12.29.2015

2016 -Mutluluk Listesi- (Dikkat: Keyif Verici Maddeler İçermektedir!)


deer and birds - Giordano Forest Friends Decoupage Set 2:


Çocukluğumdan beri, her zaman liste yaparım. Uzun seneler gün gün ilerlemem gereken ders takvimim bile oldu. Ne listesi yaparsam yapayım, mutlaka, kendimle savaştığımı, gerçekten fark ettim. Geçen sene de fark etmiştim. Ama yaptığım şey çok mantıklı geliyordu. Şimdiyse bunun mantıksızlığının farkına varıyorum galiba, bu beni gerçekten mutlu ediyor. Savaş bitti!

 Bundan sonra kendimle mücadele etmeye, (mümkün olduğu kadar) nokta koyuyorum.  Mutluluk listesi yapmayı düşünmek, yeni maddeler bulmak, ve o ajandanın yanına gittiğinizde bile mutlu olduğunuzu fark etmek, harika bir duygu. (Çocuktan sonra, mutluluğun formülü, kimyasal saldırıya uğruyor galiba!:)

  2016 Yılının Keyif  Verici Maddeleri



 Bakım

-Modern bir saç kesimi yaptırılacak.
-Saçını keskin bir renge boya.
-Şampuansız saç yıkama denenecek.
-Saç için aylık bakımlar yapılacak.
-Sıkılaştırıcı vs. kremleri düzenli kullanılmaya çalışılacak.

 Kitap, Film, Blog

-60 kitap okumak.
-60 film izlemek.
-3-5 dizi izlemek.
-60+60 blog yazısı girilecek.
-Laf aramızda rakamları, yazılmş olsun diye yazdım. Bence, tur bindiririm bu rakamlara.
-Bunları yapmak için bir odayı düzenli tutabilmek çok mühim. Bir nevi, özgürlük odası. Mum döküldü,kahvem ters çevrildi derdinin olmadığı bir oda.

 (Uzun süredir yakınlarda aradığım kütüphane, meğer 2012’de, beğenmediğimiz belediye döneminde açılmış. Neymiş, önyargıyla yaklaşmadığımı savunurken, fark etmeksizin alasını yapmışım. Aklımın ucundan bile geçmemiş. Çocuk kütüphanesinin neredeyse olmadığını bangır bangır bağırırken, hiç beklemediğim güzellikte bir de 0-10 yaş aralığında bir kütüphane ile karşılaştım. Belediyenize ait halk kütüphanelerine ve içeriğinde çocuk kütüphanesi olup olmadığına bakmayı ihmal etmeyin. Kütüphanede ki kitapları bitirene kadar, hepsi benim bebeklerim. Şimdiden özledim onları.

 Ev Keyifleri

-İstanbul’a kar yağacak. Beylikdüzü İstanbul’un dağı. Plütondan bir önce.Biz burada mahsur kalacağız. Şimdiden bu fikre alışılacak. Muhtemelen çok rüzgârlı günler bizi bekliyor.

-Yeni, bol kalorili kurabiye tarifleri buldum. Zeytinyağlı kurabiye (tahinli gerçi ama) yalan olacak gibi. Kar izleyerek kurabiye yeme, mum ışığında kurabiye yeme gibi gecelere çok az kaldı. Dışarıda kar olunca evde olmak daha keyifli sanki.

-Kahvem için çeşitli şuruplar hazırlamak.

-Bal kabaklı latte yapmak.

--Evde yapılacak, kış ve yaz aylarında gezilecek yerler gibi listeler hazırlanacak.

 Yapılacak Zorlu İşler

-Oyuncak mutfak yapılacak.
-Hediye oyuncak mutfak yapılacak.
-Yatak tasarımı çizilip,  yapılacak.
-Puzzle (2000)

 Hobi

-Mini dikiş projeleri oluşturulacak.
-Dilek feneri uçurulacak.
-Hafta sonu, iki üç saat gidebileceğim stilistlik eğitimi için araştırma yapılacak.
-Fotoğraf ve video çekmeye yeniden başlanılacak.
-Kızıma becerebilirsem bir kıyafet dikmeyi çok istiyorum.
-10 adet kıyafet tasarımı yapılıp, pinterestte gördüğüm veya daha orijinal fikirlerle, desenler oluşturulacak.
-Çarpı işinden, ara ara müthiş keyif alıyorum. Yarım işler tamamlanacak. Yenileri yapılacak.
-Kitap yazmaya başlanılacak.  

 Sağlıklı Yaşam

-Tüm yiyecekleri zamanında yemeye özen göster.
-Balık yemeyi çok ihmal ediyoruz, üzerine düşülecek.
-Et ve sebze dengesi kurulacak.
-Mutfakta kolaylık sağlayacak şeyler (buzluğa atmak,yıkayıp kaldırmak vs.) yapılacak.
-Doktor kontrolleri aksatılmayacak. Ara ara testler yaptırılacak.
-Diş doktoru hiç aksatılmayacak.
-Bu sene en mutlu olacağım değişiklik, zayıflamak olacak. 
-Zayıflamaya sporla destek -mutlaka ama mutlaka- verilecek.
-Yazın konserve yapmak denenecek.  

 Gezi

-Yaz ve kış aylarına özel çocukla beraber gezilecek yerlerin listesini hazırlama. Gidilecek müze tercihlerini dikkatli yapmak lazım. Unutma!
-Arboretum ve botanik bahçeleri, alerjinin izin verdiği ölçüde gitmek için, ikna çalışmaları yap.
-Hafta sonlarının büyük kısmı kütüphanede geçecek.

 Ev İşleri

-Artık bir rutin belirlenecek ve uyulacak.
-Ayın son haftası temizlik üzerine yoğunlaşılıp, yeni ayın ilk haftası eski bilgilerin hatırlanması üzerine çalışılacak.

Son iki-üç hafta kötü geçince listeye yeni şeyler eklenemedi. Bu listeyi, ara ara güncelleyerek, diğer yıllar için de, örnek teşkil etmesini istiyorum...

Mutfak

-Her hafta yeni, herhangi bir çeşit yapılacak.





12.25.2015

Tavsiye Dizi ve Film Üçlemesi






http://dannews.co.nz/wp-content/uploads/2015/01/borgen.jpg



 Dün yazıyı girdikten sonra uyku tutmadı. Sıkıntılı sıkıntılı geziniyorum nette. Bir orada, bir burada. Konsantrasyon sıfır. Okuduğumu anlamıyorum, izlediğimi görmüyorum. Bir ara, azıcık kendime gelmişim. Kendimi dizi sitesinde buldum. Eğer bir diziye başlayacaksam, konusundan girer, imdb puanından çıkarım. Ama bazen, istemsizce girdiğiniz bir dizi, olması gereken, izlemeniz gereken, umut vaat eden bir yapım olarak çıkar ya karşınıza hani. Dün aynen böyle oldu. Kesinlikle 2016 yılında izlemeniz gereken diziler arasına yazmalısınız. Siyasetlerine bakacak olursak pek naifler. Coğrafyalarının getirdiği bir özellik olsa gerek. (Dünya savaşlarında bile, tarafsız kalabilen bir tarihleri var.) Bu naifliklerini, dünyada ki eşitsizlik, çocukların ölümü, mülteciler, terör üzerinde o kadar hümanist ve gerçekçi bir yaklaşımla desteklemişler ki, ayakta alkışlarsınız. Dünün o yoğunluğunun üzerine, bisiklete binen insanları görünce hüngür şakırt ağladım. Bu cümleyi yıllar sonra okursanız gülebilirsiniz.


