3.27.2015

Tarihe Not Düşüyorum: Saçlarımı Kat Atarak Kesdim!


 Saçlarımı bizzat, şahsen,kendim kestim! Hakikaten yaptım. Hem de kat attım.  Hem de çok beğendim.

 Neden? Zamansızlıktan. Artık o kadar bunalmıştım ki, eve geldiğim de; bugün de saçlarımı yine kestiremedim, diye söylendim.Sonra kuzuyu uyutmak için yatak odasındayken bir fikir dank etti. Neden saçlarımı kendim kesmiyordum ki? Tam o sırada kararımı verdim. Eşim kararımdan döndürmek için  uğraşdı ama benim boştan gaza geldiğimi düşünüp çok üstelemedi. Ben de karşısına saçlarımı kesmiş, biçmiş çıktım. Ama yetmedi bir daha kesdim. Yetmedi, bir daha düzeltecektim eşim aldı makası eline, uzun kalan ama aslında kat kesimini tamamlayan parçayı kesdi. Zaten yeterince çelimsizdi ve gerçekten kısacık istiyordum saçlarımı. Resmen hafiflediğimi hissettim. Hiç saçlarımın bu kadar ağırlık yaptığını fark etmemiştim. Yalvarıp yakarıp saçlarımı da koca kişisine boyatmış olabilirim. Tarçın bakıra boyadık ama kahverenginin pek açık bir tonu oldu. Bir de sadece dipler boyandı. Saç uçlarımda tık yok. Eski kızıl  o kadar kısalttığım halde hala varmış. Onu anladım böylece.

Netice: Saç kesimime bayıldım, saç rengimi beğenmedim.

 Eğer nasıl kesdin derseniz: Yıllar önce annemin, bir arkadaşının saçlarını kendi kendine kesdiğini ve çok güzel olduğunu anlatması  aklıma o kadar yer etmiş ki. Bir de çok imrenmiştim. Hatırlıyorum. Beynimizin en güzel hatırlama özelliği bu bence. Gerekli bilgiyi, gerekli zamanda çıkarıp önüne koyması. (Bana gerekli bilginin, geç gelmesinin tek ve nadide sebebi tabi ki de bebek.  Yoksa yani siz de hıh!)

 Saçlarınızı muntazam bir şekilde tarayın. Başınızı önünüze iyice eğerek tüm saçlarınızı öne alın. Yeniden hatta yeniden tarayın.Ve istediğiniz yerden kesin. Tek sorun düz kesmeye çalışmak ama eğer kesemezseniz de arkadan bakıldığında katlı bir kesim olduğu için bir şey fark edilmiyor. İŞte böyle.

 Bebeği küçük olan anne nasıl çılgınlıklar yapabilir adlı hikayemizin sonuna geldik. Eskiden bunge jumping hayallerimiz vardı, şimdi ev de saç kesiyoruz çılgınlık olarak. Hadi hayırlısı...

3.24.2015

Bahara Ağıt





Geliyorlar yine soldan soldan..
Darlanıyorum.
Elimde değil.
Tüm yaşadıklarım gözümün önünde gitmiyor ki!
Sıfırı bile tüketmişim hissinden kurtulamıyorum ki!
Nasıl oldu? Neden oldu? Neden? Neden?
Bu kadar akılsız olabilir mi insan?
Sorular sorular...
Hepsi de cevapsız. 
Biliyorum, baharın gelirken olan sancılarından değil.
Değil işte.
Bahar gelirken enerji verir bana.
Güneş en güzel yüzüyle gülümser.
Tamam bazen o gülümsese hatta kahkaha da atsa keyifsiz olurum ama.
Ama yeni çıkan çimen kokusu, o capcanlı yeşili görmek,umutla doldurur içimi
Her şeye inat, tüm yaşanmışlıklara..
Ağaç dallarının ufak ufak yaprakları hele,
Minicik bebekler doğmuş, sanki bir ağacın binlerce yavrusu olmuş..
Bir de çiçeklendi mi tüm bahar dalları.
Altında keyif yapılası, karşısında izlenesi.
Bundan sonra, altında koştura koştura, yapma,etmeli cümleler.
En ama en çok yorulduğunda bakıp gülümsediğin pembe,mercan renkleri.
Tüm senenin beklenen anı.
Gelin artık ne olur.
Yükseltin su sıcaklık değerlerinizi.
Yeni yürüyen minikler koştursun etrafınız da. 
Belki de, kim bilir peşinizde.
Sizin mi hayal gücünüz yüksektir, yoksa minik insanların mı?
Belki de benim...
 
