6.19.2013

Sol Adına Söylenen Yalanlardan Bıktım

Halil Berktay'dan Gezi eylemcilerini kızdıracak yazı

Daha önce 1977 yılında yaşanan 1 Mayıs olaylarıyla ilgili 'Solcuların iç hesaplaşması nedeniyle katliam çıktı' diyen Halil Berktay şimdi de Gezi olaylarını yorumladı.

SOL ADINA SÖYLENEN YALANLARDAN BIKTIM

Nişantaşı Valikonağı civarında oturan Berktay, polisle çatışan eylemcileri yazdı. 16 Haziran'da yapılan protestoları ve polis müdahalelerini anbean takip eden Berktay, 'Ben bıktım artık. Bir solcu ve bir demokrat olarak, on yıllardır sol adına söylenen yalanlardan bıktım. "Kol kırılır yen içinde" anlayışından bıktım. Bütün oportünist faydacılıklardan bıktım. ' diye yazdı.

İŞTE BERKTAY'IN O YAZISINDAN ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR

Gözlemlerimi net özetleyeyim. (1) Polisin bütün mevzilenişi, kimseyi Nişantaşı kavşağının ötesine geçirmemek, Taksim'e ilerlemelerine olanak vermemek üzerineydi. (2) Polisin, protestocuların fazla ilerlemesini önlemek için zaman zaman gaz fişeği atmak dışında bir güç kullanmama talimatı aldığı çok açıktı ve nitekim öyle de davrandılar. Benim görüş alanım dahilinde, cop kullanmadılar, kimseye başka şekilde de vurmadılar, kimseyi gözaltına almadılar. Hatta yan sokaklardan birisi üzerlerine yürüdüğü ve küfrederek itip vurmaya kalkıştığında bile, sadece geri itmekle yetindiler; hiçbir karşılık vermediler. Oysa o kişinin yaptıkları (veya karşı apartımandan bir hanımın ettiği, kızımı "baba, Nişantaşı'nda Atatürkçü olmayan herhalde bir tek biz varız" demeye sevkeden küfürler) derhal
tutuklanmalarına yeterdi de artardı bile. (3) Ben Gezi Parkı direnişinin başından değil, ilk haftasından da değil, bugününden, 15-16 Haziran'ından bahsediyorum.

BİRİLERİ CUMHURİYET TARİHİNİN EN KİTLESEL EYLEMİDİR DEYİP DURSUN

BU ÖLÇÜLER İÇİNDE, aşikâr olan, bütün saldırganlık ve şiddet insiyatifinin eylemcilerden geldiğiydi. Artık Taksim'e ulaşmak ve tekrar işgal etmek diye bir umutları da yoktu; sadece ve sadece, nerede ve ne ölçüde olursa olsun polisle çatışmak istiyorlardı. Belki bir kısmı için bu, AKP'yi devirmek gibi bir hedefe bağlıydı; bir kısmı içinse, kendini (1848 veya 1870-71 misali) "barikatlardaki bir özgürlük savaşçısı" gibi hissetme arzusundan kaynaklanıyordu. Ama ortada somut, anlamlı ve ulaşılabilir hiçbir siyasi hedefin kalmadığı ve eylem için eylem, çatışmak için çatışmak arzusunun öne çıktığı son derece belirgindi. İsteyen, "bu Cumhuriyet tarihin en kitlesel eylemidir" diye yazıp dursun. Belki gerçek olan, bu gençlerin kendilerini öyle bir "tarihsel ân ve aksiyon" içinde hissetme özlemidir. Elle tutulur olan şu ki, sokağa yalnızca hırslanmış bir öfke ve nefret ile belki bir kahramanlık ve macera hissi hükmediyordu.