  Dizinin adı Borgen.İmdb puanı 8.5. Şöyle düşünün, evlisiniz,iki tane çocuğunuz var, seçimlere, kazanamayacağınızdan emin olduğunuz bir partiyle giriyorsunuz, fakat son üç günde rakiplerin talihsiz açıklamaları sonucunda, ülkenizin ilk kadın başbakanı oluyorsunuz. Hem de, yukarı da anlattığım gibi, dünyada ki, çocukların ölmemesi gerektiğini savunan, bunu, kurt siyasetçileri alt ederek uygulamaya sokmaya çalışarak. (Sadece 3 bölüm izledim. ) Hangimiz yapmayı istemezdik ki? Eğer izlerseniz, ilk bölümde ki demokrasi tanımı nasıl da güzel...


http://image.tmdb.org/t/p/w1920/9pZ7GbhtizUBxgzKtMOdvAQIVHJ.jpg

  Madem böyle bir yazıya başladım, bu senenin tavsiye edeceğim filmini de burada paylaşayım. Bajrangi Bhaijaan. İmdb puanı 8.2.  Ağlatan bir film. Ben komedi zannetmiştim, değil. Tabi hint filmi, komediyi de, içinde barındırıyor.  Konuşamayan bir çocuk, Pakistan'dan Hindistan'a doktora götürülüyor. Aralarında ki husumet ortada. Ben, ortayı bulmaktan,kardeşlikten dem vuran, onlarca hint filmi çektikleri için, her zaman takdir edilesi buluşumdur bu yapımları. Bu filmde extra birlik, beraberlik var. Ortada bir çocuk var çünkü. 

  Benim duygularıma gelecek olursam, bu filmle beraber şunu fark ettim.Yukarıda söylediklerime olan inancımı kaybetmişim. Önceden böyle bir film izlediğimde inancıma daha büyük bir kuvvetle sarılırdım. Artık mazide kalmış...

 Bu da benim, her sene bir kere, mutlaka izlediğim film. Bir senem dolmak üzere, ocak ayında izleyeceğim. Nasıl özledim ama. İzlemedim diyen çkmaz herhalde. Duymayım öyle birşey. Yok artık!

12.24.2015

Bir Nefes

 Son haftalarda tek derdim kendimi ufacık şeylerle mutlu etmeye çalışmaktı. 2016 yılında yapılacak mutluluk listesi falan hazırlıyorum. Deli gibi ağrım var, çocuğum kendi kendine oynasın diye evi önüne dökmüşüm, Ara ara yalvarıyorum, ne olur kendi kendine oyna! Duramıyorum çünkü ağrıdan. Ben o kısmı atlattım, ağrım sızım geçti, bu süreçte bir kekeleme mevzusu başladı, inşallah geçecek. Sağlık durumum hiç fena değil, tüm günü beraber oynayarak geçirince, asıl darbe geldi. Hımm annem bugün beni seviyor! Böyle yazdığıma bakmayın, nasıl koydu, nasıl zoruma gitti, nasıl silkelendim, bir kendime geldim anlatamam. Sonra, şubat annelerinden birinin bebeğinin vefat ettiğini öğrendim. Çok zoruma gitti. Sonra, Efsun. Efsun gitti, Efsun gitti yazmış ama algılamadım. Önceden gördüm vefat haberini, ama algılamamak için programlanmışım sanki. Okudum, bir daha okudum.. Ama o iki kelime yüreğime öyle bir saplandı ki.. Şimdi, beş dakika önce küçücük bir çocuğa yapılan işkencenin tamamını izleyemedim..İzleyemedim de, elim kolum kaç gün daha takatsiz kalır bilmiyorum. Nasıl, nasıl, nasıl,nasıl? Beynim de yankılanıyor, midem bulanıyor..

12.16.2015

Merak Ettiğim Bloglar

 Her gün, bugün yazmış mı acaba, hastaysa nasıl olmuş, eğer sürekli yazıyorsa ve es geçdiyse, acaba neden yazmadı diye meraklandığım bloglar var. Samimiyet akan bloglar.

 Bunlardan biri bu mimi yapan, örnek almaya çalıştığım,soru sorup, kafasını şişirdiğim, pek sabırlı bulduğum Öğrenen Anne

 Handan'ı bilmeyen, var mı? En sevdiğim yanı, kimsenin fark etmeyeceği ufacık detayları fark edip, mutlu olması. Dünyada pek nadir rastlanangillerden.

  Secce'yi bilir misiniz? En eski takip ettiklerimden. İkiz annesi. Eğer tek çocuğunuz varsa ve halinize saydırmak yerine, sakinleşip, en azından bundan iki tane yok demek isteyeceğiniz zamanlar da, okumalısınız. Ama öyle ahlanıp, vahlanmıyor. Okurken gülüyorsunuz, sonra dank ediyor. Yazık yaa deyip, çocuğunuza sarılıyorsunuz. Özellikle ikizlerin küçüklük halleri...

  Yeni blog yazan, daha tanışalı bir hafta ancak olan de kubad  var. Anne olduğum bir buçuk yılımı yazıyor sanki.

  Iceberg'in Dünyası, kuzuya oyun hazırlamak için çıktısını alabileceğim link ve foto verdiğini hatırladığım, ama yapmadığım, (oğlu da pek tatlı:) blog sahibi. Yazıcı almayı kafama koydum. Yoksa olmuyor bu işler. Son tuz hamuru da, nefis paylaşım.


 Bize her yer okul, eğitim sisteminin ülkeler arası farklarını, olumlu,olumsuz yönlerini inceleyebileceğiniz çok fazla bulunmayan bloglardan herhalde. 3 çocuk, devamlı değişen düzen, uyum sağlamak...

 Yine en eski takip ettiğim bloglardan, günün çorbası var. Arca'nın dumur diyalogları efsane. Diğer bloğumda, diyaloglarımız diye yazdığım yazılar da, konsept olarak oradan, izinli çakma zaten.

 Eğer siz de, beğendiğiniz blogları yazarsanız, okur, eğlenir, tanışmış oluruz.

12.13.2015

Ay ve Hayaller



Where’s Major Tom Now | Illustration Art | The Design Inspiration:

  Bu çizimi görünce hem çok hoşuma gitti, hem de kendime güldüm.

  Küçüklüğüm geldi aklıma. Dördüncü sınıfa giderken (ve sonra bir süre daha),  gazetede uzayla alakalı tüm haberleri keser, tamamen  ilgili haberlere ayırdığım ajandama yapıştırırdım.  O benim koleksiyonumdu. Çok önemliydi.

 Haberlerde, yine, gezegenlere kurulan otellerden yer ayırtan, arsa alan zenginlerden bahsediliyordu. Uzaya insanla araç göndermişlerdi. Nereye gideceklerini hatırlamıyorum. Beş ya da altı kişilerdi. Sanki Rus'ların gönderdiği bir araçtı. Son pozları, mutluluktan gözlerinin içi gülerkendi. Fakat, üzerinden çok geçmeden hepsi vefat etmişti.

 O zamanlar hayal kurmanın sınırı yokmuş demek ki. Aya gidecektim ben. Yürüyecektim. Yer çekiminin olmamasına heyecanlanıyor, bir taraftan da çok yavaş ama yaa, diye sızlandığımı hatırlıyorum. Galiba yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim.

 Bir gün uzaya gideceğimi söylediğimde, gülümseyenlere sinir oluyordum. Kendileri, hayatta her istediklerini elde edememişler diyeydi bu alaycı, çok bilmiş gülümsemeleri.  Onları  gördükçe, daha çok emin oluyordum. Ben uzaya çıkacaktım.O kadar!

 Aya ayak basacağımdan  ne kadar emin olduğumu bilseniz, siz de gülümserdiniz

Yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim... Hayal ve üç nokta...

12.11.2015

Mim

ooak-Original Rabbit and Peony Illustration Art 8 x 10 via Etsy:




 Handan, unutmamış mimlemiş beni. Takıntılarım, sevdiklerim,sevmediklerim...

