Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2016 -Mutluluk Listesi- (Dikkat: Keyif Verici Maddeler İçermektedir!)

Çocukluğumdan beri, her zaman liste yaparım. Uzun seneler gün gün ilerlemem gereken ders takvimim bile oldu. Ne listesi yaparsam yapayım, mutlaka, kendimle savaştığımı, gerçekten fark ettim. Geçen sene de fark etmiştim. Ama yaptığım şey çok mantıklı geliyordu. Şimdiyse bunun mantıksızlığının farkına varıyorum galiba, bu beni gerçekten mutlu ediyor. Savaş bitti!

 Bundan sonra kendimle mücadele etmeye, (mümkün olduğu kadar) nokta koyuyorum.  Mutluluk listesi yapmayı düşünmek, yeni maddeler bulmak, ve o ajandanın yanına gittiğinizde bile mutlu olduğunuzu fark etmek, harika bir duygu. (Çocuktan sonra, mutluluğun formülü, kimyasal saldırıya uğruyor galiba!:)

  2016 Yılının Keyif  Verici Maddeleri


Tavsiye Dizi ve Film Üçlemesi

Dün yazıyı girdikten sonra uyku tutmadı. Sıkıntılı sıkıntılı geziniyorum nette. Bir orada, bir burada. Konsantrasyon sıfır. Okuduğumu anlamıyorum, izlediğimi görmüyorum. Bir ara, azıcık kendime gelmişim. Kendimi dizi sitesinde buldum. Eğer bir diziye başlayacaksam, konusundan girer, imdb puanından çıkarım. Ama bazen, istemsizce girdiğiniz bir dizi, olması gereken, izlemeniz gereken, umut vaat eden bir yapım olarak çıkar ya karşınıza hani. Dün aynen böyle oldu. Kesinlikle 2016 yılında izlemeniz gereken diziler arasına yazmalısınız. Siyasetlerine bakacak olursak pek naifler. Coğrafyalarının getirdiği bir özellik olsa gerek. (Dünya savaşlarında bile, tarafsız kalabilen bir tarihleri var.) Bu naifliklerini, dünyada ki eşitsizlik, çocukların ölümü, mülteciler, terör üzerinde o kadar hümanist ve gerçekçi bir yaklaşımla desteklemişler ki, ayakta alkışlarsınız. Dünün o yoğunluğunun üzerine, bisiklete binen insanları görünce hüngür şakırt ağladım. Bu cümleyi yıllar sonra okursanız gülebilirs…

Bir Nefes

Son haftalarda tek derdim kendimi ufacık şeylerle mutlu etmeye çalışmaktı. 2016 yılında yapılacak mutluluk listesi falan hazırlıyorum. Deli gibi ağrım var, çocuğum kendi kendine oynasın diye evi önüne dökmüşüm, Ara ara yalvarıyorum, ne olur kendi kendine oyna! Duramıyorum çünkü ağrıdan. Ben o kısmı atlattım, ağrım sızım geçti, bu süreçte bir kekeleme mevzusu başladı, inşallah geçecek. Sağlık durumum hiç fena değil, tüm günü beraber oynayarak geçirince, asıl darbe geldi. Hımm annem bugün beni seviyor! Böyle yazdığıma bakmayın, nasıl koydu, nasıl zoruma gitti, nasıl silkelendim, bir kendime geldim anlatamam. Sonra, şubat annelerinden birinin bebeğinin vefat ettiğini öğrendim. Çok zoruma gitti. Sonra, Efsun. Efsun gitti, Efsun gitti yazmış ama algılamadım. Önceden gördüm vefat haberini, ama algılamamak için programlanmışım sanki. Okudum, bir daha okudum.. Ama o iki kelime yüreğime öyle bir saplandı ki.. Şimdi, beş dakika önce küçücük bir çocuğa yapılan işkencenin tamamını izleyemedim..İ…

Merak Ettiğim Bloglar

Her gün, bugün yazmış mı acaba, hastaysa nasıl olmuş, eğer sürekli yazıyorsa ve es geçdiyse, acaba neden yazmadı diye meraklandığım bloglar var. Samimiyet akan bloglar.