KOL KIRILIR YEN İÇİNDE KALIR ANLAYIŞINDAN BIKTIM

Biliyorum ki bunları çıkıp söylemem ve yazmam, şimdi gene bir tepki dalgasına yol açacaktır. Aldırmıyorum. Ben bıktım artık. Bir solcu ve bir demokrat olarak, on yıllardır sol adına söylenen yalanlardan bıktım. "Kol kırılır yen içinde" anlayışından bıktım. Bütün oportünist faydacılıklardan bıktım. Geçmişte ve bugün, benim kendi kuşağımda ve şimdi kuşaklarda, maksimalist boyölçüşmeci,
saldırgan ve şiddet kullanan kesimlere "masum gençlerdir" veya "barışçıl protestoculardır" veya "meşru savunma halindedirler" diye kol kanat germekten bıktım -- vakti zamanında bana ve bizlere kol kanat gerilmiş olmasından da, şimdi başka gençlere kol kanat germeye çağrılıyor olmaktan da bıktım ve utanıyorum. Günlerdir okuduğum "polisin inanılmaz vahşi saldırıları" teranelerinin (ki yok
böyle bir şey; polis kullanabileceği şiddetin belki en fazla yüzde 10-15'ini kullanıyor) yanı sıra, eylemcilerin şiddetinden zerrece bahsedilmemesinden bıktım ve utanıyorum. Sürekli kriz ve sürekli çatışma mantığıyla her türlü şiddeti davet edenlerin, sonra da "anne polis beni dövdü" havasıyla himaye
aramasından (ve bazılarının da solculuk gereği veya iktidar düşmanlığı gereği onlara bu himayeyi sunmasından) da bıktım ve utanıyorum.

TÜRKİYE'DE MUHALEFET VE SOL NAMUSLU OLMADIĞI SÜRECE..

Ben bu satırları yazarken Başbakan Erdoğan da Kazlıçeşme'de hep aynı kibir ve nobranlığıyla konuşmuş; üstelik MHP'yi (veya tabanını) da yanına almış;
bir çeşit fiilî Milliyetçi Cephe oluşturmuş. Yapar, yapmıştır. Tek el şaklamaz. Kim itti onu o noktaya? Krizi Erdoğan başlattı; ikinci hafta boyunca sürdüren ve hele 15 Haziran Pazar sabahından itibaren bu kutuplaşmayı özellikle davet eden de, ister "sol" deyin, ister Taksim Dayanışması, ister protestocular-eylemciler, işte onlar oldu. Hükümet demokrat olsun; peki. Ya muhalefet? Acı olan şu ki, Türkiye'de önce muhalefet (ve sol) demokrat olmayı ve dürüst olmayı ve namuslu olmayı öğrenmedikçe, iktidarı ve bütün toplumu demokratlaştıramaz