-Eğer, bir işi yapıyorsam tam yaparım. Didiklerim, yoksa asla içim rahat etmez. Aklım, es geçtiğim yerde kalır. Çok kötü bir şey. Çünkü, ya hep, ya hiç mottosuyla hareket etmek, iki türlü de yıpratıyor insanı. Bir şeyi yapmamaya karar verdiysem de, geri dönüp yüzüne bakmam. Aklımın bir köşesin de,yarım bırakılmış olarak,senelerce rahatsız eder.

-Çift sayı olmamasına takılırım. Bunu yenmek için, tek sayı yapmaya başlamıştım bazı şeyleri. Şimdi onların tek, diğerlerinin çift olmaması gözüme batıyor.

-Büyük bir hevesle başlamayı düşündüğüm şeyi anlatma hatasına düştüğüm de,(haksızda değiller hani ama) olumsuzluklardan dem vurulmasından nefret ederim.

-Monotonluk insanı öldürür. Ama çocuktan sonra, monotonluk da önem kazanıyor. Zaten artık, temiz,düzenli bir odada yayılıp, kitap kahve keyfi yapmak güzel bir yenilik haline geliyor.

-''Aman, daha kötüsü olacağına, derdimiz bu olsun yeter ki'' gibi laflar etmemeye artık özen gösteriyorum. Bir kere yaptım o hatayı, ömrümü yedi valla.

- Yeni, kolay tarifler denemekle mutlu olabilirim. Her zaman yaptığım yemeğin içine, farklı bir baharat katmakla tadını değiştirmek bile, mutlu eder.

- Spor yapmak için, koşu bandında ya da aynı yeri defalarca yürümekten hiç hoşlanmam. Tırmanayım,bisiklet süreyim, yüzeyim, eğlenceli birşeyler yapayım yani.

-Ama yeni bir sokak,deniz kenarı,ormanın içi ve en güzeli bir şehri yürüyerek gezmekten acayip keyif alırım. Tabi bir şehirden kastım mesela, İstanbul'da Beylikdüzü'nü gezmek değil. :D

- Yalan söylemekten hoşlanmam. Beyaz yalanlar da dahil. Onun yerine hiç bir şey söylememeyi tercih ederim. Eğer söylemek zorunda kalırsam, yalan olduğu belli oluyor zaten, bir işe yaramıyor. Anlayacağınız, beceremiyorum.

- En çok ilkbaharı severim. Hem serin, hem güneşli. Ama en çok, tabiatın canlanırken oluşturduğu o renklere vurulurum. Kendimi daha iyi hisseder, daha enerjik olurum. Alerjimin izin verdiği noktaya kadar.

-Güneş olmadı mı, tadımda olmuyor. Güneş müthiş enerji veriyor. Ama yağmur yağsın ben izleyeyim, altın da ıslanırken yürüyeyim, bayılırım. Kışet yafı bir nebze daha çok severim de, yazın o sıcaklar beni öldürüyor. Bu yaz, Afrika kıtasında ki insanları anladım. Neden gelişemediklerini, yavaşlıklarını. O sıcakta bana dokunanı vururum valla.

 Anlatacak ne çok şeyimiz var. :)

12.04.2015

Haftalık Bildirim

georgianadesign: Sun Valley residence, ID. Miller Architects.:



  Bu hafta, çok verimsiz geçiyor. Hatta bitmiş bile. Ne dişimin ağrısı,  ne de başımın ağrısı geçmek bilmedi.  Majezik içmeme rağmen azalmadılar. Gargara ile bir süre uyuşukluk, sonrası pert. Tabi ki, benim, küçük, tatlı, elma şekerim!de aşırı derecede sevimli,sempatik ve hatta şöyle söyleyeyim bu süre de hiç ama hiç ağlamadı!

 Bu gün, bir ara çileden çıkıp, kızım hala sallanıyor bu salıncak niye bağırıyorsun? diye bağırırken buldum kendimi. Hem de bir çok defa. Ya, bir çocuk yerinden kalktığı gibi zırıl zırıl ağlayarak saatler geçirir mi? Sebep? Kocaman bir hiç! Başım ağrımasa, dikkatini dağıtmak daha kolay oluyor ama o sırada elim ayağım titriyor. Tabi bir taraftan çocuğun peşinden koşmuşsun ama sen daha doğru düzgün bir şey yememişsin. Yediğin şey şekerini iyice düşürmüş, doğru düzgün düşünemiyorsun bile.. Baktım ben celallendikçe gaza geliyorum, psikolojisinden önemli değil ya on dakika deyip, youtube'dan ilk önüme gelen videoyu açtım. Çocuk şarkıları. Buraya dikkat, böğüre böğüre ağlayan çocuk, pc'de balık görünce, saniye bile aksatmadan (valla aksatmadı)  ''Anne balık mı izliyorsun? Anne balık mı var orda?'' dedi, güldüm. Güldüğüm için de, kendimi tebrik ettim. Gülmek önemli.

 Tabi açtım da, bağırtısı azaldı  mı? Hayır! Beş küçük maymunun yatakta zıplayarak düşmesi ve başlarını acıttıklarını anlattım (aynı şeyi yapıyor ve kendisi de düştü ama hala aynı tas ayı hamam, aklım çıkıyor) ona ağladı. Maymun düşmesinmiş. Beğenmemiş, değiştirecekmişim. Neyi açarsam beğenmemişmiş. Uyumayacakmış..... Zor bela ikna edip uyuttum da 40 dakika sonra yeni bir zırıltı..

 Hayır, bu ara vertigom tavan. Geceleri başımın, fırıl fırıl dönmesinden,  midem ağzımda yaşıyorum. Bir de, sabahları biraz dönüyor. Uykusuzlukla bağlantılı olduğunu keşfettim. Erken yatarsam, başımın dönmesi o kadar az oluyor. Ama bu nasıl bir şeyse, Ne kadar çok uyursan, o kadar az başın dönerek uyanıyorsun. Hayret doğrusu. vertigonun yeni bir versiyonu, üzerimde deneniyor adeta.

  Ben de, kendimi çocuk yataklarına verdim. Şimdi ki beşik dar geliyor gözüme. Alırken de dar geliyordu zaten. İkea Hensvik serisinin beşiği. Oyun evi yerine, çok beğendiğim ev şeklinde yatağa dönmeyi planlıyorum Hem odası da küçük zaten. Hepten basık olacaktı diğer türlü. Böyle ferah ve şık duracak. Tabi yine benim muhteşem!tasarımım ve bizim büyük! hayallerimizden biriyle karşı karşıyayız. Biz yapacağız! Önce çizmem lazım ama.

 Bir şey daha fark ettim. Olan şeyi, olduğu gibi yazınca rahatlıyorum. Benim telefon bozuk. Hangout'dan görüşüyoruz. Bir ara baktım, bunaldıkça adamcağıza yazıp duruyorum. O da garibim, sakin ol falan diyor. Bir ara ''Ben çalışıyorum farkında mısın?'' dedi. Maili kapattım. Trip atmak falan değil niyetim,açık olunca yazdıkça yazıyorum.  Sonra bozuldum zannetmiştir diye, geri açıp yazmaya devam ettim. Uyuzlukta zirve yaptım.

 Kilo vermek yerine, alıyor muşum bir de, diye dalga geçip durdum kendimle. 1 kilo almışım gerçekten. Diş yüzünden. Sıvıyla beslenip zayıflayacağımı düşündüm ama sıvı almak doyurmuyor insanı. Yani tüm günü sıvı alarak geçiremedim. Arabaya binince falan bayağı kötü oldum. Dağılmadan yenilebilecek bir şey geldi aklıma. Hem de yumuşacık. Ekmek! Ya işte, kilo vermeye adadığım iki ay da bir kilo aldım. En azından aldığımı vereyim ya. Artık gülsem mi, ağlasam mı, bilemiyorum?

 Yukarıda ki görselde, yalnız başıma hiç olmazsa 12 saat geçirmek isterdim. Kahve, kitap ve o güzel yatak. Azıcık cam da açacaksın, üşüyecek, iyice sarılacaksın battaniyene. Tam olarak, şuan, kederlendim!


