Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Günlük ve Abiye Stilist Çizimleri (İllustrations)

Eski hayallerimden biri hortlak gibi canlanıverdi içimde bir yerlerde. Kendimi tutamadım. Bak bak doyamadım. Siz de bakın istedim. Olacak olacak bir gün olacak. Buraya yazıyorum. (Pinterest'ten alıntıdır)



















#hergüneyenioyuncak

Oynasın diye evi önüne döküyorum ama yorgunluktan fotoğraf çekmeye elim varmıyor. Zaten fotoğraf makinesini elime aldığım gibi makineyi isteyip verdiğim kadarıyla yetinmeyip ağlamayla son bulduğu gibi üzerine bir de hiç flu olmayan bir fotoğraf çekemediğim için oflayıp pufluyorum. Bunların biri taze diğeri eski ama bloğumda da olmalılar. Zaten kırk yılda bir paylaşıyorum her yerde olsun..


  Güya hanfendiye yastıklardan ev yaptım. Hiç sallamadı. On aylık bebe anlamıyormuş. He zaten pek bir şeye de benzediğini söyleyemem. Belki ondan anlayamamıştır.


Benim içdiğim kahvenin kupası mutaka ama mutlaka hanfendinin oyuncağı olmalı. Kurtuluş yok. Eh annesi eline bir de elma verirse bücürük de hemen şekil yapar...


Beraber Hayalimiz Olsun

Geçenlerde D&R'da geziniyoruz. Öyle özel bir durum söz konusu değil. Her avm'ye girdiğimizde gezdiğimiz gibi klasik,sıradan. Bir ara hobi kısmına gelince eşim arkadaki gezi kısmını işaret edip;    

    -Beraber bir hayalimiz olsun. Seç istediğin yeri. Fırsatımız olduğunda ilk seyahatimizi oraya yapalım, dedi.

   Önce ciddiye almadım. (Bunu nasıl oldu da söyledi, aklına gelebildi hayret ettim zaten. Bildiğin romantik bir teklif yapıyor adam. Şaşkınlığı gizlemek lazım.) Güzel ülkemizin nadide şehirlerinden birini söyleyiverdim. Ama baktım bayağı ciddi.

   -O zaman sadece bana bırakma. Beraber seçelim, dedim.

   Aslında ilk tercihimiz daha mistik,egzotik yerler. Ama ya çocuk hastalık kaparsa, gezeceğiz diye extra bir sürü aşı olmasın yazıık (sanki ertesi gün gideceğiz) , ya da karışık oralar, çok uzak gibi sebeplerle yine Avrupa'ya kaldık. Bak görüyor musun? Cık cık...

   Viyana ve Prag tercihlerine indirdim hemen hiç zorluk çekmeden. Prag'da karar kıldık. Vatana m…

#hergüneyenioyuncak

Bugün  fotoğraf çekerken onu instagram da paylaşasım, paylaşırken de böyle bir hashtag koyasım geldi. Güzel oldu sanki. Sevdim. Hashtaglerle yaşıyorum. Onla olmasa ne yapardım? Biraz önce şükür vesilesi diyerek seksen gün kadar, şikayeti az buçuk yasaklamış oluyorum sanki. Yoksa ooo. :D

 Balkızın eline bir mug verdim. Baş harflerimizin treninin başını da çuf çuflayarak törenle mugdan yapılma garajımıza koyduk. Başka oyuncaklarla da yaptık ama en çok bunu sevdim ben. Balkız mı? Onun için fark etmez. Hepsi iki dakikalık heves. Maymun iştahlımı olacak ne? Kime benzediyse artık?