 Bunlardan biri bu mimi yapan, örnek almaya çalıştığım,soru sorup, kafasını şişirdiğim, pek sabırlı bulduğum Öğrenen Anne

Handan'ı bilmeyen, var mı? En sevdiğim yanı, kimsenin fark etmeyeceği ufacık detayları fark edip, mutlu olması. Dünyada pek nadir rastlanangillerden.

Secce'yi bilir misiniz? En eski takip ettiklerimden. İkiz annesi. Eğer tek çocuğunuz varsa ve halinize saydırmak yerine, sakinleşip, en azından bundan iki tane yok demek isteyeceğiniz zamanlar da, okumalısınız. Ama öyle ahlanıp, vahlanmıyor. Okurken gülüyorsunuz, sonra dank ediyor. Yazık yaa deyip, çocuğunuza sarılıyorsunuz. Özellikle ikizlerin küçüklük halleri...

  Yeni blog yazan, daha tanışalı bir hafta ancak olan de kubad  var. Anne olduğum bir buçuk yılımı yazıyor sanki.

Iceberg'in Dünyası, kuzuya oyun hazırlamak için çıktısını alabile…

Ay ve Hayaller

Bu çizimi görünce hem çok hoşuma gitti, hem de kendime güldüm.

  Küçüklüğüm geldi aklıma. Dördüncü sınıfa giderken (ve sonra bir süre daha),  gazetede uzayla alakalı tüm haberleri keser, tamamen  ilgili haberlere ayırdığım ajandama yapıştırırdım.  O benim koleksiyonumdu. Çok önemliydi.

 Haberlerde, yine, gezegenlere kurulan otellerden yer ayırtan, arsa alan zenginlerden bahsediliyordu. Uzaya insanla araç göndermişlerdi. Nereye gideceklerini hatırlamıyorum. Beş ya da altı kişilerdi. Sanki Rus'ların gönderdiği bir araçtı. Son pozları, mutluluktan gözlerinin içi gülerkendi. Fakat, üzerinden çok geçmeden hepsi vefat etmişti.

 O zamanlar hayal kurmanın sınırı yokmuş demek ki. Aya gidecektim ben. Yürüyecektim. Yer çekiminin olmamasına heyecanlanıyor, bir taraftan da çok yavaş ama yaa, diye sızlandığımı hatırlıyorum. Galiba yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim.

 Bir gün uzaya gideceğimi söylediğimde, gülümseyenlere sinir oluyordum. Kendileri, hayatta her istediklerini elde edememişle…

Mim

Handan, unutmamış mimlemiş beni. Takıntılarım, sevdiklerim,sevmediklerim...

-Eğer, bir işi yapıyorsam tam yaparım. Didiklerim, yoksa asla içim rahat etmez. Aklım, es geçtiğim yerde kalır. Çok kötü bir şey. Çünkü, ya hep, ya hiç mottosuyla hareket etmek, iki türlü de yıpratıyor insanı. Bir şeyi yapmamaya karar verdiysem de, geri dönüp yüzüne bakmam. Aklımın bir köşesin de,yarım bırakılmış olarak,senelerce rahatsız eder.

-Çift sayı olmamasına takılırım. Bunu yenmek için, tek sayı yapmaya başlamıştım bazı şeyleri. Şimdi onların tek, diğerlerinin çift olmaması gözüme batıyor.

-Büyük bir hevesle başlamayı düşündüğüm şeyi anlatma hatasına düştüğüm de,(haksızda değiller hani ama) olumsuzluklardan dem vurulmasından nefret ederim.

-Monotonluk insanı öldürür. Ama çocuktan sonra, monotonluk da önem kazanıyor. Zaten artık, temiz,düzenli bir odada yayılıp, kitap kahve keyfi yapmak güzel bir yenilik haline geliyor.

-''Aman, daha kötüsü olacağına, derdimiz bu olsun yeter ki'' gibi la…

Haftalık Bildirim

Bu hafta, çok verimsiz geçiyor. Hatta bitmiş bile. Ne dişimin ağrısı,  ne de başımın ağrısı geçmek bilmedi.  Majezik içmeme rağmen azalmadılar. Gargara ile bir süre uyuşukluk, sonrası pert. Tabi ki, benim, küçük, tatlı, elma şekerim!de aşırı derecede sevimli,sempatik ve hatta şöyle söyleyeyim bu süre de hiç ama hiç ağlamadı!

