki: Sadece bir gün gitsin istedim!


 Babası bir ay önceden tatile gideceğimizi söyledi. Çok heyecanlı tabi. Deniz , havuz dilinden düşmüyor. Neyse ertesi gün kahvaltı yaparken, aaa dedi. Yüzüne baktım.
-Annee, orada br tane yatak vardı. Siz nerede yatacaksınız?
 Beş dakika sonra diğer odayı hatırladı.
-Aaa iki tane de kanepe vardı, siz de orada yatarsınız.
Hatırladıkça gülüyorum yaa. Yatak odasını sorgusuz sualsiz kendisine aldı. :D









4.21.2018

Kısa Kısa


 Helena Perez Garcia


 Merhaba! Benim için zorlu bir üç haftaydı. Eşim neredeyse tamamın da şehir dışındaydı. Belli bir saatten sonra kızımla ilişkimde ağlama noktasına geliyorum. Yapma demenin fayda etmediği, inatla yaptığı, en sonunda çıldırdığım gün sonları vücudumda kötü bir iz oluşturuyor. O anların ortasından başlayıp vücuduma kötü, hastalıklı bir şeyler yayılıyor. Vicdan azabı, beceriksizlik ithamıyla birleşip hasta ediyor beni sanki. Kendimi yılmış, bıkmış, ağlamaklı buluyorum her gece. Sonra tatlı, sonra kilo...


 O kadar içim sıkılmış ki, eşim eve bayağı geçte olsa gelip, üç gün tatile çıksak mı dediğin de boşver dedim. Ben dedim. Hem de iki senedir eşimle tatile çıkmadık. Hem de, üç günlük tatil o kadar pahalımı olur dedim. En büyük şoku burada yaşadım. Bunları nasıl ve neden söyledim diye sorduğum da, arka planda işleyen farklı veriler olduğunun da bilincindeyim elbette. Yine de şansımızı denedik ama zaten dolmuştu otel.  Bizim tatil yapmamız demek, bol miktarda tartışmak demek. Her yeni yaşanan olayı farklı yorumlamak, birbirimizi itham etmek demek. Ve işin için de artık çocukta olduğu için çok daha fazla tartışmak demek. Misalen, çok oynadı başına güneş geçecek desem üff abartıyorsun... diye başlayacak. Böyle basit, bazen ağır, oralara nereden geldiğimizi bilmediğimiz kavgalar edeceğiz ve benim her defasında içim çürüyecek.


 Bu ara bol bol yabancı dizi izliyorum. Önemli olan kafanın dağınık kalması prensibim. The big bang theory, Young Sheldon,Mom, Modern family. Ve bu ara eskilerden izlediğim bir dizi var: Gilmore Girls. İzlemek isterseniz tatlı bir dizi.


 Dün memleket meselelerini tartıştığımız oturum saat 04:00'e kadar sürdü. Ben çocukla uyandım. Beyefendi uyku tatili ilan etmiş, kapısını kapatmış, gelmeyin yanıma modunda. Her hafta sonu sektirmez zaten.


 Geçen sene telefona bakarak yürüdüğü için, ofisin cam kapısına ayağını vurarak çatlatmıştı. (Bu arada suçlu olan kendisi değil, ofisin kapısını kapatan kişi!) Bu ara yine ağrımaya başlayıp dayanılmaz olunca hastaneye gitti ve kırık oluşmuş. Ve yine alçısız geziyor. Tek eliyle bıkmış bir halde elini yüzüne kapatan emoji!


 Bu arada, şu cartier bileklik olayında ki erkek,  halktan tepki görmüş olabilir ama asıl yaşadığı çevreden tepki görme ihtimali yok. Çünkü o kesimde işler böyle yürüyormuş. Züğürdün çenesi yoruluyor yine anlayacağınız. ;)


 Dedikodu da yaptığıma göre, haydi kendinize iyi bakın, güzel bir üç gün geçirmenizi dilerim!






3.31.2018

Sorular

 



Merhabaaa!