11.30.2015

İlk Hobi Fuarı



TUCH EXPO - Tuhafiye, Çeyiz, Hediyelik ve Hobi Fuarı Etkinlik Afişi



  Fuar gezmeyi sever misiniz? Benim için ne olduğu fark etmeksizin gezebilirim. Toptan satıyorlarmış falan hiç ırgalamaz. Kızım olduğundan beri, pinterestte fink ata ata, el yapımı şeylerin ne kadar ucuza geldiğini görüp, devasa fiyatlara yok artık diyebilince, biz yaparız, ben yaparım falan demeye başladım(k). O zamandan beri kırtasiye ve tuhafiyeler daha bir anlam kazandı. Bu fuarı da görünce ve ilk olduğu için, çoğu kişinin haberi olmayacağını düşünerek eklemeye karar verdim. Ben boncuklara odaklanacağım. Kocaman kocaman boncuklar lazım bana. Küçük vatandaş için. Sayfasını kontrol etmeden, davetiye almadan ve halka açık olduğu günleri kontrol ederek gidin lütfen!


Bir Gece de Dünyanın Düzenini Değiştirsek

Pinterest: Nuggwifee☽ ☼☾:




  Eğer tarih,siyaset, gazete üçgeni içerisinde büyüdüyseniz, öğrendiğiniz en önemli duygu ''sallamamak''  oluyor. Ne kadar yapabilirseniz artık.  Ama biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki, dünyada ki politika da, kimin elinin kimin cebinde olduğunu  bilemezsiniz. Fikir yürütürsünüz,yorum yaparsınız hatta emin olursunuz ama, aslını astarını bilemezsiniz.

 O yüzden, bilmem  kim paşanın yayınlanmayan gizli günlükleri, ismini veremedikleri çok mühim zatların verdikleri bilgileri ''kaynak'' gösterip, kitap yazıp köşeyi dönen insanlar var bu ülkede.  Kulaktan dolma bilgiyle yazdıkları kitaplar da,sadece siyasetle de yetinmezler. Dünyada ki örneklerine bakarsak, kurgu ya da bir grubun veya devletin isteği üzerine çıkıyorsa, hiç olmazsa, profesöründen, gerçekten bilgi sahibi olandan çıkıyor. Güldürmüyorlar kendilerine.

  İşin özü, canınız sıkılır sıkılmasına da, her şeyin farkına daha erken varırsınız. Açınız genişler. Şu ne yapmış, bu ne yapmışa ve hatta doğruya değil, dünya da örnekleri ne yapmış, ne yapıyor diye bakmayı öğrenirsiniz. Çünkü bilirsiniz ki, bu, dünyanın düzenidir, ve bu coğrafyada, dünyanın istediği düzen içerisinde akar. Tıpkı diğer tüm ülkeler gibi. 

 Dünyayı yöneten ülke olmak, neredeyse hatasız olmayı gerektirir. Kendine çok güvenen bu ülke, bariz ve basit hatalar yaptığında ceremesini, yakında da gördüğümüz gibi tüm dünya çekiyor. Bir gün bütün dünya ayaklanıp, başımıza açdığın bütün belalar senin yüzünden diyecek. İşlerine o sırada öyle geldiği için, ağızlarının suyunu akıtıp, avuçlarının kaşıntısını dindirmek için yaptıkları onca şeyi unutarak Bir gün, bu krallıkta bitecek. (Görebileyim diye dua ettim geçen. :D)

 Not: Görsel pinterestten alınmıştır.

11.29.2015

Konuşmak, Yazmak, Düşünmek

Bu da bana kapak olsun :D





 Bizim evin halleri,  durmadan konuşabilen insanlar olarak tanımlanabilir. Eşimde, bende ve tabi eksik kalmasın kızımızda. Sesli düşünürken yakalıyorum kendimi ara ara. İki dakika kapa çeneni! Hem de, iki yaşına bile gelmemiş çocuğa. Sonra bir bakıyorsunuz ses kayıt cihazınız size tekrarlıyor. Kapa çeneni! Kahretmesin! Bunu içinizden söylüyorsunuz bu sefer, ama kendinize saydırmaya da devam ediyorsunuz. Sen kapa çeneni! Çocuk kelimesinin manasını öğrenemediysen, yapmamayı bileceksin vıdıvıdı..

 Konuşmak, benim için büyük bir ihtiyaç. Düşüncelerimi netleştirmemi sağlayan en önemli araç. Yazmakla, konuşmak gibi toparlayamıyorum. Sanki daha çok dağılıyor. En önemli etken, karşınızdakinden gelecek tepkiyi sıfıra indirebilecek şekilde, her tezi hızlıca düşünmek, kendi doğrunuzu teyit etmek, eğer edemezseniz birlikte çözmek. Evet, geyik yapmak dışındaki konuşmaların tanımı.

 Benim genel problemim; Çocuk!

 Eşimin genel problemi:   21:00'da eve gelmek. Bütün gün konuşmaktan cılkının çıkmış olması. Evde olduğunda yatay pozisyonda pc başında zaman geçirmek istemesi.

 Çözüm: Ben konuşurken kafasını pc'den kaldırmıyor. Ben inatla konuşmaya devam ediyorum. Arada dürtüklüyorum. Genele hakim, ama pek ses etmiyor. Neden? Çünkü, ben artık kendi kendime sorunu söyleyip, çözümünü bulup, yaptığım mantık hatalarını inceleyip, mutlu mesud yaşamaya devam ediyorum. Hem duvarlarla konuşup deli damgası yemiyorum, hem de arada lütfedip müdahil oluyor. Ee o da muhteşem oyunundan geri kalmamış oluyor.Alan memnun, veren memnun! Daha ne olsun!    ( Yalan mı, boşuna söylenme.)

 Ben düşünüyorum, konuşmaya geldi mi, zorlayarak da olsa konuşuyorum, ama iş yazmaya gelince tık yok. Halbuki, yazınca da rahatladığımı biliyorum. Ama daha da negatifleşiyor her şey sanki. Ta ki yazı bitene kadar. Blogger'ı açıyorum, yazmak yerine takip ettiklerime bakıyorum, sonra bloglarına manyak gibi yorum bırakıp duruyorum. Kendimi sapık gibi hissetmeye başladım. Çocuk üzerine konuşacak kafa dengi insan bulmak zor. Çocuğu olmayan arkadaşlarımın daha mantıklı olduklarını görüyorum. Ama pratik olmayınca, kült doğru bilinenler kalıyor geriye. Kızım için açdığım bloğa neredeyse yazı girmiyorum. Büyük heveslerin kurbanı olmuş gibi geliyor o blog. Her anıyı kaydetmek vsvs...

   Dişçiye tam gaz devam ediyorum. İkinci dişimde çekildi. Bir hafta sonra kanal- dolguya devam. Hiç tartıya çıkmadım. Hiç kilo vermedim bence. Ceren'in taktiğe dönüş yapayım. Bir ay içinde 1 kilo vermek yeni hedefim. Vermezsem ayıp artık.

  Yazmak, karşında insan olunca güzel sanki. Yazının anlam ve önemini belirttiğime göre, konuyu kapatabilirim.

11.25.2015

Wifi hatta Telefon Detoksu ve Faydaları

 Bu aralar çok havalı bu detokslar. Diyet listeleri halt etmiş. Sıkıyorsa sosyal medya detoksu yap diyorlar. Tuz, şeker falan pek bir demode kaldı, yeni detoks konuları sayesinde. Bu detokslar genelde, instagram, facebook gibi özelleştirilmiş oluyor. Ama ben, her aman yaptığım gibi, yine büyük düşündüm.