 Bu gün, bir ara çileden çıkıp, kızım hala sallanıyor bu salıncak niye bağırıyorsun? diye bağırırken buldum kendimi. Hem de bir çok defa. Ya, bir çocuk yerinden kalktığı gibi zırıl zırıl ağlayarak saatler geçirir mi? Sebep? Kocaman bir hiç! Başım ağrımasa, dikkatini dağıtmak daha kolay oluyor ama o sırada elim ayağım titriyor. Tabi bir taraftan çocuğun peşinden koşmuşsun ama sen daha doğru düzgün bir şey yememişsin. Yediğin şey şekerini iyice düşürmüş, doğru düzgün düşünemiyorsun bile.. Baktım ben celallendikçe gaza geliyorum, psikolojisinden önemli değil ya on dakika deyip, youtube'dan ilk önüme gelen videoyu açtım. Çocuk şarkıları. Buraya dikkat, böğüre …

İlk Hobi Fuarı

Fuar gezmeyi sever misiniz? Benim için ne olduğu fark etmeksizin gezebilirim. Toptan satıyorlarmış falan hiç ırgalamaz. Kızım olduğundan beri, pinterestte fink ata ata, el yapımı şeylerin ne kadar ucuza geldiğini görüp, devasa fiyatlara yok artık diyebilince, biz yaparız, ben yaparım falan demeye başladım(k). O zamandan beri kırtasiye ve tuhafiyeler daha bir anlam kazandı. Bu fuarı da görünce ve ilk olduğu için, çoğu kişinin haberi olmayacağını düşünerek eklemeye karar verdim. Ben boncuklara odaklanacağım. Kocaman kocaman boncuklar lazım bana. Küçük vatandaş için. Sayfasını kontrol etmeden, davetiye almadan ve halka açık olduğu günleri kontrol ederek gidin lütfen!

Bir Gece de Dünyanın Düzenini Değiştirsek

Eğer tarih,siyaset, gazete üçgeni içerisinde büyüdüyseniz, öğrendiğiniz en önemli duygu ''sallamamak''  oluyor. Ne kadar yapabilirseniz artık.  Ama biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki, dünyada ki politika da, kimin elinin kimin cebinde olduğunu  bilemezsiniz. Fikir yürütürsünüz,yorum yaparsınız hatta emin olursunuz ama, aslını astarını bilemezsiniz.

 O yüzden, bilmem  kim paşanın yayınlanmayan gizli günlükleri, ismini veremedikleri çok mühim zatların verdikleri bilgileri ''kaynak'' gösterip, kitap yazıp köşeyi dönen insanlar var bu ülkede.  Kulaktan dolma bilgiyle yazdıkları kitaplar da,sadece siyasetle de yetinmezler. Dünyada ki örneklerine bakarsak, kurgu ya da bir grubun veya devletin isteği üzerine çıkıyorsa, hiç olmazsa, profesöründen, gerçekten bilgi sahibi olandan çıkıyor. Güldürmüyorlar kendilerine.
  İşin özü, canınız sıkılır sıkılmasına da, her şeyin farkına daha erken varırsınız. Açınız genişler. Şu ne yapmış, bu ne yapmışa ve hatta doğruya de…

Konuşmak, Yazmak, Düşünmek

Bizim evin halleri,  durmadan konuşabilen insanlar olarak tanımlanabilir. Eşimde, bende ve tabi eksik kalmasın kızımızda. Sesli düşünürken yakalıyorum kendimi ara ara. İki dakika kapa çeneni! Hem de, iki yaşına bile gelmemiş çocuğa. Sonra bir bakıyorsunuz ses kayıt cihazınız size tekrarlıyor. Kapa çeneni! Kahretmesin! Bunu içinizden söylüyorsunuz bu sefer, ama kendinize saydırmaya da devam ediyorsunuz. Sen kapa çeneni! Çocuk kelimesinin manasını öğrenemediysen, yapmamayı bileceksin vıdıvıdı..

 Konuşmak, benim için büyük bir ihtiyaç. Düşüncelerimi netleştirmemi sağlayan en önemli araç. Yazmakla, konuşmak gibi toparlayamıyorum. Sanki daha çok dağılıyor. En önemli etken, karşınızdakinden gelecek tepkiyi sıfıra indirebilecek şekilde, her tezi hızlıca düşünmek, kendi doğrunuzu teyit etmek, eğer edemezseniz birlikte çözmek. Evet, geyik yapmak dışındaki konuşmaların tanımı.

