12.28.2014

Günlük ve Abiye Stilist Çizimleri (İllustrations)

 Eski hayallerimden biri hortlak gibi canlanıverdi içimde bir yerlerde. Kendimi tutamadım. Bak bak doyamadım. Siz de bakın istedim. Olacak olacak bir gün olacak. Buraya yazıyorum. (Pinterest'ten alıntıdır)



















12.24.2014

#hergüneyenioyuncak

 Oynasın diye evi önüne döküyorum ama yorgunluktan fotoğraf çekmeye elim varmıyor. Zaten fotoğraf makinesini elime aldığım gibi makineyi isteyip verdiğim kadarıyla yetinmeyip ağlamayla son bulduğu gibi üzerine bir de hiç flu olmayan bir fotoğraf çekemediğim için oflayıp pufluyorum. Bunların biri taze diğeri eski ama bloğumda da olmalılar. Zaten kırk yılda bir paylaşıyorum her yerde olsun..


  Güya hanfendiye yastıklardan ev yaptım. Hiç sallamadı. On aylık bebe anlamıyormuş. He zaten pek bir şeye de benzediğini söyleyemem. Belki ondan anlayamamıştır.


Benim içdiğim kahvenin kupası mutaka ama mutlaka hanfendinin oyuncağı olmalı. Kurtuluş yok. Eh annesi eline bir de elma verirse bücürük de hemen şekil yapar...


Beraber Hayalimiz Olsun




   Geçenlerde D&R'da geziniyoruz. Öyle özel bir durum söz konusu değil. Her avm'ye girdiğimizde gezdiğimiz gibi klasik,sıradan. Bir ara hobi kısmına gelince eşim arkadaki gezi kısmını işaret edip;    

    -Beraber bir hayalimiz olsun. Seç istediğin yeri. Fırsatımız olduğunda ilk seyahatimizi oraya yapalım, dedi.

   Önce ciddiye almadım. (Bunu nasıl oldu da söyledi, aklına gelebildi hayret ettim zaten. Bildiğin romantik bir teklif yapıyor adam. Şaşkınlığı gizlemek lazım.) Güzel ülkemizin nadide şehirlerinden birini söyleyiverdim. Ama baktım bayağı ciddi.

   -O zaman sadece bana bırakma. Beraber seçelim, dedim.

   Aslında ilk tercihimiz daha mistik,egzotik yerler. Ama ya çocuk hastalık kaparsa, gezeceğiz diye extra bir sürü aşı olmasın yazıık (sanki ertesi gün gideceğiz) , ya da karışık oralar, çok uzak gibi sebeplerle yine Avrupa'ya kaldık. Bak görüyor musun? Cık cık...

   Viyana ve Prag tercihlerine indirdim hemen hiç zorluk çekmeden. Prag'da karar kıldık. Vatana millete hayırlı olsun. Bu da burada dursun ki, kısmet olur da gidebilirsek zamanlamayı, olayın aslını görebilelim... (Okuduğum bir yazı da dünyanın en romantik şehri olmasının yanı sıra gotik bir tarzı olduğunu  fotoğraflarda görmüş ve çok ilgimi çekmişti.)

  Ben denizsiz şehir sevemiyorum galiba. Hatta daha da ilginci benim gezeceğim şehir İstanbul'a benzemeli. Öyle tıpa tıp olmasına gerek yok. Ama andırmalı işte.  Bir annenin çocuğunun kendisine azıcıkda olsa benzemesini beklemesi gibi. Sanki dünyada ki bütün şehirler İstanbul'un çocukları olmalı. Sırf ben İstanbul'u seviyorum diye. Ben doğdum, ben burada büyüdüm diye. Sanki İstanbul'a benzemeyen şehirler İstanbul'u başka birisiyle aldatmış gibi. Belki de ben, daha çok, eski, dolu dolu yaşamış, yıpranmış, aslında çığlık çığlığa bıkkınlığını haykıran, içini suya dökmekden başka çaresi olmayan şehirleri seviyorumdur.

 Hayal kurabiliyor olmamıza bin kere şükretmek gerek. Hem de beraberse eğer bu yüz bin kere.
 İstanbul'a yaşıyor olmama gelsin üçüncü şükürde.
 (Şükürleri topluca yayınlayacağım bu gidişle. Neyse ki tarih koymadım önüme. Yetişemedim diye stres yapmayacağım.)