6.17.2013

Diktatör



Gezi Parkı eylemleri nedeniyle üzülerek görüyorum ki çoğunluk muhakeme yeteneğini kaybetmiş halde. Kalıpların dışına çıkıp düşünmek isteyen çok az insan var. Herkes mikrofonların önünde edilmiş iki cümlenin peşine takılmış gidiyor. Kimse sorgulamak istemiyor. Kamplara bağlılık artmış durumda. Tartışma öfkeye, dostluk kine, ideoloji düşmanlığa dönüşmek üzere... 20 gündür biber gazları, coplar, taşlar, sopalar, tekmeler, TOMA'lar, maskeler, çadırlar, tweet'ler, SMS'ler, pankartlar, dövizler, sloganlar konuşuyor ama AKLIN sahne aldığı yer çok az...
Neden böyleyiz bilemiyorum...
Tartışıp ortayol bulmayı, birbirimizi anlamayı, empati yapmayı beceremiyoruz. Birbirimizi yok edemeyeceğimize göre geriye bir tek AKIL kalıyor...
Kaderimizi birlikte yazmak kalıyor...
Ama buna da itirazı olan çok!
"Türkiye'yi Türkler yönetsin" diyorum, bir çuval mesaj!
Bu sınırlar içinde yaşayan birinin buna bile itirazı olacağı hiç aklıma gelmezdi!
Sınırlar bile bizi birbirimize bağlamıyorsa, durum hiç de iç açıcı değil demektir!
Özellikle bazıları durumu anlamak yerine ortalığı ateşe verme amacında! Dertleri memleket falan değil...
Varsa yoksa ERDOĞAN gitsin!
Neden?
Bilmiyor...
Peki Erdoğan gitsin de kim gelsin?
Cevap yok!
Koskoca Türkiye'nin düşürülmek istendiği durum bu! Kaos, terör, çatışma ve demokrasi dışı müdahale...
Sandıkta gitmeyen Erdoğan belki böyle gider!
Anlamasalar da yazacağım...
Bakın bir süre önce IMF eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın, NewYork'ta kaldığı bir otelde temizlikçi kadına tecavüze kalkıştığı gerekçesiyle başı derde girdi. Gözaltına alındı.
Kendini anlatmakta pek başarılı olamadı. Fransa'da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sarkozy'nin en büyük rakibi olmasına rağmen hakkında her gün bir TACİZ haberi ajanslara düştü! Adam resmen yürüyen bir SAPIK haline gelmişti!
Gittiği yerde KADIN varsa taciz kaçınılmazdı artık! Çünkü ALGI böyleydi! Tecavüz girişimi olayı tırmanınca mahkeme safhası başladı.
Kamera kayıtlarından yola çıkılarak KAHN'ın koridorda "iki erkeği üstüste koyup dövecek kadar güçlü" bir siyahi kadını sürükleyip odaya attığı iddia ediliyordu!
Ve bütün dünya da bu olayı medyada yansıtıldığı şekliyle kabul etti!
Kimsenin aklına "Yahu adam 3 bin 500 dolarlık odada kalıyor! İstese kadın mı yok?" sorusunu sormak gelmedi!
Ezber devreye girince akıl uçup giderdi!
İLETİŞİM böyle birşeydi!
Oysa Kahn, BARONLARIN tıpkı Kemal Derviş gibi büyütüp yetiştirdiği bir isimdi!
Görevi hedef ülkeleri çökertmekti! O ya da işaret ettiği biri ilgili ülkeye operasyon yapmak için para alıyordu! Türkiye bu operasyonların CENNETİ olduğu için buralara çok yetenekli isimlerin gelmesine gerek yoktu! Zaten burada DARBELERİN sponsorluğunu yapmış PATRONLAR hazır bekliyordu! Kahn ve Derviş gitmesi gerektiği için gitti!
Çünkü artık Rothschildler'in taşıdığı BAYRAK özellikle Amerika ve Türkiye'de yere düşüyordu! Rusya'da daha PUTİN göreve gelir gelmez yerle bir olmuştu!
Obama-Erdoğan-Putin, Londra'ya çökmüş bu aileden ve kollarından kurtulma savaşı veriyordu. İTTİFAK bunun içindi! Rusya temizlense de Amerika ve Türkiye hala tehdit altındaydı. İngiliz ve Hollanda KRALİYET aileleriyle birlikte birçok SOYLU ismin parasını yöneten bu GÜÇ özellikle savaşı İSTANBUL'a taşımak istedi!
Çünkü burada karşılarında bir tek ERDOĞAN vardı. Laiklik karşıtı bir DİKTATÖR olarak gösterilmesi bu yüzdendi!
Erdoğan "Diktatör" algısı yaratılarak götürülürse Obama ve Putin ORTADOĞU'da birşey yapamazdı! Bütün plan buydu! Bu nedenle KÜRESEL REKLAM ŞİRKETLERİ ve İstanbul'daki uzantıları topa girdi! Bazı ajanslar gece mesaisi yaptı! Amaç AK Parti'yi değil Erdoğan'ı götürmekti! Çünkü daha önce defalarca yazdığım gibi Erdoğan PARANIN EFENDİLERİ için tehlikeliydi!
Onları dinlemiyor, dümen suyuna girmiyordu!
Baronların sahne önündeki adamı SOROS daha önce "ÇİÇEK" ismi taşıyan birçok DEVRİM provasıyla ortaya çıkmıştı!
İstanbul'da da TWEET darbesiyle yüzde 50'yi sileceklerdi!
Oyun buydu! Ama tutmadı!
İngilizler'in ve Rothschild ailesinin YAŞAMAK için bırakmak istemediği Ortadoğu'dan çıkmanın zamanı gelmişti!
250 yıllık EFSANE çökecekti! Kolay iş değildi! Bunu da ne Obama ne Putin yapabilirdi! Sadece Ankara ve Erdoğan'ın katkısıyla yeni dünya kurulabilirdi! Bu nedenle zeka dolu pankartları hazırlayan arkadaşlar ERDOĞAN dışında kimseyi HEDEFE koymuyordu! Koyamazlardı!
Çünkü Londra'nın içerideki baronlar üzerinden dağıttığı rol böyleydi! Masum bir şekilde yürüyen insanlar da bu oyunu görmüyordu! Bu nedenle Erdoğan'dan sonraki senaryo saklanıyordu!
Londra'nın yaşayabilmesi için KÖRFEZ'den ve diğer ARAP ülkelerinden paranın oraya akması lazımdı! Biz laiklikle, içkiyle uğraşırken adamlar buna kafa yoruyordu! Biz ezberletilen davranışlarla tepkimizi koyarken gerçeği ıskalıyorduk...
En büyük korkuları İSTANBUL'un FİNANS MERKEZİ olmasıydı. Bu gerçekleşirse para Londra'ya değil de Fatih'in fethettiği şehre yağacaktı!
Eğer Ankara'nın Cumhuriyet'le bir sorunu olsa finans merkezini "ATAşehir'e" taşır mıydı! Her zamankinden daha fazla AKLA ihtiyacımız var!
Erdoğan giderse 50 yıl geriye gideceğiz.
Bunu size söylememezler ama kısa sürede bölüneceğiz!
Son 10 yıldır TÜRKLER'in başkaldırışı onlar için unutulacak bir mağlubiyet değil...
Bu nedenle fırsat buldukları an TÜRK olan ne varsa kazınacak! Milli duruş sergileyen herkes fatura ödeyecek!
Bunu istediğinizden emin misiniz?
Karlofça'dan beri ilk kez TÜRKLER sahnede!
"Bu kimi rahatsız eder?" diye bir düşünün! Bosna'dan Kırgızistan'a kadar olan hatta TÜRK BAYRAĞININ dalgalanması kime huzursuzluk verir?
Kaybedersek dünya eskisi gibi olacak!
Aynı aileler tarafından yönetilecek!
Ama kazanırsak, tarih TÜRKLER'i tekrar altın harflerle yazacak!