 Benim genel problemim; Çocuk!

 Eşimin genel problemi:   21:00'da eve gelmek. Bütün gün konuşmaktan cılkının çıkm…

Wifi hatta Telefon Detoksu ve Faydaları

Bu aralar çok havalı bu detokslar. Diyet listeleri halt etmiş. Sıkıyorsa sosyal medya detoksu yap diyorlar. Tuz, şeker falan pek bir demode kaldı, yeni detoks konuları sayesinde. Bu detokslar genelde, instagram, facebook gibi özelleştirilmiş oluyor. Ama ben, her aman yaptığım gibi, yine büyük düşündüm.

 Aslında mecbur kaldım. Artistlik yapmaya gerek yok.  Telefon bozuldu. Şarj olmuyor. Direkt nakavt durumdayım. Elim, ayağım o çünkü. Evde, wifi var ama laptop ekranı kırık, kullanması aşırı zahmetli. İçindekileri aktarmaya üşendiğimden, tamire gitmek için bir yıldır bekliyor. Virüs dolu, wifi'ye bağlanma problemi de oldu. Ohh mis. Telefon yok, internet yok. Kafam nasıl rahatladı anlatamam. Şaka değil. Vallahi bak. Dur bir sıralayım faydasını, zararını:


 1- Sesini kapatmayı unutmayayım diye sesi hep kapalı durumdaydı zaten. Sonra bir de, ''Arıyoruz açmıyorsun, telefon elinde ne diye duruyor?'' fırçası yemekten kurtuldum. Ferahladım valla.

 2- O telefonu elinden ne ka…

Sene Sonuna Sıkıştırılan Liste

Bir kaç haftadır kendimi çok daha iyi hissediyorum. İyi hissetme döneminin başında yazacak olsam eminim çok daha olumlu bir yazı olurdu.

 Kendimi iyi hissetme halinin karşılığı benim için; evin düzenli olması bu aralar. Ama bunu değiştirmeye karar verdim. Herşeyi sağlığımı koruyamamış olmaktan kaybetmişken, hala iyi olmak için bile, büyük bir çaba sarf etmediğmi farketim. Ve yılın bitmesine iki ay kala, uygulanabilir kararlar almaya karar verdim.

 (Ve bu kararı verince, süreyi ne kadar kısa tutarsam, etkili bir biçimde uyguladığımı görmüş oldum. Arada hatırlarsam harika olur.)

   2 ay içerisinde Yapılacaklar;

1- Hipoglisemi, hayatımın kalitesini aşırı derecede düşüren bir etken. Ve seyri kötü bir şekilde değişmeye başladı. Önlemi, sağlıklı beslenmek. Bu iki ay, sağlıklı, sık ve düzenli beslenilecek.

2- Birinci madde uygulanırsa rahatlıkla kilo da verilecektir. Hedef 8 kilo vermek.

3- Diş doktoruna gitmek.

4- Kan sulandırıcı ve d vitaminini düzenli olarak kullanmak.

5- İki ayın sonun…

Stilistlik Üzerine (Illustrations)

Bloğa gelen, yoğun istek ve sorular üzerine (bir adet, sadece bir, rakamla da 1) üzerine, yazmaya karar verdim.

 Çizim yapmak isteyip, vakitsizlikten, ya sadece bir heves olarak kalacaksa diye maymunn iştahlılığından korkanlara ithaf ediyorum bu postu.

 Alın elinize kalemi, kalem olsa yeter, önce bir deneyelim kendimizi. Bilgisayar önünüzde olsun. Girin pintereste. Hatta buyrun, amacım kolaylık sağlamak!   Arama yaparken kelimelerimiz; ''illustrations, fashion,design''  İster direkt, çizimlere bakarak çizmeye çalışın, isterseniz vücut çizimlerine öncelik verin. Hem kendinizi kontrol etmiş olursunuz. Profesyonel anlamda, öğrenerek daha zevkli olacağını kulak ardı etmeyin yine de.