Bu ay, geçen aya kıyasla bayağı az yazı girmişim. Hep aynı şeyler yazmak istemiyor insan tabi. Hayatımda da pek bir şey değişmiyor anlayacağınız üzere. Şikayetçi de değilim, var olan değişim gayet tatmin edici hatta adapte etme aşamasındayım.  Bu ay istikrar sağladığım konuların üzerine ufakta olsa bir taş daha ekledim. Mesela çamaşır çok yoğun ama devamlılık var. Ütüyü azıcık saptırdım ama zaten yeterli miktarda ütülenmiş kıyafet var. Tezhip için evde devamlı çalışamasam da kurs günlerini ekmeden devamlılık sağlıyorum. Belirli bir yeterlilik var, ne öldürüyor ne süründürüyor. :)


 Sağlık konusun da kafam çok karışık. Altı öğün mü yemeli yoksa iki öğün mü? İki öğün denedim aslında bir ay boyunca. Akşam dört, beş civarı kestim yemek yemeği. Vücut nasıl rahatlıyor anlatamam. Ama iki öğün yerine tek öğün ya da çok kısıtlı sürede iki öğün yedim. Ve hiç kilo vermedim. Bu hata, acaba bir daha denesem mi dedirtiyor bana?


 Altı öğün yersem kilo vereceğimi biliyorum. Ama altı öğün yemek çok zor. Her gün hazırlanmak, yemek... Üstelik artık sağlıklı da bulunmuyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Son zamanlar da daha çok yayılan her gün düzenli vitamin vs. içme konusun da ne düşünüyorsunuz? Olması gereken mi, ilaç firmalarına yardım ve yataklık mı? Tabi vücutta eksikliği bulunan vitamini almamaktan bahsetmiyorum.


 Kafamın içinde dönüp duran bir diğer soruyu da sorayım? Özel okullar hele anaokulları (en düzü yirmi binden falan başlıyor anladığım kadarıyla) sahiden hak ediyor mu? Yani Allah aşkına ne yapıyorsunuz çocuklarla bu parayı alarak. Dedem hep şöyle derdi, çalışacak, iyi yerleri kazanacak çocuk devlet, özel, dershane farketmeksizin kazanır.  Öğrenciyken anlamazdım ama ebeveynlikte anladığımı düşünüyorum. Özel okula göndermenin artıları olmaz demek istemiyorum, olmalı zaten. Hatta sekiz kişilik sınıfları olan özel okula göndermeyi de çok isterim. (Ödemesi yıllık dolar bazında cınım sen kimsin?)  Devlet okulundan hallice olan köklü bir kolej olsa bile (başarı odaklı oluyorlar, anaokulunda okumayı sökmemiş öğrenci kalmıyor mesela) gerçekten o parayı hakediyor mu? Bunun yerine devlet okulunda iyi bir öğretmenle (yani öğretmen,öğrenci, veli üçlüsü uyum sağlamışsa) okula gitmek çok mantıklı değil mi? O kadar parayı koleje verene kadar, özel öğretmenle çalışır çocuk. İstediği kursa gönderirim. Ne bileyim daha mantıklı geliyor artık... Siz nasıl kararlar aldınız ya da alıyorsunuz arkadaşlar?


Over the Hedge (Widescreen Edition) Saat çok geç olmuş, uykusuzluk vertigo hissi oluşturuyor. Ben size çok tatlı bir animasyon önerip kaçayım.

 İzlemişsinizdir muhtemelen, eskilerden . Eski animasyonlar büyüklere daha çok hitap ediyormuş sanki. Verilen mesajlar harika ve rahatsız etmeden tatlı tatlı gönderiyorlar. İzlemediyseniz pişman olmazsınız!



 

3.24.2018

Tezhip Üzerine







༺❀༻Tezhip༺❀༻ 

  Merhaba! Ufak bir özet geçeceğim tezhip hakkında. İcazet alınması için dört sene gidilmesi gereken bir sanat dalı. Ben birinci senesindeyim. Dolayısıyla tümüyle vakıf olmadığım gibi,  ufak bir bilgi birikimine sahibim.





Instagram photo by @m_a_jestic via ink361.com  Tezhip ne demek? Altınlamak, altınla süslemek demek.