 
 




3.14.2015

Güneeeş; Elma Dersem Çık, Armut Dersem Çıkma!

                                              Yazdan bir gün ve ben tabi ki de yazın da sıcak kahve içiyorum :)

 Merhaba. Ben Bitli. Gece birlere kadar uyumayan kızımı nihayet uyuttuktan sonra tüm yapılacaklar listemi büyük bir hişimla hiçe sayarak uyumaya karar verdim. Saat 4:47 uyandırıldım, geri uyumasını sağladım. Devamında uyuyamayınca kalktım. Önce kahve, sonra bir duş. Kendimi uykulu hissetsemde sessiz bir ev, aşırı hoş. Daha insanların gürültüsü de başlamadı. Gerçi komşuların bağıra bağıra konuşması yüzünden uyuyamamış olma ihtimalim var ama kızım uyanmadı. Onlar sakinleşti. Daha ne olsun.

  Eee niye benim kahvem soğuk? Makine zaten soğuk içtiğime kanaat getirip, hiç ısıtmıyor muymuş zaten yav. Yoksa temizlemek için tabanını ciflememi kızdı. Hımmm. Bugün de tam doğum günü vardı. Kesin gitmeliyim diye düşünmüştüm ama o da yattı. Neden?

 Çünkü, benim koca kişisi bey, hasta olmaya karar verdi. Yine yeniden. Halbuki hafta sonu hasta olmayı kendim dahil herkese yasaklamayı düşünüyordum. Neyse efendim, bir de dün ofis den arayıp, sen salonun peteklerini aç. Beni tecrit edin dedi. Yok artık dedim ama ses pert. Salonda ikamet etmeye  niyet ettik. Geçtik salona. Aman geçmez olaydık. Vitrin camına,eline ki oyuncakla pat pat yapmak, büfenin kapağını açıp içerisinde ki porselenleri alıp atmak, kendi boyundan büyük çiçeklerin devirmeye çabalamak, koşu bandının altında ki kablolarla oynamaya yeltenme.... Ay en korktuğum o koşu bandı. Tepesine düşer falan diye ödüm patlıyor. İndireyim en iyisi. Şuan salondan bildiriyorum, bildiğini savaş alanı.

 Peki hasta baba, tecrit edile bildimi? Yoo. Sıkıldı. Neden? Çünkü laptopu ben aldım. Yanımıza geldi. Oyun indirdi, oynadı. Ama pek tecrit olmadı. Tabi bunda kuzunun payı da büyük. Neymiş efendim ikimiz beraber oturacakmışız. Bebekliğinden beri böyle kedi ya. İlla ikimiz de olacağız yanında. Tek tabanca takılmak yasak! Kıyametler koparıyor tuvalete gidenin arkasından. He tabi bir de kapının kapanmasına uyuz oluyor. En bi sevmediği..

 Öyle işte. Bu ay yiyecek açısından fena değil. Paylaşılacak mamalar var. Bir de dün bahar gelmişti sanki hava harikaydı ama bugün pek bir yağmurlu görünüyor. Sokaklarda uzun gezmeler,parklar, bisiklete binmeler istiyorum. Hadi güneş ne olur artık naz yapma. Martı yarılamışız bile . Rengarenk çiçekler, taze açmış yeşilinden yapraklar, minnak minnak çıkmış çimenler ve onların mis kokusunu içime çekmek istiyorum. Ama seninle beraber. (Yazar burada güneşe seslenmekte)

 İşte böyle... Bol güneşli günler. Harika geçen günler. Günü, hatta anı yaşadığımız yıllar. Herkesin olsun..

3.07.2015

Sarışın mı, Esmer mi?



 -Hani senin beğenmediğin bir dizim var ya. Modern family. Son bölümünü çok beğendim.  Bütün dizi laptop ekranında geçiyor.

 - Hangisiydi o?

 -Üç çocuğu olan aile.... bla bla bla..

 -Latin olan dimi?

 - Yok üç çocuğu olan.Hani sarışın..

- Diğer diziden mı bahsediyorsun? Hani latin bir kadın vardı?

- Hani sen sarışınları beğeniyordun?

-Ya ne alakası var... (Klasik bir sırıtış.)