  Eğer, daha dikkatli bir çalışma yapmak istiyorsunuz, çıktılarını alın, önce vücutlar üzerinden geçerek başlayın işe. Sonra bakarak çizmeyi deneyin. Sıkıldığınızı hissederseniz, kolay oduğuna kanaat getirdiğiniz bir tasarım üzerinde çalışmaya başlayın. Bakarak çizim yapmanın , biz yeteneksizl…

Bitli Turist Kitap Şehri'ne Hoşgeldiniz!

Bloğu bir şeyler öğretmek, yeni öğrendiğim, gördüğüm şeyleri paylaşmak gibi harika bİr şekilde kullanmak yerine, sadece mızırdanmak ve kendime ''hadi koçum yaparsın sen'' demek için (ara ara duymak için de tabi) kullanıyorum. Çok sıkıcı yani. Biliyorum. Üstelik de, hayatım da, extrem bir şey yok. Yok yani.




 Aslında, benim için muhteşem güzel olan hayallerim var. Mesela, çok güzel bir kitap satış noktası açmak. Masal gibi. Bir çok dil de kitaplar.Okuyabilmek için rahat koltuklar. Kahve, kendimize özel karışım çaylarımızın ve sağlıklı, azıcık da sağlıksız tatlılar, sandviçlerin servis edildiği güzel bir mekan. Ufak, sıcak görünümlü, devasa bir mekan. Öyle ki, insanlar konuşup, gülüşseler de rahatsız olmasın kimse. Ama sadece sessiz olmaz. Gülümsemek, kitapların arasında neşelenmek serbest. Zaten böyle güzel bir ortam da, kimse kabalık yapamaz ki.




 ''Ufak görünümlü ama devasa'' kısmında takıldıysanız hemen açıklayayım. Bol miktarda girinti, …

Hipoglisemi ve Ben

İki senede çılgınlar gibi hastanede zaman geçiren biri olarak, bilirkişi havalarında konuşmaya başladığımı fark ettim geçen gün. Hımm şuranda da şöyle bir şey oluyor mu?... Haha ne güldüm kendime. Yarım doktor candan eder malum. Ama damar tıkanıklığı,safra kesesinde ki taşlar,apandisit,d vitamini eksikliği üzerine devamlı yorgunluk sebebinin de hipoglisemiye ramak kala, diyabet aday adayı olduğumu öğrenerek, rahatladım. En azından adı var, tembellik yapmıyorum kardeşim. Iıımm dayanılmaz bir hafiflik.

 Peki neden? Cevabı o kadar basit ki. Yemek yemiyorum ama devamlı kahve içiyorum. Gerçekten. Akşama kadar ağzıma bir lokma koymuyorum. Akşam eşim gelince onunla yiyorum ki bu da dokuza doğru oluyor.

 Nasıl bir seyri var? Yemek yediğin zamanlarda ağırlık çöküyor, hatta kolunu kaldırmayacak kadar kötü hissedebiliyorsun kendini ama devamlı böyle olmak zorunda değil.  Nasıl anlatsam; Kahveyi içiyorsunuz diyelim, bir an da gözlerini parlıyor, kendinizi harika hissediyorsunuz ama en geç iki s…

Benden Notlar

İş yapmak için kalkıldı. En başta yıkanmış ve kokmaması gereken bebe çamaşırları var. Sonra, en son yazı yazdığımda beni rahatlattığını düşünüp, koca kişisinin bilgisayarının başına çöküm. Tabi yanına da bir kahve. Bak saat kaç oldu. İdefix'e kadar baktım. Aklım da, o  kadar iş varken, bu kadar relax takılıp, aynı zaman da gergin, kasılmış olan kaç insan vardır? Vallahi merak ediyorum artık.. Ama kahve de fena değil.

 Her sene millet senelik dileklerini yazarken ben kendimle savaş halinde imişim mesela. Bu senenin girişinde farkettim. Devamlı savaşmak yerine, azıcık kendimi rahat bıraksam neler olur acaba? Mutlu,uykumu almış uyansam mesela. Kendimi biliyorum aslında.

 Herkesler son uykularını uyurken, ben kalkıp, kahvemi yaptıysam, bir de bebe milleti uyanmadan içebildiysem değmeyin keyfime. Pamuk gibi oluyorum işte. En azından en nemrut halim olan sabah mahmurluğumu! üzerimden atmış oluyorum.