 
 Bu sanatta asıl makbul olan el yapımı kağıt. Asitsiz kağıtla, belirli kurallar çerçevesinde aharlanarak ve üst üste konularak kalın bir kağıt yapıyoruz. Beklemesi gereken süreyi de geçebilirse (patlamazsa) sıra boyamaya geliyor. Soğan kabuğu, kahve, pancar gibi doğal şeylerle boyanıyor. Doğada ki her renk veren ile boyanamıyor çünkü böceklendirme vs. olmaması lazım. Boyadıktan sonra sıra aharlanmasında.




 
 Ahar; jelatin, nişasta, şap üçlüsünün bir miktar kaynatılmasıyla oluşuyor. Hazırlanıp, soğutulduktan sonra kağıt üzerine ince bir kat iz bırakılmayacak şekilde sünger, fırça... yardımıyla sürülüyor. Üç defa tekrarlanıyor. Sonrasında bir ağırlık altında bir hafta bekletiliyor. Bir de bunun üzerine sürülen yumurta aharı var. Yapmadığım için ayrıntılarını hatırlamıyorum.


 
Mesmerized by the intermingling motifs of Tezhib miniatures, a popular form of Turkish decorative art. Ahar neden yapılıyor? Kağıdın dolayısıyla eserin uzun süre muhafaza edilmesini sağlıyor. Düşünün kaç yüz yıllık eserler sapasağlam duruyor. Bir yararı da, hata yapıldığın da düzeltme imkanı sağlaması.
 
 Biz ne yapıyoruz? Satın alıyoruz. :D El yapımı satın alabildiğimiz gibi en çok kullandığımız ürün, paspartu. Çerçeve için kullanılan renkli kalın kartonlar var ya hani, onları aharlayıp kullanıyoruz. Eser sahibi satmak istediğin de,  bir değersizlik oluşmuyor.


 
 Tezhip, kuralları olan bir sanat dalı. Bitkisel çizim yaparken, penç (çiçeğin kuşbakışı çizimi) motifinin istediğiniz gibi devam edebilirken, hatai (çiçeğin dikey kesit çizimi) motifin de alttan girip üstten devam etme zorunluluğu vardır mesela Boyama stilleri de farklılık gösterir. Doldurma, şukufe, münhani,halkar... Sadece bitkisel formlardan oluşmazlar. Geometri, rumi, rokoko... Dönem dönem değişen stiller, yenilikler bize çok geniş bir alan sunmakta. Hakkını vererek yapmak bana da nasip olur umarım...
 
  



Not: Tüm eserler pinterestten alınmıştır... 
 
 


 

3.11.2018

Günlük

 


 Merhaba! Yazmayalı iki hafta olmuş. Ama güzel işler peşindeydim. Yoruldum, başım çatlarcasına ağrıdı, bazen çocuğumdan önce sızdım, bazen uykusuzluktan boş boş baksam da sabahladım. Böyle geçti iki haftam özetle. Detaylandırmaya kalkışayım bir de... :)


 Tasarım yapmaya bayılıyorum ama o kadar uzun sürüyor ki. Tam bir haftamı verdim bu tasarımım için. Ve tamamen bitmedi bile daha. İşin ilginç tarafına gelirsek, benim için tezhip demek mükemmellik demekti. Oysa, tezhip bana mükemmelliğe yaklaşmak için sabrı öğreten yegane şey oldu. Mükemmel olması için ne kadar uğraşırsam uğraşayım olmuyor ve mecburen elimden gelenin en iyisiyle yoluma devam ediyorum. Devamı da mükemmel olamıyor, birbirini tamamlıyor. Tamam ortaya koyduğum eserler! gözleri kanatıyor ama artık eyeliner çekmek çocuk oyuncağı. Ahahah....


 Bu sefer üşenmedim saydım. Vee bir hafta içerisinde makineyi tam 8 (sekiz) defa çalıştırdım. İki kere daha çalıştıracak kadar çamaşırım var hala. Ya biz evde üç kişiyiz 3. Yıka, as, katla, yerleştir... Ömrüm çamaşırla geçiyor. Düzelecek bir tarafı da yok...


