5.04.2015

Pazar=Mutluluk vs...


 Bir bu eksikti. Bir senedir bu cümleyi tekrarlamaktan bıkmadım arkadaş.

 Normal doğum,apandisit,kan pıhtılaşması, safra kesesinde bir sürü taş, hafif disk kayması, yere yığılıp kalmaya kadar götüren d vitamini eksikliği, vertigo, halsizlik, halsizlik, bulunamamış sıkıntılar, bahsetmek bile istemediğim almam gereken randevular.. ve galiba göğüs kafesimi çatlattım. En azından kırmadım. Çok şükür. Buna da şükür.

 Aslında güne harika başladık. Bugün evin oyuncak ve dağınıklık bölümünün bir kısmını baba-kız paylaşmaya karar verdiler.Büyük bir sevinç ve mutlulukla karşıladım. Kutuya toplanmış tüm oyuncakları büyük bir zevkle kafasından aşağıya devirmiş kızına ve bir daha dokunası gelmeyen babaya ses etmedim. Pazar dönüşü toplamışlardı gerçi, ama uyumadan önce son bir defa daha dökmeyi uygun gördü majesteleri. Tamam konu başka ama gözümün önünde yığınla oyuncak olunca dağıttım konuyu.

 Güne harika başladık demiştim değil mi? Aslında sevgili göğüs kafesim bana bir işaret vermiş ama ben onu pek anlamamışım. Zira mama sandalyesine koymak isterken keskin bir acı hissetmiş, tablasına oturtturup dinlenmiştim. Neyse efendim, sonra bize gelen gaza istinaden, pazara gittik. Neredeyse bir sene önce gitmiş olduğumuz bu pazar denilen olayın arkasından, kesin haftaya bir daha gidelim demiştik. Hahha, biz neye bu tepkiyi versek bir sene sonra yapıyoruz. Misal, kadıköy.

 Neyse, biraz da iyi şeylerden bahsedeyim. Pazara gitmek insana iyi gelir mi? Geliyor arkadaş. Böyle sanki bir mutluluk kaynağı. Nakit çeksek mi çekmesek mi sorusunun cevabını çekmeyelim ve az harcayalım caanımm diye yapınca, sadece gerekli olan şeyleri alıp döndük. Böhüüü içimde neler kalmadı ki? Sudan ucuz bir adet kuzuya etek (5 liraydı ya), bir adet taytlı takım(hem de 10 lira,hem de gerçekten hoş bir takımdı, pöf tam park kıyafetiydi, uyumlu hatta şık ve rahat). Bir de kızımın odasına perde arayan biri olarak desenini çok beğendiğim kalitesi de hiç fena olmayan bir perdeyi 40 liraya bulunca hah canım şimdi yandı işte . 40 liraya perdemi olur ya? Hem de  english home deseninden. Hemde english home perdesinden daha hoş bir kumaşla. Böhüüüüü..... Durun ya aslında mutluydum ben. Yazarken içimde biriktirdiklerimi patlattım galiba. Ama böylece en gerekli olan şeyleri yani, yeşillik,domates,sebze,meyve gibi haftalık sebze,dolap doldurma sorunsalımızı hallettik. Gerçi pazar dönüşü bez almak için markete girdiğimiz de, marketin çok daha ucuz olduğunu gördük ama olsun bizimkiler tazeydi be. Hem markette kim bilir ne zamandan beri soğuk hava deposunda duruyor. Dimi ama?

 Yazınca mutlu olunacak bir günmüş gibi görünmedi ama, yeşilliklere,taze meyve, sebzeye bakmak iyi geldi. Eve gelince de, kuzuya her yeşilliğin,kabak-havuç-enginar ve mercimek-bulgur çorbası patlattık. Tuzsuz keçi peyniri de yanına arkadaş oldu. Biz de pembe pembe, mis gibi domates kokan domatese doyduk. Yani mutluluğun kaynağı  likopene duyulan açlık ve sonra likopenin tavan yapması olabilir mi? Kışın domates yiyemeyenler birliği başkanından notlar bitti. Başka bir pazar=mutluluk yazısında görüşmek dileğiyle. Esen kalın...

5.02.2015

Bazen de İşte Böyle


 Bu aralar ya da belki de hep böyleydi, yazmak isteyip yazamadıklarım, yapmak isteyip yapamadıklarım, söylemek isteyip de söylemediklerimle burun buruna yaşamaktan sıkılmanın verdiği bir depresyon içerisindeyim. Sıkılmışlığın verdiği her şeyi elimin tersiyle bir kenara itme eğilimi gün geçtikçe yeşermeye devam ediyor.

 Ama böyle hava harika olduğu zamanlarda, baharın aksine, kötü duyguların hepsi, sonbahar misali yapraklarını dökmeye başlıyor. İşte o zaman, o ayrık otları def oldukları zaman, tüm çiçeklerim açmaya, tüm yapraklarım yeşermeye başlıyor. Ve işte o zaman ben, ben oluyorum. Tüm eksiklerimle ve fazlalıklarımla. Ve o zaman en yakınımın da eksikleri yok, fazlalıkları olması gereken gibi oluyor.

 Her şey muhteşem olmaya ramak kala  başa dönüyoruz. Her şey eksik, her şey yarım. Hiç bir şey olması gereken gibi değil hatta hiç olmamış. İster bahar olsun, ister yaz. Mevsimler önemini yitiriveriyor. Ve ben yine yaprakları dökülmüş gencecik ve yapayalnız Bitli. Yine yeniden.

 Pembe gözlüklerle yaşanması gerektiğini söylediğiniz ve hayat adını verdiğiniz bu serüven hiç eğlenceli değil. Hiç adil değilsiniz. Çok yalancı ve sahtekarsınız. Cahil ve küstah olmayı bir arada yaşayacak kadar da alçaksınız. Çünkü zannediyorsunuz ki, siz ne derseniz o doğru. Bunları,  kendinizden eminmiş gibi yapar ve gösterirken, içinizde biriktirdiğiniz, kurup oynamaya çalıştığınız, daha da ileri gidip inandırdığınız o dünya da sadece siz ve sizin gibiler yaşıyor. Bir kör, bir sağır ve bir dilsiz. Hepiniz bundan ibaretsiniz.  Ben orada hiç olmadım ve olmayacağım.

Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...