10.16.2014

#hergüneyenioyuncak


 Bugün  fotoğraf çekerken onu instagram da paylaşasım, paylaşırken de böyle bir hashtag koyasım geldi. Güzel oldu sanki. Sevdim. Hashtaglerle yaşıyorum. Onla olmasa ne yapardım? Biraz önce şükür vesilesi diyerek seksen gün kadar, şikayeti az buçuk yasaklamış oluyorum sanki. Yoksa ooo. :D

 Balkızın eline bir mug verdim. Baş harflerimizin treninin başını da çuf çuflayarak törenle mugdan yapılma garajımıza koyduk. Başka oyuncaklarla da yaptık ama en çok bunu sevdim ben. Balkız mı? Onun için fark etmez. Hepsi iki dakikalık heves. Maymun iştahlımı olacak ne? Kime benzediyse artık?

Elma Şekerim #80şükürvesilesi 1

  Günün çorbasından arakladım bunu. Daha görür görmez benim hayatıma da böyle bir dokunuş gerekli dedim. Ben sormaya fırsat bulamadan izin alınmış aynı isim altında taglenmeye bile başlanılmış. Çok sevdim ben bu hashtagi. Günüme çook güzel dokunuyorsun Günün Çorbası. Yazılarını da, seni de, tamam kabul en çok Arca'yı seviyoruz. (Bizim evde bir Arca'nın, bir de Ahmet ile Melike'nin adı hiç eksik olmaz. Şimdiler de bir de Sema Günel'in üçüzleri. :)
 

                                                          
 
  Benim ilk şükür vesilem kızım. Bebeğim, herşeyim, hayatım. İlk odama getirildiğinde tavşan demiştim. İlk adı tavşandı anlayacağınız. Elma şekeri, pamuk şekeri, prenses, nazlı kız, elma kafa, portakal kafa, pamuk prenses ve enn çok da bu ara balkız. Sevilirken o kadar çok bal deniliyor ki  bugün bal derken yakaladım. Benim tonlamamı aşkıııım derken ı harfinin incelmesini hebiluuııı diyerek taklit eden balköpüğüm benim. Bak yine aşka geldim.

  İlk kelimelerini de yazayım buraya. Anne, mama, baba, bebe. Arada bir vaa alla gibi birşeyler de söylüyor ama bakalım ne zamana  konuşacak. :)

10.13.2014

Ayakkabı Bağlamak da Sanat Olabilir

  Ara ara pinterestten kendim için oluşturduğum sayfalardan beğendiklerimi burada paylaşmaktan büyük bir zevk alıyorum. Çünkü, yeniden fotoğraf düzenlemeye, tekrar büyük bir zevkle pinteresti incelemeye aldığımı gösteriyor. Boş işler işte...
  Ayakkabı bağlamakta bir sanatmış ama. Öğreniyorum. Bakmalık değil bunlar.  ;)





 

37. Hafta



 Bu da yazı yazacağım diye bir türlü yayınlayamadığım postum. Taa 37. haftamdan. Hatıra olsun. Miniğimin kundağını işlerken.

Anne Hasta Olur mu?


  Yazmayı çok özledim.  Ufacık bir stres ve düşünce unsuru kafamın içinde dolaşmadan internette dolaşabilmeyi, rahat rahat bloglara bakmayı, yorum bırakmayı... Hele bir de insanın kendi kendine uyanıp yatakta dönüp durması,kalktığında yapacaklarını düşünmesi falan. Ooo manyak bir şey arkadaş :D Anneysen yapılacaklar listen hazır. Hem de dikkate almasan da hep var o liste. Sen doğduğundan beri.

 1- Anne hasta olmaz! ( Bayram öncesi,bayram ve sonrasında hastalıktan dökülen hala hasta aile annesi olarak söylüyorum. Bu durumdan çok muzdaribiz. Hasta olmamak için yetişkin ve bebe kategorisinde ki hilelerinizi yazınız. :)

 2- Anne her şeye yetişir! (Ek gıdasından kıyafetlerini yıkayıp ütülemeye kadar olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunların yanında iki saniye yerinde durmayan, (pardon saydım iki saniye poposunu koyduğu yerde durdu. Üçüncü saniye de kalktı. Hakkını yemeyeyim çocuğumun.) oyuncaklar çok fazla ilgisini çekmeyen, devamlı yeni şeyleri merak ederek onlara emekleyerek, tutunup kalkarak, yürümek isteyerek çekmece, fırın, bulaşık,çamaşır makinesi gibi bilumum zararlı tercihleri doğru zanneden bir veledi idare etmenin yanında evin dağınıklığı, kiri, pası, yemeği, yıkaması, ütüsü ve eğer sıra gelirse kişisel bakımınız var. Ne yapıyoruz? Sık aralarla en önceliği kişisel bakıma veriyoruz. ;)

 3- İkinci maddenin üzerine yazacak bir şey yok galiba. Anne her şeye yetişir!