 Oyuncaklar evi ele geçiriyor ya da çocuğum evi ele geçirdi. Çünkü bizim yatak kızımın zıplama mekanı. Ama orada keyif yapmaya bayılıyor. Ve tabi oyuncaklarıyla oynamaya da. Çocuk odası zaten oyuncak dolu. Oturma odasını söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama koltukta oturacak yer bulamıyoruz. Hol bubi tuzağı zaten. Mutfak oyun alanlarından biri. Salon kış dolayısıyla kapalı ama oyuncakları gözüm görmesin diye topladıkça oraya istifliyorum. İki balkonda da oyuncaklar var. Metrekareye on adet oyuncak falan düşüyor herhalde. Belirli aralıklarla vererek kurtarıcım oluyorlar diye atamıyorum da...


Minyatür Evi süpürürken şifonyerin yerini, koltukların şeklini değiştirdim. Yarın yine değişim yapar süpürür, silerim diye düşünüyorum. Çocuk odasını da bayağı toparlamışken yine şeklini değiştireyim diyorum.  Pazartesi kurs var son noktamı da koymam lazım ki deseni geçireyim artık.. Yarına iş çok yani. Tezhip tezhip diyorum ama bir ara şöyle üzerinden anlatacak bir post hazırlayayım değil mi ama? Bu ara minyatür ve çiniye de ayılıp bayılıyorum, gözlerimden kalpler fışkırıyor. Minyatüre bayılmazdım ben eskiden, şimdi nasıl da masalsı geliyor. Yanda  ki alıntı kimin bilmiyorum pinterestten alıntıladım ama bu ara hayalim de hep bu var...


 Sadece yakınıp, sıfır içerikli bir yazımı daha paylaşıp uyumaya gidiyorum. Sizlere bol bol sevgiler ve huzurlu bir pazar dilerim...

2.26.2018

Günlük Konuşmalar




 Illustrations by Lucy Fleming
 
Yine beş kere su içildi, altı kere tuvalete kalkıldı ve tabi ki üç kere herkesin boynuna sarılıp defalarca öpüldü. Yatağına geçtikten üç saniye sonra ağlamaya başladı. Ne oldu dediğimiz de verdiği cevap.
 -Hayat çok kısa, keşke daha uzun olsaydı...


 Günün kısa olmasından yakınıyor ama genelleştirme güzel. Ve evet bayağı bir ağladı bu aforizmasına.




  
Teyzesi elimi yıkamam gerekiyor azıcık izin verir misin? dedi. Koşarak içeriye gidip, ıslak mendille mutfağa geldi. Hızlı hızlı teyzesinin ellerini silerken, tam bir türk anası edasıyla rezil rezil dedi.
Valla kendisine böyle bir şey yapmadık nereden gördü bilmiyorum. Ama çok güldüm.


 
Babasına alışveriş merkezine gitmek istediğini, sıkıldığını söyledi. Babası götürmeyeceğini, dinlenmek istediğini söyledi. Kafayı çat diye bana çevirip;
-Yürü anne gidiyoruz dedi. Otobüs gitmiyor sanki diye söyleniyor bir taraftan. :D
-Olmaz babayla birlikte gidelim.
-Hayır istemiyorum onu. İkimiz gidicez.  Binicez otobüse.
Yavrum daha ben yapmadım böyle bir atar. Hayırdır!



Birlikte oyun oynuyoruz. Bir an durdu ve dedi ki:
-Anne biz yeni ev alalım ama ev sahibi ben olacağım.



Ajandasına beni ve babasını çizmiş. Bir baktım, babası yandan gülümsüyor. Benim gözler pörtlek, ağzım beş karış. İçimden yorumlayıp üzülüyordum ki, resmin hikayesini anlatmaya başladı.
-Babam anneme hediye almış, annem şok!
(Durumun vahametini küçücük çocuk bile anlamış. :D)





 Arkadaşı dedi ki:
 -Ben pamuk prensesim!
 -Hayır ben pamuk prensesim diye atladı benimkisi. İlginç bir şekilde hırslandı da.
 İkiniz de prensessiniz dedik olmadı. Ben son çare çocukla çocuk olma yolunu tuttum, o zaman pamuk prenses biz oluruz dedim. Çocuklar şok! :D Eve geldik babasına anlatıyor.
-Baba E.'de pamuk prenses olduğunu söylüyor.
-Bütün çocuklar annelerinin babalarının prensesidir kızım vsvs. anlatıyoruz yine ama bir tık bozuldu. Zaytung geçenler de bir post atmış çok gülmüştüm. Okula başlayan Ecem Su kendisinden başka 600 tane daha prenses olduğunu öğrenince şoka girdi tarzında bir şeydi. Okuldan önce yaşadık çok şükür.