NOT 1: Sayın Bahçeli, Gezi Parkı eylemleri nedeniyle ülkücü gençleri sokağa bırakmasa da CUMHURBAŞKANLIĞI seçimlerinde Erdoğan'ın karşısındaki isme destek verecek!
NOT 2: Erdoğan, eylemlerin arkasındaki isimleri üstü kapalı açıkladı! İkinci raund yakında. Bu zaferi kazanmadan Türk'e rahat yok! Bunu sakın unutmayın.

ERGÜN DİLER

6.16.2013

Başbakanı Asacağız, Haydi Sen de Darbeye Gel!!!

   

   Neyin kafasısınız siz? Hedefler daha açık ve net bir dille medya ile bir kez daha paylaşıldı.

   Yazılacak şey çok da bunlarla yetinelim.

  -Askeri darbe yapılacak. Asker göreve!

  - Eğer ilk günlerde bu başarılamazsa diğer plana geçilecek.

  - Tatatataamm! Nurtopu gibi bir sivil darbe yapılacak.

  -Yemedi ya la halk. Bir kısmı yeter. Bütün dünya bizi konuşuyor.Siz gençlere uzatmaları için gaz verin, biber gazı da Tayyip'den. Ohh ne güzel. Saldırın..

  - Yorulmak yok. Halk sokaklardan evine girmeyecek şekilde fitlenecek. Medya arkamızda hiç merak etmeyin.

  -Sürü psikolojisi candır. Yalan, yanlış twitter, face, tv , blog kullanımına devam.  Koskoca bakanlarımız neler uydurup yazıyorlar. Hiç birşey olmaz. Sakın korkmasınlar. Arkalarında koca koca avukatlarımız var.

  -Aydınlarımız! halkı gaza getirmeye devam edecek. Mehmet'in bıraktığı iş yarıda kalmayacak.

  - "Tayyip Erdoğan'ın finali Adnan Menderes'in finali gibi olacaktır. Savaş bizim ve kazandık."

 - Tayyip'i indirip hemen demokratik haklar yerine getirilecek.

 - Önce idam yasası geri gelecek. Tayyip ipte sallandırılacak.