 Aslında mecbur kaldım. Artistlik yapmaya gerek yok.  Telefon bozuldu. Şarj olmuyor. Direkt nakavt durumdayım. Elim, ayağım o çünkü. Evde, wifi var ama laptop ekranı kırık, kullanması aşırı zahmetli. İçindekileri aktarmaya üşendiğimden, tamire gitmek için bir yıldır bekliyor. Virüs dolu, wifi'ye bağlanma problemi de oldu. Ohh mis. Telefon yok, internet yok. Kafam nasıl rahatladı anlatamam. Şaka değil. Vallahi bak. Dur bir sıralayım faydasını, zararını:


 1- Sesini kapatmayı unutmayayım diye sesi hep kapalı durumdaydı zaten. Sonra bir de, ''Arıyoruz açmıyorsun, telefon elinde ne diye duruyor?'' fırçası yemekten kurtuldum. Ferahladım valla.

 2- O telefonu elinden ne kadar bırakırsan bırak, geri alıyorsun. Bilmem kim bloğa yazı girmiş mi?, İnstagram ne alemde?, Pinterest'e bakayım, belki aktivite yaparız. ( En büyük yalan)

 Sonuç: Saatlerimi yiyen, ufacık görünen o telefon ve sosyal medya kullanımı sıfırlanınca, sene başında yaptığım listenin bütün maddelerini şakır şakır yapmaya başladım. Kaç sayfa kitap okumalar, yazılar yazmalar, neler neler... Ama işin özü, bunları yaptığın için mutlu olmakta. Kendine görev addeddiğin şeyleri, teker teker yapıyor olunca, üzerinize pozitiflik örtüsü değil,  halısı atılıyormuş.


 Not: Bir haftadır detoks namına birşey bırakmadım. Gerçekten daha mutsuz, bağlanıp kalmaktan tatmin olamayan bir insan haline geldim. Telefonum hala yok. Sadece laptop olmasına rağmen.

  Benim için telefon olmayışının en kötü örneği bu oldu: Çok tatlış kızımın, iki dakikalık malum yere gitmemden faydalanarak, bacağını beşiğine sıkıştırıp, şişmesini sağlaması ve şişip, kızardığını gören zavallı telefonsuz anne!



11.24.2015

Sene Sonuna Sıkıştırılan Liste

 


 Bir kaç haftadır kendimi çok daha iyi hissediyorum. İyi hissetme döneminin başında yazacak olsam eminim çok daha olumlu bir yazı olurdu.

 Kendimi iyi hissetme halinin karşılığı benim için; evin düzenli olması bu aralar. Ama bunu değiştirmeye karar verdim. Herşeyi sağlığımı koruyamamış olmaktan kaybetmişken, hala iyi olmak için bile, büyük bir çaba sarf etmediğmi farketim. Ve yılın bitmesine iki ay kala, uygulanabilir kararlar almaya karar verdim.

 (Ve bu kararı verince, süreyi ne kadar kısa tutarsam, etkili bir biçimde uyguladığımı görmüş oldum. Arada hatırlarsam harika olur.)

   2 ay içerisinde Yapılacaklar;

1- Hipoglisemi, hayatımın kalitesini aşırı derecede düşüren bir etken. Ve seyri kötü bir şekilde değişmeye başladı. Önlemi, sağlıklı beslenmek. Bu iki ay, sağlıklı, sık ve düzenli beslenilecek.

2- Birinci madde uygulanırsa rahatlıkla kilo da verilecektir. Hedef 8 kilo vermek.

3- Diş doktoruna gitmek.

4- Kan sulandırıcı ve d vitaminini düzenli olarak kullanmak.

5- İki ayın sonunda, dahiliye doktoruna giderek, şeker testi, kan sulandırıcı etkisi için test, d vitmini için test yaptırılacak.

6- Göz doktoruna mutlaka gidilecek.

  Senenin sonuna sağlığımı sıkıştırdım.Benim için önemli bir adım. Özellikle o dişçi var ya off...

 Şu ana kadar ne yapıp yapmadığımı irdeleyecek olursam;

1- Bu madde çok zor. Sonunda ilaç kullanımına başlayacak gibi duruyorum.

2- Hala kilo vermedim. Bu kadar uzun aralıklarla yemek yersem, imkansız zaten.

    Edit: Aralık ayında, 1 kilo verilecek. Sadece 1!

3- En bunaldığım mevzu; dişçi. Ama dişimin de ağrımasıyla cumartesi günü dişçiye gittim. Bir diş çekildi. İkinci diş bu cumartesi. 3 kanal, 2 dolgu+kaplama var. Dişçiye gitmekten nefret ettiren muhteşem dişçi amcaya selam olsun buradan. Çok dua ediyorum kendisine!

4- Kan sulandırıcı, diş çektirmemle sekteye uğradı. Bu gidişle de uğrayacak gibi duruyor. Ama onun dışında düzenli kullanıyorum. D vitaminini neredeyse kullanmadım. Yeniden başlamam gerek.

5 , 6- Bu iki seçenek, iki ay sonunda yapılacak.

 Gelecek yıl için, kısa süreli listeler yapmalı. Bir senenin sonunda, yapmak istediklerinin hayalini kurarak, uçarı rakamlarla çalışmak yerine, kısa soluklu, çabucak bitecek rakamlarla çalışmalı. Kulağıma küpe olmalı!

11.04.2015

Stilistlik Üzerine (Illustrations)

 Bloğa gelen, yoğun istek ve sorular üzerine (bir adet, sadece bir, rakamla da 1) üzerine, yazmaya karar verdim.

 Çizim yapmak isteyip, vakitsizlikten, ya sadece bir heves olarak kalacaksa diye maymunn iştahlılığından korkanlara ithaf ediyorum bu postu.

 Alın elinize kalemi, kalem olsa yeter, önce bir deneyelim kendimizi. Bilgisayar önünüzde olsun. Girin pintereste. Hatta buyrun, amacım kolaylık sağlamak!   Arama yaparken kelimelerimiz; ''illustrations, fashion,design''  İster direkt, çizimlere bakarak çizmeye çalışın, isterseniz vücut çizimlerine öncelik verin. Hem kendinizi kontrol etmiş olursunuz. Profesyonel anlamda, öğrenerek daha zevkli olacağını kulak ardı etmeyin yine de.


  Eğer, daha dikkatli bir çalışma yapmak istiyorsunuz, çıktılarını alın, önce vücutlar üzerinden geçerek başlayın işe. Sonra bakarak çizmeyi deneyin. Sıkıldığınızı hissederseniz, kolay oduğuna kanaat getirdiğiniz bir tasarım üzerinde çalışmaya başlayın. Bakarak çizim yapmanın , biz yeteneksizlere, büyük başarılar sağlayacağını unutmayın. (Yetenekliler üzerne alınmasın lütfen, saygım sonsuz, hayranlıkla izliyoruz.)


  Renkledirme ve çizim için, video izleyebileceğinizi de unutmayın.

  Kalem, kağıt gibi ayrıntılara takılmadan yapın. Kaliteli, dokulu kağıt, kötü çizimi olağanüstü yapmaz. Zamanla kalem, boya tercihlerinizi değiştirebilirsiniz tabi. İnce,kalın resim kalemleri vs.


 Profesyonel bir şekilde öğrenmeye zamanınız olduğunda, faydasını göreceğinizden eminim.



















  Kaynak:Pinterest


 

9.22.2015

Bitli Turist Kitap Şehri'ne Hoşgeldiniz!






 misssilv:Ervin Szabo Library, Budapest… Love the wood and iron work. The old world look showcase the books perfectly: Oxford University Queen’s College Library in Oxford, England | 16 Libraries You Have To See Before You Die:


 Bloğu bir şeyler öğretmek, yeni öğrendiğim, gördüğüm şeyleri paylaşmak gibi harika bİr şekilde kullanmak yerine, sadece mızırdanmak ve kendime ''hadi koçum yaparsın sen'' demek için (ara ara duymak için de tabi) kullanıyorum. Çok sıkıcı yani. Biliyorum. Üstelik de, hayatım da, extrem bir şey yok. Yok yani.