   Ben yeni bir liste yapıyorum izninizle.

 1- Anne hasta olur. Hem de hastalığı atlatmış gibi olan bebesine ve aynı durumda ki eşcağızına bulaştırarak. Popolarını kaldırıp birbirlerine baksalardı onlar hasta olmaz ben de daha çabuk iyi olurdum. Kendi tercihleri. Vertigosu da hali hazırda anneyi yakalayınca mecburi yatış yapılır. Hem de çorbası, yemeği,  temiz çarşaf değişimi yapılan bir yere. Bu iş en çok babaya yarar. çocuk zırıltısı, eş baskısı olmadan hem de az buçuk kendini toparlamışken yan gelir yatar, oyununu oynar.

 2- Yetişemez. Sırf bunu yapabilen nadir insanları görüp, yapıyormuş gibi davranan insanlara inat ben de yapabilirim tabi ki de modunda çırpınıp, didinip durur. Ama yetişemez. Neden? Çünkiii, o bir insan. Çok ilginç dimi :) Yahu illaki çoğu şeye yetişebilen insanlar var etrafımızda. Ama o fotoğrafın, anlatılanın arka planı var. Örnekle pekiştireyim:
    En sevdiğim kupama koydum sıcacık nescafemi. Minik gurmemin o minicik boğum boğum parmaklarının arasına da (ki daha altı aylıktı o zaman) en faydalı yağları içinde barındıran avokadoyu verdim. Ahh o görüntüyle kahve içmenin keyfini bir bilseniz!
    Meali:
     Evet nescafe sıcaktı. Ama avokado hem olmamış hem de acı yahu. Sanki kemirince yağın faydası olacak. Tamam sırf kemirsin, oyalansın hem de etrafı kirletsin maksat ama ortada bir gurmelik yok. Üstelik o tablonun arkasında ev berbat durumda, benim zavallı beynim nereyi nasıl yapsam toparlarım acaba diye kara kara düşünmekte. Görüntünün keyfi çok keyifli oluğunu yazana kadar. Noktayı koydunuz mu bitiyor. :)

  Biz hala hastalıklarımızı atlatamadık. Elma şekerimin ilaçları burun damlasına kadar değişti. Ama hala sıkıntılıyız. Benim vertigom tavan zaten.Burnumuzu kurtaramadık bir türlü hastalıklardan. Buna da şükür tabi. Aman beterin beteri var. Siz kendinize çok iyi bakın. Bir de bana hasta olmamak için özel olarak yaptığınız tarifleri verirseniz harika olur. ;)


  

5.11.2014

Bir Rica



  Benim  hikaye yazasım var arkadaşlar. Ama istiyorum ki, hikayemde ki karakterler sizlerin ismini taşısın. İzinsiz de yapmak istemediğim için arzu edenlerin yorum bırakmalarını rica etsem? :)

5.08.2014

Haftanın Fikri



 Bebeğiniz için basit ve kullanışlı bir aktivite barı. İsterseniz ayak tarafına bağlayıp jimnastik yapmasını sağlarsınız isterseniz elleriyle oynamasını. Ben çok beğendim. Kaynak pinterest arkadaşlar :)

5.02.2014

Yine Ben

Sokakta yine ben,
                              Yine yalnız yürüyorum,                           
Elimde bir mum,
Kendimi arıyorum.

Issız karanlık yine, 
Kimse yok yanımda,
Hayalimde ki insanlar,
Çok geride donmuşlar.

Çağırsam da gelmezler,
Kalıplarını kırmazlar,
Geri dönerim yine,
O mumla erimeye.