 Hayır yani insanın zevkleri değişir, efendim ne söyleyeyim, aslında güzel olan herşeyi beğenir de bu kadar latin latin dye takılınıp kalınmaz ki. Cık cık cık... Rövanşımı bekle bebeğim nihahahaa....



-

3.05.2015

Pırasalı Et Sote Nasıl Krepden Börek Oldu?


 Pırasa her zaman seve seve tüketebileceğimiz bir sebze değil maalesef. O yüzden farklı şekillerde denemek gerekliliği doğuyor. Ben de et soteyi pırasaya boğdum.Yanına renk olsun diye havuç ekledim. Sabah kahvaltımızda fazla fazla yaptığımız buğday unlu, tuzsuz, kreplerle buluşturup, yeni doğmuş bebeği kundak yaparcasına sarmalandı yumuşacık etler. Eski kaşar rendelendi, kreplerin üzerine narince kondu ve fırında cayır cayır yandı. Sıcacıkken sarımsaklı yoğurtla buluşup, kızdırılmış yağ ve yanmış kırmızı acı biberle lüplettik, hüplettik falan. Neyse ki yemek bloğu yazmaya falan kalkışmamışım. İnsanlarda iştah bırakmazdım...


3.02.2015

2015 Şubat Ayı -Kızım-

 İstatistik yok. Çünkü hiç bir şey yapmamışım. Yani evet bir canavarus yetiştiriyor olabilirim. Yürümeye başlamış ve totosunu iki saniye yerde tutmayı beceremiyor olabilir ama dişe dokunur bir şey yapmamışım arkadaş.

  19 şubat bebeğimin doğum günüydü. Ama koca kişisi kar dolayısı ile başka bir şehirde mahsur kalmıştı. O günü bile es geçmiş olduk. Anneanne dedeyle bir gün öncesinden pasta yenildi falan ama o beni keser mi? Kesmeeez. Ben de niyet ve inat ettim bu hafta sonu pastasını yapıp fotoğraflar çekeyazacaktım. Bu seferde ben hasta oldum. Ya nasip.. Haftaya inşallah. Ne yapıyoruz, inşallahımızı maşallahımızı unutmuyoruz.

 Bir yaşından önce yürümeye başladı evet. Ve bir kez daha evet ki, ben yürümesini dört gözle bekliyordum. Zaten iki ay öncesinden yürüyemeyen bebe koltukların tepesinde geziyordu. Şaka değil bildiğin koltuğa kendisi çıkıyor ve bunu bıkmadan usanmadan tekrarlıyordu. Yürüyünce ne oldu? Nasıl yürüdüğüne bakmadan her yere koşturmaya başladı. Ha bir de extra bir enerji geldi sanki. Artık hiç dur durak bilmiyor gibi. Bir gün içinde evi kaç yüz bin kere turladığımız hakkında bir fikrim yok.
Tabi bunu sadece evde mi yapıyor? Hayııııırr! Artık sokağa çıkmaya korkar oldum. Kendisi tam olarak yürüyemiyor düşüyor, dengesini sağlayamıyor ama illa ki yürüyecek. Burada böyle söyleniyorum ama normalde babasının yaftaladığı gibi hiperaktif  bir çocuk olduğunu düşünmüyorum. Amma ve lakin artık süperaktif gibi bir tanım uydurmaya doğru gidiyorum. Yahu hastanede bir ben, bir babası kaç yüz kere döndük, kaç tane farklı yaşlarda çocukla ve ebeveynle muhatap oldum hatırlamıyorum. Bir saatin sonunda insanların çok hareketli maşallah vs. demelerini şaşkın bir surat ifadesi ile karşıladım. Niye ki? Tamam hareketli ama yani, ne bileyim? Çok mu hareketli ki? Yok canım. Ee bundan bir kaç ay büyükleri de, üç dört yaşında olanları da çocuk. Lan onlar niye hareket etmiyor.. Çocuk dediğin hareketli olur canııım. Öyle köşe yastığı gibi otursun mu? Hay benim aklıma tüküreyim. Ne olurdu sakin sakin oynasaydı senin çocuğunda?

 Efendim ne söyleyeyim, bu ay benim istikrar her zaman ki istikrarsızlıkta istikrardır sloganıma dönüştü. Çok düşündüm, çok fotoğraf baktım, yeni projeler edindim, yepyeni fikirler geliştirdim ama uygulamadım. Mart ayının istikrarsızlıkta ki istikrarımı bozması dileğiyle, hoşça kalın!

Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...