  -Abdullah Öcalan mı? Yok canım, idam yasası kaldırıverin. Aa ne kadar gerici bir zihniyet. İdam yasası falan.

  - Başörtüsü de neymiş. Her gördüğünüzün kafasından çekip alacaksınız o lanet şeyi.

  -Üçüncü köprü ,havalimanı falan iptal. Sakın o da ne öyle? Boşa para harcamak. Pehh..

  - Taksim'e Tayyip'e inat ucubeler dikilecek. Heh heh. O ağaçlar hiç bu sanatın yanına yakışmış mı? İndirin.

  - Ohh ne güzel eskisi gibi borçlarımız da var. Kıçımızı kaldıramayız bir daha. Ay ne rahat bir koltuk böyle.....

6.15.2013

Gezi Parkı Perde Arkası Hakkında Komplo Teoriler


  Son olaylar yeniden siyasete gönül vermem için bana büyük bir baskı yapıyor. Gönül vermekten kastım bol bol kitap okuyup komplo teorileri kurmaya yeniden başlamak. Ah çok özlemişim. Şu an ancak temel sorular üzerinde durabiliyorum. Bazılarının cevapları bile yok. Dolayısı ile oturaklı bir yazı yazmak için zamana ihtiyacım vardı. Bir de nedense konuşmak daha kolay geldi. Haberler, köşe yazıları birer birer okundu ama sıra yazı yazmaya gelince hiç  içimden gelmedi. İlk zamanlarda yazdıklarım hariç tabi. Onlarda haklı sükunet çağrıları idi.

  Fakat gelişmeler ve üzerine yazılan yazılar o kadar detaylı ki. artık temele gerek kalmadı. Mesela Merve Şebnem Oruç'un yazılarını okumanızı tavsiye ederim. Güzel, ilginç teoriler.  Farklı yazılarından bir kaç alıntı yapayım;

  31 Mayıs’tan bugüne son iki haftada yaşadığımız olaylar hafızalarımıza öyle veriler kazıdı ki, bunları önbellekten silmek mümkün olsa da, tamamen yok etmek imkansızmış gibi görünüyor. Toplumda uzun süredir var olan kutuplaşmalar o kadar keskinleşti ki, olanları hiç yaşanmamış farz etmek de pek mümkün değil. Aileler birbirine düştü, akrabalar birbirine düştü, dostlar-arkadaşlar düşman oldu. Kısacası, Türkiye içindeki sosyal hayat değişti, sıkışan fay hatları bir depremle yeni yerlerine oturdu. Bir ülkenin ne kadar kısa sürede savaşa müsait bir ortama dönüşebileceğinin, birlikte yaşayan insanların bir anda birbirini öldürmek isteyebileceğinin mini bir öngösterimini yaşamış olduk.

 Suriye muhalifleri ve Türkiye’nin Batı’nın dayatmalarına karşı dik durarak sonuç almayı başardığını öngörmemizi sağlayan bir diğer gelişme, Erdoğan’la Gezi Parkı temsilcileri arasında üç saat süren toplantının sonucunda önce ‘yargı’, sonra ‘referandum’ kararının çıkmasıydı. Erdoğan, irrasyonel görünen iki hafta önceki sert söyleminden vazgeçmiş ancak halk iradesinden vazgeçmemişti. Bu aynı zamanda, yerel yönetimleri güçlendirmeye yönelik adımların ‘de facto’ olarak alınması, yani Erdoğan’ın hiçbir hedefinden sapmadığı anlamına gelmekteydi.
 İngiliz The Economist dergisinin kapağında Erdoğan’ı bir Osmanlı Sultanı olarak resmettiği dünkü sayısı, bana göre, Orta Doğu’daki bu yeni dalganın neden olduğu korkunun bir göstergesi niteliğindedir. Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldığı 1916 Sykes-Picot Antlaşması’ndan beri ilk defa bu kadar güçlü ve Orta Doğu’ya entegre bir Türkiye gören Avrupa’nın bilincindeki paniği kapağına taşıyan The Economist, bu bağlamda gayet açık davranmış gibi görünüyor. Esad’ın düşüşü ile beraber, Suriye’deki dostları aracılığıyla İsrail’e dolaylı bir sınır komşusu olacak olan Türkiye, bugün üstelik, ‘One Minute’le, Mavi Marmara’yla cesur çıkışlar yaptığı günlerden daha güçlü durumdadır. Dünyanın kanını emen kenelerin oyunlarına kendi iradesiyle çomak sokan yeni Türkiye’nin başbakanının oyun dışı bırakılmaya çalışılması, bu perspektiften bakınca beklenen bir davranış gibi görünüyor. Bunu ellerindeki muazzam medya ve manipülasyon gücü ile başarmaya çalışmaları elbette şaşırtıcı değil. Erdoğan’ı açıkça, gelecek seçimlerde AKP liderliği ve yetkilerini Abdullah Gül’e devretmeye çağırma küstahlıklarıysa, aslında bu oyunda final sahnesinin yaklaşmakta olduğunun net biçimde işaret etmektedir.
 Pakistanlıların hilafeti kurtarmak için gönderdiği parayla, kadınların kollarından çıkarıp gönderdiği altınlarla kurulan bir İş Bankası’nın öyle böyle değil, çok büyük ihanet olduğunu görmek bugün artık daha kolay...