Must have that ceiling if we do an office/library and maybe even bring out the ladder to place push pins on the map ceiling. Then you can lay down, look up and see everywhere you've been.: 25 Creative Book Storage Ideas and Home Library Designs:


 Aslında, benim için muhteşem güzel olan hayallerim var. Mesela, çok güzel bir kitap satış noktası açmak. Masal gibi. Bir çok dil de kitaplar.Okuyabilmek için rahat koltuklar. Kahve, kendimize özel karışım çaylarımızın ve sağlıklı, azıcık da sağlıksız tatlılar, sandviçlerin servis edildiği güzel bir mekan. Ufak, sıcak görünümlü, devasa bir mekan. Öyle ki, insanlar konuşup, gülüşseler de rahatsız olmasın kimse. Ama sadece sessiz olmaz. Gülümsemek, kitapların arasında neşelenmek serbest. Zaten böyle güzel bir ortam da, kimse kabalık yapamaz ki.

In this glass-walled library in Germany. | 30 Places You'd Rather Be Sitting Right Now: Imagine having this view while kicking back with a book and tea - dreamy:


 ''Ufak görünümlü ama devasa'' kısmında takıldıysanız hemen açıklayayım. Bol miktarda girinti, çıkıntı içermeli bu mekan ki bu dediğimi uygulayabileyim. Hem sadece toprak tonlarına ve loş ışıklara gömülmüş oturma alanları değil benim istediğim. Kimin ruh hali her dem aynı kalıyor ki? Beyazlar, pembeler, maviler, sarılar... Spor, country, klasik ve hatta avangart.... Kitapların içeriklerine göre ayarlanmış oturma grupları.Birbirlerini görecek şekilde değil hiçbirisi. Dolayısı ile ortam da bir kaos ortamı yok. Taza çiçeklerın hafif kokuları sarmalamış etrafı


Library and Nature...oh how much I would love to have this room! Just imagine it raining... http://www.janetcampbell.ca/: PAST QUESTIONS ON ARGUMENTATIVE/DEBATE/SPEECH WAEC/NECO ESSAYS (PART 2):



  Çocuklar için boylarına göre hazırlanmış kitaplıklar. İlgilerini çekebilmek için, çeşitli aktivite ya da oyuncaklarla desteklenmiş alanlar. Ve tabi kitaplara cinsiyet kimliğini karıştırmayan, her renk tonun da döşenmiş mini mobilyalar, sallanan sandalyeler, özel sağlıklı atıştırma öğünleri.  Sadece mobilyalarla sınırlandırmadan istedikleri her pozisyonda oturup yatmalarını sağlayacak yer yatağı ve minderleri. Yeter ki okusunlar, eğlensinler hatta onlar bırakın sosyalleşsinler.



Bridie Hall's Library - Conservatory Designs & Ideas - Interiors & Décor (houseandgarden.co.uk):



  Ve içeriye sesin ulaşamayacağı bir noktaya kurulmuş, kitaplar hakkında sohbet etmek isteyenler için, hem belki de aynı kitabı aynı an da okumak isteyip nefretle başlayan aşkların oluruna imkan sağlayan kış bahçesi. Yazın da kaydırırız camları ohh mis. Tabi çocuk parkını ve hatta kum, hamur, lego oynama alanını da unutmadım.

 Bir de benim çok üzüldüğüm bir türlü oluruna imkan veremediğim bir durum var. Çocuk esirgeme kurumlarında, daha 18 yaşına gelmiş üniversite çağında ki çocukların, kurumlardan yaş gereği çıkarılması. Bitli Turist Kitap Şehri'nin tüm çalışanları onlar olsun isterdim.

 Bazen çok daha iyi anlatabiliyormuş hissine kapılsam da (bu yazı onlardan biri değil), genelde iyi yazamıyorum. Hele hayallerimde ki masalsılığı hiç veremiyorum. Sizin hayaliniz de can bulacağına inanıyorum.

 AMAA, ÇALMAYIN HAYALİMİ. BİR GÜN BEN YAPACAĞIM. EĞER OLUR DA, BİR YERDE YAKALARSAM ÇOK PİS SÜRÜNDÜRÜRÜM. ANLADINIZ SİZ...:P

Hipoglisemi ve Ben

 Symptoms of Low Blood Sugar:

 İki senede çılgınlar gibi hastanede zaman geçiren biri olarak, bilirkişi havalarında konuşmaya başladığımı fark ettim geçen gün. Hımm şuranda da şöyle bir şey oluyor mu?... Haha ne güldüm kendime. Yarım doktor candan eder malum. Ama damar tıkanıklığı,safra kesesinde ki taşlar,apandisit,d vitamini eksikliği üzerine devamlı yorgunluk sebebinin de hipoglisemiye ramak kala, diyabet aday adayı olduğumu öğrenerek, rahatladım. En azından adı var, tembellik yapmıyorum kardeşim. Iıımm dayanılmaz bir hafiflik.

 Peki neden? Cevabı o kadar basit ki. Yemek yemiyorum ama devamlı kahve içiyorum. Gerçekten. Akşama kadar ağzıma bir lokma koymuyorum. Akşam eşim gelince onunla yiyorum ki bu da dokuza doğru oluyor.

 Nasıl bir seyri var? Yemek yediğin zamanlarda ağırlık çöküyor, hatta kolunu kaldırmayacak kadar kötü hissedebiliyorsun kendini ama devamlı böyle olmak zorunda değil.  Nasıl anlatsam; Kahveyi içiyorsunuz diyelim, bir an da gözlerini parlıyor, kendinizi harika hissediyorsunuz ama en geç iki saate yeniden müthiş bir yorgunluk duymaya başlıyorsunuz. Yemek yediğinizde de aynısı oluyor. Özellikle basit şeker yiyorsanız daha kısa süreli yaşıyorsunuz.

Çözümü: Diyeeet. Ne zannettiniz. Üç saatlik aralıkları olan ,sıfır un şeker ve benim hayat damarlarımdan biri olan kahve yasak. Tabi fast food dememe gerek yok herhalde. Sağlıklı ve glisemik endeksi düşük yani sağlıklı besleneceksin diyor doktor bey amca. Ben de onu kırmayayım diye, kahvemi azalttım, bol sütlü içiyorum ve şeker atmıyorum.

 Bu şeker atmıyorum kısmı çok ilginç. Şekersiz durabilen bir insan değilim.Aşırı kilo alımını durdurmak için, hamur işini,tatlıyı ev de çok az yapan bir insanım ama çikolata olsun çayıma,kahveme şeker olsun kesinlikle isterim. Çok ilginç bir şekilde (maşallah diyeyim) kahveyi şekersiz içiyorum ve tık yok. Hatta çikolata çok tatlı ve kötü gelmeye başladı. Şu 20 günlük şeker diyetlerine özenip duruyordum. Herhalde kendimi buna hazır hale getirmişim. Kolay oldu nasipse, inşallah.

 Kısacası, siz siz olun, sağlıklı ve düzenli beslenin, doktor doktor gezmeyin. Benim bu iki senede öğrendiğim en önemli şey şu oldu:

                                  Psikolojinizin bozulması, fiziksel hastalıklara yol açar!

(Aksi de mümkün tabi ama genel tetikleyicinin bu olduğu kanısındayım. Stres ve üzüntü arttığında, belki de dayanamayacağınız seviyeye geldiğin de, vücudunuz da bir veya birden çok hastalık peyda oluyor. Tecrübe ile sabittir. Biraz kendinize özen gösterin ;)

9.21.2015

Benden Notlar

 Children's Art Kitten Balloons Archival by trafalgarssquare, $10.00 Can have it made with Lavender balloons:



  İş yapmak için kalkıldı. En başta yıkanmış ve kokmaması gereken bebe çamaşırları var. Sonra, en son yazı yazdığımda beni rahatlattığını düşünüp, koca kişisinin bilgisayarının başına çöküm. Tabi yanına da bir kahve. Bak saat kaç oldu. İdefix'e kadar baktım. Aklım da, o  kadar iş varken, bu kadar relax takılıp, aynı zaman da gergin, kasılmış olan kaç insan vardır? Vallahi merak ediyorum artık.. Ama kahve de fena değil.