Elma Şekerim #80şükürvesilesi 1

Günün çorbasından arakladım bunu. Daha görür görmez benim hayatıma da böyle bir dokunuş gerekli dedim. Ben sormaya fırsat bulamadan izin alınmış aynı isim altında taglenmeye bile başlanılmış. Çok sevdim ben bu hashtagi. Günüme çook güzel dokunuyorsun Günün Çorbası. Yazılarını da, seni de, tamam kabul en çok Arca'yı seviyoruz. (Bizim evde bir Arca'nın, bir de Ahmet ile Melike'nin adı hiç eksik olmaz. Şimdiler de bir de Sema Günel'in üçüzleri. :)



  Benim ilk şükür vesilem kızım. Bebeğim, herşeyim, hayatım. İlk odama getirildiğinde tavşan demiştim. İlk adı tavşandı anlayacağınız. Elma şekeri, pamuk şekeri, prenses, nazlı kız, elma kafa, portakal kafa, pamuk prenses ve enn çok da bu ara balkız. Sevilirken o kadar çok bal deniliyor ki  bugün bal derken yakaladım. Benim tonlamamı aşkıııım derken ı harfinin incelmesini hebiluuııı diyerek taklit eden balköpüğüm benim. Bak yine aşka geldim.

  İlk kelimelerini de yazayım buraya. Anne, mama, baba, bebe. Arada bir vaa alla gibi …

Ayakkabı Bağlamak da Sanat Olabilir

Ara ara pinterestten kendim için oluşturduğum sayfalardan beğendiklerimi burada paylaşmaktan büyük bir zevk alıyorum. Çünkü, yeniden fotoğraf düzenlemeye, tekrar büyük bir zevkle pinteresti incelemeye aldığımı gösteriyor. Boş işler işte...
  Ayakkabı bağlamakta bir sanatmış ama. Öğreniyorum. Bakmalık değil bunlar.  ;)





37. Hafta

Bu da yazı yazacağım diye bir türlü yayınlayamadığım postum. Taa 37. haftamdan. Hatıra olsun. Miniğimin kundağını işlerken.

Anne Hasta Olur mu?

Yazmayı çok özledim.  Ufacık bir stres ve düşünce unsuru kafamın içinde dolaşmadan internette dolaşabilmeyi, rahat rahat bloglara bakmayı, yorum bırakmayı... Hele bir de insanın kendi kendine uyanıp yatakta dönüp durması,kalktığında yapacaklarını düşünmesi falan. Ooo manyak bir şey arkadaş :D Anneysen yapılacaklar listen hazır. Hem de dikkate almasan da hep var o liste. Sen doğduğundan beri.

 1- Anne hasta olmaz! ( Bayram öncesi,bayram ve sonrasında hastalıktan dökülen hala hasta aile annesi olarak söylüyorum. Bu durumdan çok muzdaribiz. Hasta olmamak için yetişkin ve bebe kategorisinde ki hilelerinizi yazınız. :)

 2- Anne her şeye yetişir! (Ek gıdasından kıyafetlerini yıkayıp ütülemeye kadar olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunların yanında iki saniye yerinde durmayan, (pardon saydım iki saniye poposunu koyduğu yerde durdu. Üçüncü saniye de kalktı. Hakkını yemeyeyim çocuğumun.) oyuncaklar çok fazla ilgisini çekmeyen, devamlı yeni şeyleri merak ederek onlara emekleyerek, tu…

Bir Rica

Benim  hikaye yazasım var arkadaşlar. Ama istiyorum ki, hikayemde ki karakterler sizlerin ismini taşısın. İzinsiz de yapmak istemediğim için arzu edenlerin yorum bırakmalarını rica etsem? :)

Haftanın Fikri

Bebeğiniz için basit ve kullanışlı bir aktivite barı. İsterseniz ayak tarafına bağlayıp jimnastik yapmasını sağlarsınız isterseniz elleriyle oynamasını. Ben çok beğendim. Kaynak pinterest arkadaşlar :)

Yine Ben

Sokakta yine ben,                               Yine yalnız yürüyorum,                            Elimde bir mum, Kendimi arıyorum.
Issız karanlık yine,  Kimse yok yanımda, Hayalimde ki insanlar, Çok geride donmuşlar.
Çağırsam da gelmezler, Kalıplarını kırmazlar, Geri dönerim yine, O mumla erimeye.