         http://mervesebnem.com/


        Yer yer kendi yorumlarımla (ki bazı yazılar için buna hiç gerek olmuyor) alıntılar yaparak post yazmaya kararlıyım. 

        NOT: Eylemcilere bir soru; (Bilhassa Mehmet Okur, Mehmet Ali Alabora zihniyetinde olanlara..)

            -Bi-tarafım. Bertaraf mı olacağım şimdi? Duyamadım?

       
     .

6.05.2013

Tayyip dönmeden ülkeyi sakliyoruz beyler!




Yaran bir inci sözlük başlığıdır ve yapılan plan şu şekilde anlatılmaktadır;

''tayyip dönmeden ülkeyi sakliyoruz beyler''

biliyorsunuz tayyip yurt dışı gezisine çıkıyor, perşembe gününe kadar da dönmeyecek. biz de bu süreden yararlanarak türkiye'yi elele vererek başka bir yere taşısak ya ? böylece geri döndüğünde bizi bulamayacak, rahat edeceğiz. hem sorun çıkarıp duran tüm komşularımızdan da kurtulacağız...

benim fikrim şöyle; bu gece saat 21.00 gibi herkes bir omuz verecek, ülkeyi akdeniz üzerinden yavaşça cebelitarık boğazı'ndan geçireceğiz. sonra panama kanalı üzerinden geçirerek and dağları'nın arkasına saklayacağız...baktık ki, gördü ( adamın boyu 1.85 beyler, ayaklarının üzerinde hafifçe yükselse bizi görür ) bu sefer o gelesiye kadar başka yere taşıyacağız.

not: aranızdan "lan cebelitarık'tan, panama kanalı'ndan nasıl geçirçez koca ülkeyi, sığmaz ki olm" dediğinizi duyar gibi oluyorum, hayatınızda hiç yatak, büyük sunta taşımadınız mı lan siz ? yüklenip dik duruma getirip öyle geçireceğiz. 

1. bazı panpalarımın cebelitarık'tan geçerken hatay ilinin zarar görmemesi için önerileri var, dikkate alınacak.
2. kıçtan takma renault marka motor takılması önerisi var, değerlendirilebilir..
3. "100 yıllık ülke, çizilmesin sağı solu" diyenler için de önlemler alındı. ( geyik nakliyat ambarından eşya sardıkları eski yün battaniyelerden aldım, sararız hiç bişi olmaz )

EKŞİ SÖZLÜKTEN ALINTIDIR! 

 Gördüğümden beri gülmekten yerlere yattığımız entry.  Hani öyle okudukca değil, hatırladıkca sırıtmaya başlayarak, alıntı yapmaya ve kahkahalara boğulma sebebimiz oldu kendileri. En sonunda da benim değişmez klasik repliklerim; 

  -Adamın hayal gücüne hayran kaldım ya. 

Kendilerini tebrik ediyorum. Güzel bir zeka, ince bir espri kabiliyeti. Umarım bunu güzel bir şekilde kullanıyor veya kullanıcaktır.

  Sizinle de paylaşmadan duramadım.....