 Her sene millet senelik dileklerini yazarken ben kendimle savaş halinde imişim mesela. Bu senenin girişinde farkettim. Devamlı savaşmak yerine, azıcık kendimi rahat bıraksam neler olur acaba? Mutlu,uykumu almış uyansam mesela. Kendimi biliyorum aslında.

 Herkesler son uykularını uyurken, ben kalkıp, kahvemi yaptıysam, bir de bebe milleti uyanmadan içebildiysem değmeyin keyfime. Pamuk gibi oluyorum işte. En azından en nemrut halim olan sabah mahmurluğumu! üzerimden atmış oluyorum.

 Sonra pozitif olabilmek için, tüm kırgınlıklarımı bir tarafa bırakabilirsem, daha da harika bir gün oluyor.Bunu başarmak için de devamlı gülümsemek gerekiyor olabilir. Çok emin değilim İlla ki sönecek birşey bulunuyor işte. Öyle. Maalesef.

 Sonra bir de iş yapmanın dayanımaz hafifliği var. Bunun için kızımın devmlı ağlamaması gerekiyor, ya da bağırmaması. Gerçekten sinirlerimi tepeme çıkaran nadide şey. Tabi herkesin muhtemelen. Önüne koyduğum hiç birşey, uzun süreli olmuyor. Aşırı çabuk tüketiyor. Mama sandalyesinde olduğun da, haklı buluyorum ama beraber iş namına bir şey yapmamızın imkanı olmuyor. Benim topladığımı anın da bozmak dışında, ben toplarken, o çoktan düzenli olan bir yerde tozu dumana katmış oluyor. Çocuklu hayat çok eğlenceli anlayacağınız. Çok şükür.

 İpin ucunu kaçırmadığım gün mutluluk ipinin ucunu yakalamış olacağım. (Bitli'den özlü sözlerle postu tamamlamış bulunmaktayım. Sevgiler, saygılar efenim! )

9.18.2015

Depresyon Sizce Nedir?

Sometimes the simplest tiniest drawings give so much pleasure and with this thought I share this...:



Bıkmak,sıkılmak,bunalmak,nefret etmek,nefret etmek, binlerce hatta on binlerce olumsuzluma sonunda ne öğreniriz biliyor musunuz? Olumlu düşünmeyi. Yapacak herhangi bir şey yoksa eğer olumlu düşünmekten başka çaremiz olmadığını anlarız. Ama anlamak yetmez.Çünkü, o pozitif düşüncelerin kucağına koşarak atlamak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz o anlar, olumsuza dönüverir yeniden. Yapacak bir şey yoktur. Kapana sıkışmış bir av hayvanı, peyniri bulamamış bir deney faresi, ya da dönencenin içerisinde ölene kadar dönüp duracağını düşünen bir insana dönüşürsünüz. Aslında en insan halinizdir bu anlar. Sosyalleşmek bir ihtiyaçtır ama, kendini geri çekme ihtiyacı hissedip,  geniş bir perspektifle baktığınız da her şey biraz daha anlamlı hale gelir. O anlamlandırmayı yaptığımız da daha bir insan olduğumuzu düşünürüm. Çünkü, aslında bu bir bilinçlenme dönemidir. Herhangi bir şeyin, aslının farkına varıp, bunu sindirme ve önlem alma dönemidir. Ve dışarıdan bakıldığında ve aslında tabi içinizde ki durum da, bu süreçte dostlarınızı, kötü gününüzde yanınızda olanları açık ve seçik gösterir size. Bundan sonrası size kalmıştır. Aslında içine girdiğiniz de çıkmak istemezsiniz. Ama gerçekten çıkmak istemediğiniz dönem, bu sürecin bize acı da olsa gösterdiği, deneyimlediğimiz derslerin, olumlu yönlerini gördüğümüz de olandır.

 Yavaş yavaş adımlar atmayı tercih etmeyi öğrenir, sakin hareket, sakin karar verme gibi kelimeler yeni bir boyut kazanır. Sıra bunları uygulamaya gelmiştir. Adeta bir Alman annesi gibi yaralı parmağa işememeği öğretir size. Koşturmaya gerek olmadığını bir kez daha fark edersiniz. Bu süreçte neyi ne kadar dağıttığınız öenmlidir. Zira mükemmellik kavramınız değişir. Algılarınızın antenleriyle oynanmış gibi olur adeta. Belki yapamadıklarınız sizi daha çok mükemmel görünmeye itecekdir ama öğrenmişsinizdir artık. Neyi mi? Kimsenin mükemmel olmadığını. Dibine kadar kendi kendini övme yetkisi vermiş insanlar topluluğudur insanlar. Kendisinin ve dolayısı ile tüm akrabaları efendim ne söyleyeyim çok zeki, çok akıllı, çok ve hep haklı, söyledikleri her sözün dinlenilmesi gerektiği ve olur da dinlenilmezse ne adar aptal olduğunuzu düşüneceklerdir. Ve eğer edebiyattan biraz anlayıp, kelimeleri güzel kullanmayı başarabiliyorlarsa sizi edebiyattan bihaber , eğer sizden biraz daha kötü kullanıyorlarsa bu sefer de sizi edebiyat yapmakla suçlayacaklardır. Örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat eğer bir çocuğunuz varsa, bundan sonra ki sosyalleşme ritüellerinizin, hayır demeyi, insanlara sınır çizgisini bir set gibi çekmeyi öğretmek olacakdır. Dolayısı ile sosyalleşmekden başka çare yoktur. Ve eminim bundan zevk alacağız. Daha bir keyiflli olacak.

7.30.2015

Taslakdan, Gelmiş Zamana


Bazen hatta çoğu zaman kişisel tercihlerimizi yaparken hatamızı bilmez miyiz aslında? Biliriz Hem de bal gibi. Bin tane plan yapıp, yeni hobiler edinip kendimden nefret etme sebebimin senelerimi verdiğim yaşam biçimim, tek hedefim olan şeyi yapmadığımdan olduğunu tabi ki de biliyordum. Bilmek işe yaramak yerine moralimin daha fazla bozulmasına sebep oldu. Şimdi kendimden emin bir şekilde asıl o alanda yürümek istiyorum. Umarım başarabilirim. 600 sayfalık emeğim boşa gitmez. Ama en önemlisi tam tahmin ettiğim gibi çocuğumun olması extra sorumluluklar beni kendime getirdi. Artık sağlık sorunlarımı hallettikçe kendim daha iyi hissederek çok denklemli hayatımın tüm bilinmeyenlerini doğru yerlere yerleştirerek denklemimi kurup, yavaş yavaş çözeceğim. Kararlarım net. Geriye dönmeyeceğim.

   Dile kolay. Tam üç sene. Neler neler yaşandı. Çoğu gereksiz. Tüm iyi niyetinle, sevdiğin insanın hayatını kolaylaştırmak için  kendinden vermemek gerektiğini bile bile cömertçe savurmadın mı kalbinin parçalarını Sonuç? Tahmin ettiğin gibi olmadı mı? Peki bildiğin halde neden üzüldün? Yine de ufacık bir umudun vardı çünkü. Belki. O umut olmasa hiç yaşamayalım zaten diye kendini savunma bana zavallı aklım ve kalbim. İkiniz de beni yarı yolda bırakan, hep yanlış cevaplar veren üstelik doğru olduğunu bas bas bağıran birer yalancısınız.
  Ama size o kadar da yüklenmemeliyim değil mi? Hızlı yaşa genç öl, sloganımın yanlış olduğu da devamlı hissettiriyorsunuz bana. Acaba kurtuluşunuz olabilir mi? Cık olmaz.