 Sonra pozitif olabilmek için, tüm kırgınlıklarımı bir tarafa bırakabilirsem, daha da…

Depresyon Sizce Nedir?

Bıkmak,sıkılmak,bunalmak,nefret etmek,nefret etmek, binlerce hatta on binlerce olumsuzluma sonunda ne öğreniriz biliyor musunuz? Olumlu düşünmeyi. Yapacak herhangi bir şey yoksa eğer olumlu düşünmekten başka çaremiz olmadığını anlarız. Ama anlamak yetmez.Çünkü, o pozitif düşüncelerin kucağına koşarak atlamak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz o anlar, olumsuza dönüverir yeniden. Yapacak bir şey yoktur. Kapana sıkışmış bir av hayvanı, peyniri bulamamış bir deney faresi, ya da dönencenin içerisinde ölene kadar dönüp duracağını düşünen bir insana dönüşürsünüz. Aslında en insan halinizdir bu anlar. Sosyalleşmek bir ihtiyaçtır ama, kendini geri çekme ihtiyacı hissedip,  geniş bir perspektifle baktığınız da her şey biraz daha anlamlı hale gelir. O anlamlandırmayı yaptığımız da daha bir insan olduğumuzu düşünürüm. Çünkü, aslında bu bir bilinçlenme dönemidir. Herhangi bir şeyin, aslının farkına varıp, bunu sindirme ve önlem alma dönemidir. Ve dışarıdan bakıldığında ve aslında tabi içinizde ki …

Taslakdan, Gelmiş Zamana

Bazen hatta çoğu zaman kişisel tercihlerimizi yaparken hatamızı bilmez miyiz aslında? Biliriz Hem de bal gibi. Bin tane plan yapıp, yeni hobiler edinip kendimden nefret etme sebebimin senelerimi verdiğim yaşam biçimim, tek hedefim olan şeyi yapmadığımdan olduğunu tabi ki de biliyordum. Bilmek işe yaramak yerine moralimin daha fazla bozulmasına sebep oldu. Şimdi kendimden emin bir şekilde asıl o alanda yürümek istiyorum. Umarım başarabilirim. 600 sayfalık emeğim boşa gitmez. Ama en önemlisi tam tahmin ettiğim gibi çocuğumun olması extra sorumluluklar beni kendime getirdi. Artık sağlık sorunlarımı hallettikçe kendim daha iyi hissederek çok denklemli hayatımın tüm bilinmeyenlerini doğru yerlere yerleştirerek denklemimi kurup, yavaş yavaş çözeceğim. Kararlarım net. Geriye dönmeyeceğim.

   Dile kolay. Tam üç sene. Neler neler yaşandı. Çoğu gereksiz. Tüm iyi niyetinle, sevdiğin insanın hayatını kolaylaştırmak için  kendinden vermemek gerektiğini bile bile cömertçe savurmadın mı kalbinin p…

Ben Küçükken...

Ben küçükken ama çok küçükken, pimamaa diye işten eve gelen babamı karşılarmışım. Sebebi rahatlığıma düşkün olmaktan başka ne olabilir ki? Kot, t-shirt ikilemesiyle bile daralır, eve gelince ille de  rahat bir şeyler giyerim. Tabi her zaman değil. Ve bu rahat bir şeyler, don-atlet değil ya. Hiç sevmem. Bak yine yüzüm buruştu.

 En çok şaşırılan özelliklerimden biri, daha emeklerken, memleketten sürpriz olsun diye habersiz gelen dedemi, zili çalar çalmaz, dede dede diyerek kapıya gitmeye çalışmamdır. Hala hayretle anarlar.
 Sonra, ilk bisiklet var. Ama ben ilk bisikletim olan üç tekerlekli bisikletimi aldığımız günü hatırlıyorum. Dedem almış da, tee anadolu yakasından avrupa yakasına taşımışız. Ben çok beğenmişim çünkü. Aklımda dedemin elinde bisiklet, beraber yürüdüğümüz var. Bir de mutluluğum.



 Bizim arka taraf diye tarif ettiğimiz yer de oynadığımız evcilikler. Hımm ben hep baba olurdum. Bisikletime biner işe giderdim. Eve gelince de bulmaca çözerdim. Bir yaz bulmacası hiç çözülme…