4.30.2014

Hayatımdan Bir Kaç Parça

 Yüzlerce birikmiş cümle, binlerce kırgınlık bir o kadar da hayata tutunma çabası var içimde. Kocaman kayalara bıkmadan, yılmadan çarpan dalgalar gibiyim. Bu sefer vurgun çok büyüktü. İyi ki yanımda inancım vardı. Adaletin varlığına.. En büyük hatam şükretmeyi bilmemek zannımca. Kötü bir anımda nasıl aklıma geliyor. Nasıl da sarılıyorum. Her zaman gelen iyiliğin, nimetin şükrünü o kadar çok yapabilsem keşke... Her kışın ardından baharın geldiğini biliyorum ama yazdan sonra yine kış gelecek, Onu da biliyorum. Ne yapsam ne etsem bahar gibi bol çiçekli rengarenk olmayacak hayatımın her anı. Demem o ki, yaşadığınız her ne ise, ne derece kötü olsa bile hep beraber bilelim ki, her şey de bir hayır vardır. Olmalı. Göremediğiniz incecik ayrıntıları düşünün. Kırgınlıklarınızı, nefretinizi, üzüntünüzü koyun bir tarafa. Ve bunun size getirilerini düşünün. Belki aynı hatalara bir daha düşmemektir bu getiri. Ya da koşa koşa aynı hatanın tam ortasına balıklama dalıyorsanız ya dersinizi almamışsınızdır ya da hala görmek istemediğiniz gerçeklerle yüzleşemiyorsunuzdur. Ya da hala bir umut ışığı görüyorsunuz uzaklarda bir yerlerde..

 19 şubatta 15 saatlik bir sınavın sonucunda kızım oldu. Böyle erkeğe benzeyen, şiş kırmızı bir şey :D Evde başlayan sancılarım üç dakika da bire inince hastaneye gittik. Açıklık 3,5 cm imiş ancak. Suyum da azalmış diye kaldık mı hastanede? Bir kaç saat sonra hala açılma olmayınca bastılar mı suni sancıyı? Yer misin yemez misin? Üstüne üstlük üç dakikada bir olan sancı sürem kısalacağına uzadı. Evde normal sancı çekerken çok iyiydim ben arkadaş. Düşünün eşim beni sallamadı bile. Hatta uyudu. Ben de zaten gelsin diye bekliyorum. Artık kırk haftamızı doldurmuş uzatmalara girmiştik ki bekletmedi prensesim. (Şu prenses kelimesi çok uzak gelirdi bana ama daha doğmadan arkadaşlarımdan dedeme kadar herkes prenses, nazlı kız diye sevmeye başlayınca pek alıştım.) Zaten açım dokuz saat bir şey yemeden gitmişim hastaneye iyi hadi yesin dediler ama azıcık yediğimi anında çıkartıyorum. İçimde bir şey yok ama ben saatlerce kustum. Bu suni sancı öldürmeyip süründüren cins bir şey anladığım kadarıyla. Her sancı vurduğunda masaj yapın nolur diye yalvarıyorum. Doğumhaneye gidip gelmek de ayrı dert. Buz gibi. Tir tir titriyorum zaten. Hemen üstüme sıcak bir şeyler atıyorlar ama yok beni kesmiyor. Bir de kolumda serum takılıyken sık sık tualete girip çıkma isteği var ki o da ayrı dert..Ama bana en kötü gelen kontroller oldu. Beni yine  açılma var mı diye doğumhaneye almışlardı -ki artık ben ümidimi kesmiştim- ebe başı görünmüş dedi. Sohbet muhabbet doktorum geldi verdiler gazı. İttir ittir derken başı çıkdı başı çıkdı hadi diyorlar bana. Ikındım ıkındım hala aynı şeyi söylüyorlar. Ben kızdım bu sefer madem başı çıkdı niye çekip almıyorsunuz diye. Sonradan beni gaza getirmek için söylediklerini anladım ama çok geç oldu. :D Doktorumun o an ki duraksaması, şaşkınlığı üstüne nasıl yani vakum mu kullanayım deyişi hala gözümün önünde :D Ama o vakum deyince ben korkup (işte o an sadece ağızdan çıkan kelimeye bakıyorsun) bir ya da iki ıkınma da doğumu yaptım. Ağzından şaşkınlıkla vakum kelimesi çıkmasa kaç kere daha ıkınırdım bilmiyorum.. Açıkcası ben hastanemden, doktorumdan ve doğumhane ekibimden çok memnun kaldım.. Bir de evlere şenlik bir doğum sonrası dikiş mevzusu var. Ben bi kalkıp tualete gitsem diye ısrar edince bütün ekibin kahkası üstüne gitmişken duş da al gel demeleri vs.. :D 