Hayatımdan Bir Kaç Parça

Yüzlerce birikmiş cümle, binlerce kırgınlık bir o kadar da hayata tutunma çabası var içimde. Kocaman kayalara bıkmadan, yılmadan çarpan dalgalar gibiyim. Bu sefer vurgun çok büyüktü. İyi ki yanımda inancım vardı. Adaletin varlığına.. En büyük hatam şükretmeyi bilmemek zannımca. Kötü bir anımda nasıl aklıma geliyor. Nasıl da sarılıyorum. Her zaman gelen iyiliğin, nimetin şükrünü o kadar çok yapabilsem keşke... Her kışın ardından baharın geldiğini biliyorum ama yazdan sonra yine kış gelecek, Onu da biliyorum. Ne yapsam ne etsem bahar gibi bol çiçekli rengarenk olmayacak hayatımın her anı. Demem o ki, yaşadığınız her ne ise, ne derece kötü olsa bile hep beraber bilelim ki, her şey de bir hayır vardır. Olmalı. Göremediğiniz incecik ayrıntıları düşünün. Kırgınlıklarınızı, nefretinizi, üzüntünüzü koyun bir tarafa. Ve bunun size getirilerini düşünün. Belki aynı hatalara bir daha düşmemektir bu getiri. Ya da koşa koşa aynı hatanın tam ortasına balıklama dalıyorsanız ya dersinizi almamışsınız…

Mutfaktan Bahçeye Açılan Pencere #blogfırtınası6

( Blog fırtınasının tamamını yapmayı çok istedim fakat öyle ya da böyle yapamadım.Ama önümde mis gibi liste duruyorken, ne yazsam diye düşünmeden yazabilecekken çook geç de olsa yazmak istiyorum. Konular çok güzel bence herkes konu sıkıntısı çekene kadar fıstık gibi yazılar çıkartabilir. Tamamını yazmak inşallah bir daha ki blog fırtınalarına nasib olur. )

  Mutfakta penceremin önünde duruyorum. Yere kadar uzanan pencerelerim güneş ışığını o kadar davetkar bir cilveyle içeri alıyor ki, anlatımı tarifsiz. Bembeyaz perdelerimin sağa doğru kayışının ahengi bile tartışılmaz. Ya penceremi ardına kadar açıp, ayağımı uzattığımda çimlere basarken aldığım o haz? Dayanılmaz!  Bahçemde rengarenk çiçekler. Taptaze bahar kokusu. Ağaçların yeni yeni yeşillenmeye başlamış, taptaze yaprakları. Ahh.

  Ve tabi benim elimde kahvem. Üzerime aldığım sabahlık bile ortama uyum sağlamış renkleriyle. Upuzun saçlarım en doğal haliyle, hafif rüzgarda adeta dans ediyor. Ağaçlarla konuşuyor sanki. Ya da pespembe…

Kocaman Gerçekler

Bebek için bir taraftan gün sayıp, diğer taraftan hiç birşeyi hazır değil diye düşünmek benim gibi kararsız ama  hevesli, istekli ama çabuk sıkılan biri için hiç hoş değil. Belirsizlikten ölesiye nefret ettiğimi de söylemişmiydim? Bunlar iç içe geçince kafamın içi bulanıklaşıyor. Bir taraftan minicik kızıma devamlı verdiğim stres, huzursuzluk hormonlarımı bir an önce def etmek için çok uğraştım. Olmadı. Bari son bir kaç ayda bunu başarabilmeliyim dedim. Pek başarılı olduğumu söyleyememekle birlikte idare ediyorum işte. En azından, buna da şükür diyecek kadar.

 Şu an 35. haftamın içerisindeyim. Eksiklerimiz bol. Evim pis. Yapılacaklar, alınacaklar listesi dolmuş taşıyor.  Dolayısıyla moralim bozuk. Daha ufacık süslemelere bile karar vermiş değilim.Bir anda herşey olsun bitsin istiyorum ama ya daha güzeli, daha orjinali karşıma çıkarsa, aklıma gelirse fikri beni deli ediyor. Şu an umutlarımın bir kısmını pazar günü gitmek istediğim Anne- Bebek fuarına yoğunlaştırdım. Bakalım bir sonu…