6.04.2013

Vialand ve Gezi Parkı İçin Küçük Bir Not

 Hafta sonu Vialand'e uğradık. Tema Park daha açılmamış. Avm'yi açmışlar. Üstelik açmamaları gerekirken açmışlar. Bu izinleri nasıl ve nereden almışlar çok merak ettik açıkcası. Şikayetimiz de yaptık. Buyurun görsellerle anlataym bu vahim durumu sizlere.


Avm açık konumdayken ve içeride yüzlerce insan varken asansörler yapılmaya çalışılıyordu..


Kablolar, kablolar....

Cam tuzla buz olmuş, konumun yüksekliği ortada zaten...

Burada yüzlerce çocuk var. Bu ne hal?

Acaba yeri orası mı?




Otoparktan bir görüntü. Elektrik kablasu dışarıda sallanıyor, zemin ıslak. Bu görüntüleri arabadan çektim gördüğünüz gibi.






Otoparktan çıkış bile bu halde..





Avm içinden asansörler.


Avm içinde ki derzler  daha kapatılmamış..



 Avm'nin mimarisini ve açık hava oluşunu çok sevdim. Gayet ferah. Bana İzmir'de ki bir Avm'yi hatırlattı. Ama adını bir türlü hatırlayamadım.

 Sağduyulu, oyunlara gelmeyen, gerçekten ağaçları korumak isteyen bir Türkiye dileğiyle... Gerçek aktivistlerimize ise kolaylıklar diliyorum. İşiniz çok zor...


6.02.2013

Gezi Parkı


 Her şey bir yere kadar ama gazetelerde, haberlerde,sosyal ağlarda bunları gördükçe çılgına dönüyorum. Asıl o zaman kafa göz dalasım geliyor. Hem onlara hem de bizim büyük büyük gazetelerimize bu haberleri, onların  uşakları kıvamın da verdikleri için. Güya kafa tutuyorlar. Lan sen kendi hükümetine kafa tutup eleştirdiğin gibi,  Amerika'ya zırta pırta hepsine aynısını yapacaksın. Ne demek mi?    
 Vatandaşının yanında olan büyük gazetemizin haberine buyurun. Lafım sadece bu gazeteye değil. Devamlı bu gazeteyi okuduğum için yanlışı kaldıramıyorum..  


      Beyaz Saray, Taksim Gezi Parkı'ndaki olaylarla ilgili Türk yetkililere "itidal" çağrısında bulundu. 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Laura Lucas tarafından yapılan açıklamada, barışçıl halk gösterilerinin demokratik ifadenin bir parçası olduğunu belirtildi. Açıklamada, "kamu otoritelerinin sorumlu ve itidalli davranmalarını bekliyoruz" ifadesi kullanıldı.



  Sana ne ? Benim ülkemde ki, demokrasiden sana ne? Biz kendi çapımızda her zaman yaptığımız gibi hallediyoruz!! Benim ülkemde ki, insanlar terör yüzünden şehid olurken demokrasin nerelerdeydi ? İtidal çağrısıymış. SEN BENİM İÇ İŞLERİME KARIŞAMAZSIN!!!

  Bütün ülkeler birden bize destek olmaya başladı .Hepsi de kılını kıpırdatmayan ..... . Kusura bakmayın ama haber kanallarının vs. bu saçma sapan şeyleri tepkiyi bırakın, kabullenerek vermelerini hiç ama hiç kaldıramıyorum.Nasıl bir habercilik anlayışı. Haa, bir de bunları marifet zannedip her türlü sosyal ağda paylaşanlar var ki, neyi savunduklarının farkındalar mı, yoksa...? Bence ezber. Az daha aklınızı kullanın. 
İÇ İŞLERİNİZE KARIŞTIRMAYIN!!!

  Not: Bu ülkelerin bu lafları, gazları hayır değil. Şimdiye kadar görmedik. Ona göre. Herkes kendine çeki düzen versin.Kitle halindeyken ufak bir kıvılcımın nelere kadir olduğunu tüm dünya bilir. Zamanın da çok çekmişiz. Aman dikkat.. (Sadece vatandaşa söylemiyorum burada.Herkes ayağını denk alacak!)





Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...