 Yirmi gün sonra ani bir ağrı saplandı karnıma.Önce stres dedim. Tansiyonum düşünce herhalde üşüttüm deyip salladım. Akşam üstü hala geçmeyince acile gittik. Yeni doktor olan bir bayan vardı acilde apandisit tanısı koyup yolladı. Cerrah da röntgen sonuçlarıyla beraber apandisit deyip ultrasonda çektirelim hem hocam gelsin deyip sabahı bekledi sağ olsun. Ben ameliyatı hiç istemedim antibiyotiğe vücudum cevap verince ameliyattan vazgeçtik.Bir hafta antibiyotik tedavisiyle onu atlattım ama onunla beraber ayağımın üzerine basamama durumum vardı. O da toplardamarda kan pıhtılaşması tanısıyla kan sulandırıcı iğneler haplar vs. Uzun süre yürüyemedim. Bu arada sık sık atak geçiriyordum. Hatta birinde acile gitmiştik. Kalp krizi mi, pıhtı kalbe beyne bi yere mi attı diye. O atakların da devamın da safra kesemde 3-4 mm boyutunda taşcağızlarımın mevcut olduğu tesbit edildi. Bu aralar vertigom süper. Halsizlikte cabası.Neyse bu paragraf böyle uzayıp gidiyor. Bunların sonucunda kızımın emmek istememesi ve savaşıyor durumda olmamız da ayrı bir hadise. İlk paragraf başlı başına bu paragrafın yazılmasına sebep olan ayrı bir mevzu.
 
 Yazdığım onca olumsuz şey üzerine artık mutluluklar ülkesinde yaşayan bir prensesin annesi olmak istiyorum. O yüzden artık ben de olumsuz şeyler değil olumlu konular üzerinde cici resimler eşliğinde yazılar paylaşmalı şu an da bana huzur veren bloglar gibi olmalıyım. Güzel ama yorgun bir arkadaşım bloğuma girdiğinde içi açılsın, ferahlasın diye. Diğmi ama? ;)

1.18.2014

Mutfaktan Bahçeye Açılan Pencere #blogfırtınası6

 ( Blog fırtınasının tamamını yapmayı çok istedim fakat öyle ya da böyle yapamadım.Ama önümde mis gibi liste duruyorken, ne yazsam diye düşünmeden yazabilecekken çook geç de olsa yazmak istiyorum. Konular çok güzel bence herkes konu sıkıntısı çekene kadar fıstık gibi yazılar çıkartabilir. Tamamını yazmak inşallah bir daha ki blog fırtınalarına nasib olur. )

  Mutfakta penceremin önünde duruyorum. Yere kadar uzanan pencerelerim güneş ışığını o kadar davetkar bir cilveyle içeri alıyor ki, anlatımı tarifsiz. Bembeyaz perdelerimin sağa doğru kayışının ahengi bile tartışılmaz. Ya penceremi ardına kadar açıp, ayağımı uzattığımda çimlere basarken aldığım o haz? Dayanılmaz!  Bahçemde rengarenk çiçekler. Taptaze bahar kokusu. Ağaçların yeni yeni yeşillenmeye başlamış, taptaze yaprakları. Ahh.

  Ve tabi benim elimde kahvem. Üzerime aldığım sabahlık bile ortama uyum sağlamış renkleriyle. Upuzun saçlarım en doğal haliyle, hafif rüzgarda adeta dans ediyor. Ağaçlarla konuşuyor sanki. Ya da pespembe güle nazenin yapıyor gel koynuma diye.

  Kucağımda mutluluktan gülümseyen kızımı yavaşça minderinin üzerine bırakıyorum. Bize sabah çoktan olmuş da, ben kahvemi ancak içebiliyorum. Oyuncakları ile oynarken, bir gözüm mink kızımda kahvaltı hazırlıyorum kendime. Kedimizin ve köpeğimizin maması çoktan verildi bile. Herkesin önceliği var evde anneden başka. Bebeğimin yanına kuruluyorum. Evet o salkım söğüt ağacının dibine. Kahvaltıdan önce ilk ısırık kızıma. Aaa kızım bu kokuda ne? Şaka yapıyorsun değil mi?