Ayrıca bu prenses diye sevme olayı çok olmaz. Daha çok kedi, kuş, kuzu... kullanırız. Hatta bir sene öncenin aşırı tatlılık içeren diyaloğunu da paylaşayım.
-Anne bana niye kedi diyorsun?
-Sevdiğim için söylüyorum, hımm kedilerin tüyleri gibi yumuşacık saçların var vs. şeklinde çok mantıklı! açıklamalar yaptım. İçeriye gitti geldi bir taraftan yanaklarımı sıkıştırıyor bir taraftan bir şey dedi ama anlamadım. Sordum.
-Fok balığım beniiim dedi.
Ve evet hala ikimizi de böyle seviyor. Mantıklı yapacak bir şey yok. :D

Not: Bloğa eklediğim tüm çizimler ve fotoğraflar alıntıdır. Bu postta ki çizimin devamını görmek isterseniz adresi ekliyorum.
lucyflemingillustrations.com






2.25.2018

 Merhaba...




 O kadar çok konu var ki gündemde. Bazen sinirleniyorum yazmak istiyorum. Yazarken yıkasım geliyor herşeyi. Sonra diyorum ki, herkesin içinde olduğu bir durumu bir kere de sen dillendirince ne olacak? Tuz basmaya devam etmekten başka bir şey yapmayacaksam yazmanın manası yok diye düşünüyorum. Ağzıma bile almak istemediğim haberler için söylenecek herşeyi binlerce defa söyledik zaten.

 Ben şuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü tehlikeli görüyorum bu dikkatsizliği. Arkadaşlar bu taciz olaylarının cehaletle birebir alakası yok. Kitap okumamaya bağlayan ve çok beğenilen, alkışlanan yorumlar görüyorum sosyal medyada. Dünya da medeniyetsiz kalan, hani vahşi bir yaşam süren insanlar ortada. Ülkemizi baz aldığımızda da, böyle şeyleri bilmeyen olduğunu düşünmüyorum.  İnsanların eğitimsizlikle ya da çok uzaklardaymış gibi yazıları kaleme almasının sebebi kendinden uzak tutmak. Kendini o durumda düşünmekten azıcıkta olsa alıkoymak.

 Daha kaç sene oldu, gündemimizin bir öğretmenin okulda ki öğrencilere yaptıklarıyla çalkalanışı. En yakınında ki insanların, aile dostlarının yaptıkları. Kaç kadın isim vermeden ya da vererek anlattı ağlaya ağlaya. Biz kaç kişiye ağladık, parçalandık?

 Evet çok rahatsız edici söylediklerim, ben de çok defa delirmenin sınırına geldim. Ama göz ardı etmek çözüm değil. Çok üzgünüm ben de tuz bastığım için ama algıların yanlış tarafa kaydığını düşünmek rahatsız ediyor beni. Bazı şeyler de çıldırmamalı ama rahatlık düzeyi de ayarlanmalı...

 Ben de çözümünün ağır cezalardan ve ölümden geçtiğini düşünüyorum. Temennim en kısa sürede uygulanılması.

 Umutla kalalım...

http://www.palabrasalavida.com Formamos parte de la naturaleza y del universo. Mirar las estrellas, agradecer a los árboles lo que nos entregan, disfrutar de los pájaros...cualquier cosa natural nos recuerda quiénes somos y qué es la vida. Para no olvidarlo, regálate palabras escritas con http://www.palabrasalavida.com  --------------------------- Travel themed wall art, India Poster for Kids, Amélie Biggs








Günlük Konuşmalar

  Avm'de alınacaklar kısmını halletmişiz, oyuncak kısmına gelmiş sıra. Geziyoruz, kapanmak üzere olduğu için neredeyse kimse...