  Bu yazının üzerine evliliğimin üçüncü yılını doldurmamıza birkaç gün kala #80şükürvesilesi 2 olsun. Kutlama niyetine şükretmek kalsın adı da. İçine edilmemiş bir özel günümüz yok nasıl olsa.

 #80şükürvesilesi demişken en zor zamanımda her dediğimi, yalvardığımı, bağırıp, çağırdığım anneme,babama,kardeşlerime gelsin. Bu listeye anneannemi ve dedemi de eklemeliyim kesinlikle. Ne kadar şükretsem çok çok az.Üçüncü şükür vesilem. Aslında ikinci olmalıydı hatta birinci ama özel güne denk geldi. Neyse..

 Özel gün ve hediye mevzusu o kadar saçma ve o kadar zorlama kararlar ki. Sıkıcı. Duygudan yoksun. Aslında hiç yoklar. Üzerine kelime türetmeye çalışmak bile aşırı manasız.

 Bunu ilk defa yapıyorum. Gecenin kör vakti. Muhtemelen ondan.


6.22.2015

Ben Küçükken...









 Ben küçükken ama çok küçükken, pimamaa diye işten eve gelen babamı karşılarmışım. Sebebi rahatlığıma düşkün olmaktan başka ne olabilir ki? Kot, t-shirt ikilemesiyle bile daralır, eve gelince ille de  rahat bir şeyler giyerim. Tabi her zaman değil. Ve bu rahat bir şeyler, don-atlet değil ya. Hiç sevmem. Bak yine yüzüm buruştu.

 En çok şaşırılan özelliklerimden biri, daha emeklerken, memleketten sürpriz olsun diye habersiz gelen dedemi, zili çalar çalmaz, dede dede diyerek kapıya gitmeye çalışmamdır. Hala hayretle anarlar.
 Sonra, ilk bisiklet var. Ama ben ilk bisikletim olan üç tekerlekli bisikletimi aldığımız günü hatırlıyorum. Dedem almış da, tee anadolu yakasından avrupa yakasına taşımışız. Ben çok beğenmişim çünkü. Aklımda dedemin elinde bisiklet, beraber yürüdüğümüz var. Bir de mutluluğum.



 Bizim arka taraf diye tarif ettiğimiz yer de oynadığımız evcilikler. Hımm ben hep baba olurdum. Bisikletime biner işe giderdim. Eve gelince de bulmaca çözerdim. Bir yaz bulmacası hiç çözülmemiş yığınla (iki-üç senelik vardı herhalde) çocuk dergisi bulmuştuk da ne mutlu olmuştuk. Halbuki aynı dergiye aboneliğimiz bile vardı.  Ben hangi ara evlendim, çocuğum oldu yav. Bak eskileri düşününce :D


 Ayy o orta da sıçanlar, voleybol, futbol.Kafadan uydurmaca bir sürü şey. Parkın kumuyla üstümüzü başımızı yeterince batıramayınca çimen çıkmayan toprağı suyla buluşturup çamura bulanmalar. Ve hala çok kötü olara hatırladığım bir anı;

  

 Çimlerin olduğu yerde böcek görülür. Başına toplanılır. Ay ne cesaret şimdi olsa çığlık çığlığa kaçarım.Ben elime kocaman bir taş almışım. Ama gerçekten taşırken zorlanılacak bir taş. Nereden bulduysam. Ben böceği öldürmek için taşı bırakırken, cesaretli kardeşimin ayağıyla (ıyy hem de sandalet) öldüresinin gelmesi ve gümmm. Ayy çok çok kötüydü. Çocuğun baş parmağını patlatmıştım. O kadaar uzun süre de iyi olmuştu ki. Hiç iyi olmayacak diye korkmuştum. :(


 Ben ilk çocuğum. Kardeşimle aramda 3,5 yaş fark var. Ama ikinci kardeşimle aramda 8 yaş var. O doğmadan önce baktığım çocuk dergileri, oyuncaklar hala aklımda. Hatta çocuğuma o kadar heveslenemedim diye düşünürüm. Doğumdan gelen anneme, babamı çekiştire çekiştire çiçek almaya götürdüğüm, pek beğenmesem de razı geldiğim kır çiçeği.. Yaşadıklarımı unutmamak bazen çok güzel olabiliyor. Bazen de çok acı. Suyla iki gram saçını diktiğimiz için,  bir yaşında, su bardağını içine elini sokup saçlarını diken, biz kahkahalarla güldüğümüz için daha da çok hoşuna giden, gittikçe yapan, annem ördüğünde gülse mi ağlasa mı karar veremeyen o anlar. Özledim yaa :) Neyse biraz ilerleyelim...

 Nadiren maalesef dedirtse de, geniş bir hayal gücüne sahiptim ve sahibim. Uyumadan önce hayal kurarak uyumanın b.kunu çıkartıp, hayal kurmaktan uyuyamadığımı, bundan dert yandığımı hatırlıyorum mesela. ''Ya o kadar eğlenceli ve heyecanlı oluyorlar ki devamını hayal etmek için uyuyamıyorum'' demişliğim var, bana çok benzeyen ve hala benzettiğim arkadaşlarımdan birine. Ve hala  ''Sadece hayal kuruyoruz, icraata geldi mi tık yok, aynı tas aynı hamam'' diyerek eleştiriyoruz kimliğimizin bu ortak yönünü.




Diğer bir eğlencem kitap okumaktı. Arkadaşlarım, sınıf kitaplığı, okul kütüphanesi, şirket kütüphanesi ile devam eden bir geçmişim var. Tarih romanları okumaya başlayıp, deneme ve incelemeleri de aştıktan sonra siyasete geldi sıra. Ve bunun getirisi büyük bir hayal oldu.

 Ajan olmak istemek. Şaka yapmıyorum. Her şeyde mükemmel olmayı gerektiren nadide bir meslek.Milletin kırk yaşında yaptığını on dört  yaşında yapıyordum(k). Masa başında konuşmalarımızda devlet kurtarmalarla başlayıp, off ben orada olsaydım neler yapardımlara kadar giden bir yolda yürüdüm.


 Sağcı, solcu, ne olduğu belirsiz insanların kitaplarında yazan o çelişkileri okuyunca, yukarıda yazdıkları satırlarla aşağıda ki kaynaklarının belirttiği sayıların birbirlerine uymamasından tutun da, asırlar önce yaşamış bir şahsı aşağılamak için kitabında yazıyor dediği şeylerin o kitapta tam aksinin yazdığını görünce, bir başbakanı aşağılayacak kelime bulamayınca ayy ben bi kere odasına girdim çok dağınıktı yazan adam var lan (kusura bakmayın yine sinirlendim)... İşte bunları okuyunca anladım ki, siyaset,politika bana göre değil. Oralar öyle dürüstlüğü sindirebilmiş mevkiler hiç değil.Ve sizi temin ederim ki, kimin elinin kimin cebinde olduğunu asla uzaktan bakarak bilebileceğimiz mevzular değil. Yani hiç bir şey göründüğü, gösterildiği, gösterilmeye çalışıldığı gibi değil.  Neyse tek cümleyle anlatıp noktayı koyayım.

 Kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılamayan, örgüsel, örgütsel, karmaşık zihniyetli yapı.


Küçüklüğümden bana hatıra kalan en önemli şey, düştüğümde elimden tutup kaldıracak,zor zamanımda yanımda olacağını bildiğim bir ailenin varlığı oldu. Belki kötü şeyler yaşamasaydım bunu yazmak aklıma gelmezdi. Demek ki, her şer de bir hayır varmış.

Not: Handan çok teşekkür ederim mimlediğin için. Mimden çok kendi iç hesaplaşmama dönüyordu ki bitirdim. Ama iyi geldi. 
Eğer okuyan olursa ve yapmak isterse ben de zevkle okurum. Huzurla kalın...
Görseller pinterestten alıntıdır.











Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...