 Bundan sonra istediğin kadar hayal kuracak evlerin olsun Bitli. Sonunda yine kahvaltını bile yapamadan kokular duyacaksın :D

1.17.2014

Kocaman Gerçekler


 Bebek için bir taraftan gün sayıp, diğer taraftan hiç birşeyi hazır değil diye düşünmek benim gibi kararsız ama  hevesli, istekli ama çabuk sıkılan biri için hiç hoş değil. Belirsizlikten ölesiye nefret ettiğimi de söylemişmiydim? Bunlar iç içe geçince kafamın içi bulanıklaşıyor. Bir taraftan minicik kızıma devamlı verdiğim stres, huzursuzluk hormonlarımı bir an önce def etmek için çok uğraştım. Olmadı. Bari son bir kaç ayda bunu başarabilmeliyim dedim. Pek başarılı olduğumu söyleyememekle birlikte idare ediyorum işte. En azından, buna da şükür diyecek kadar.

 Şu an 35. haftamın içerisindeyim. Eksiklerimiz bol. Evim pis. Yapılacaklar, alınacaklar listesi dolmuş taşıyor.  Dolayısıyla moralim bozuk. Daha ufacık süslemelere bile karar vermiş değilim.Bir anda herşey olsun bitsin istiyorum ama ya daha güzeli, daha orjinali karşıma çıkarsa, aklıma gelirse fikri beni deli ediyor. Şu an umutlarımın bir kısmını pazar günü gitmek istediğim Anne- Bebek fuarına yoğunlaştırdım. Bakalım bir sonuç elde edebilecek miyim?

 Bunun dışında hamileliğim nasıl gidiyor dersek eğer, diş ağrım fena :( Aktar Çin yağı önerdi. Lokal anestezi gibi etkisi oluyor. Fena değil ama kanal yapılacak dişim ağrıdıysa eğer ne yaparsam yapayım netice alamıyorum. Yirmilik için biraz daha fazla faydası olduğu gerçek. Eğer evinizde varsa ya da, alacaksanız Almanya üretimi benim elimde olan. Aktar hamileler için sakıncası olmadığını söyledi. Nane yapraklarından elde edilen bir yağ olup sadece bir damlası bile etkili oluyor. Ayrıca sadece diş için değil hehangi bir ağrı içinde mesela baş ağrısı kullanılıyormuş. Aklınızda olsun.

 Benim cadı kızım hareketli maşşallah. Dönüp duruyor olmadı tekmeliyor. Çok hıçkırıyor garibim yapacak birşeyim de yok. Ancak üstten seviyorum kuşumu. Son kontrolde (4 ocak)kilomuz normal çıktı. Boyumuz ilginç bir şekilde olması gerekenden uzun çıktı. Babasına inat :D Suyumuz da iyi maşşallah. Üç hafta sonraya yani 36. haftaya (25 Ocak) kontrole gelmemizi istedi doktorum. Bakalım galiba ilk defa Nst'ye bağlanacağım. Kalp atışları, sancı doğum kelimeleri sık sık ağzımda. Konuşmalarım kim ile olursa olsun hep bebek üzerine. Muhtemelen bundan sonra da öyle olacak.

 Duygu durumumda ise dalgalanmalar var. Şu an delirdiğim ama ara ara acaba dediğim bir sürü korku var. Çok farklı bir duygu olmasını beklerken ya öyle birşey olmazsa diyecek kadar ileri gidiyor. Böyle bir hamilelik geçirdikten sonra ikinci çocuğu düşünmenin aptallık olacağını çok zannetmeye başladım.Sanki hormonlarım kaçmış gibi. Her önemli olayda olduğu gibi bütün mantıksız mantık kapasitem üstüme üstüme geliyor. Düşünmemeye çalışmak bir seçenek olmaktan çıktı. Bana yapılmış olan onca şeyi affetmeme kararı almış olmam hala endişelenmememe ve üzülüp ağlamamama ya da sinirlenip bir kez daha nefret etmeme, hayattan soğumama, gelecekte ki planlarımı etkilemesine mani olmuyor. Yine, yeniden herşeyin tepe taklak olacak olması, bunun hiç bir zaman değişmeyecek olması kafamın içinde cirit atıyor. Sonra durup, ilk kez ve belkide bir kez hamilelik geçirdiğimi, buna rağmen bu kadar mutsuz olmayı kendimi o kadar uyarmama, mutlu olmak için çırpınmama rağmen başaramadığımı görmenin o dayanılmaz sıkıntısına, hamilelikte ki stresin, üzüntünün bebeğin zekasını etkilediğini okuduğum yazı yüzünden mutluymuş gibi yapmama ayrıca sebep olduğu, ve bunun için saatlerce ağladığım gerçekleri. Kocaman kocaman, üstüme gelen realiteler.

Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...