9.22.2015

Bitli Turist Kitap Şehri'ne Hoşgeldiniz!






 misssilv:Ervin Szabo Library, Budapest… Love the wood and iron work. The old world look showcase the books perfectly: Oxford University Queen’s College Library in Oxford, England | 16 Libraries You Have To See Before You Die:


 Bloğu bir şeyler öğretmek, yeni öğrendiğim, gördüğüm şeyleri paylaşmak gibi harika bİr şekilde kullanmak yerine, sadece mızırdanmak ve kendime ''hadi koçum yaparsın sen'' demek için (ara ara duymak için de tabi) kullanıyorum. Çok sıkıcı yani. Biliyorum. Üstelik de, hayatım da, extrem bir şey yok. Yok yani.

Must have that ceiling if we do an office/library and maybe even bring out the ladder to place push pins on the map ceiling. Then you can lay down, look up and see everywhere you've been.: 25 Creative Book Storage Ideas and Home Library Designs:


 Aslında, benim için muhteşem güzel olan hayallerim var. Mesela, çok güzel bir kitap satış noktası açmak. Masal gibi. Bir çok dil de kitaplar.Okuyabilmek için rahat koltuklar. Kahve, kendimize özel karışım çaylarımızın ve sağlıklı, azıcık da sağlıksız tatlılar, sandviçlerin servis edildiği güzel bir mekan. Ufak, sıcak görünümlü, devasa bir mekan. Öyle ki, insanlar konuşup, gülüşseler de rahatsız olmasın kimse. Ama sadece sessiz olmaz. Gülümsemek, kitapların arasında neşelenmek serbest. Zaten böyle güzel bir ortam da, kimse kabalık yapamaz ki.

In this glass-walled library in Germany. | 30 Places You'd Rather Be Sitting Right Now: Imagine having this view while kicking back with a book and tea - dreamy:


 ''Ufak görünümlü ama devasa'' kısmında takıldıysanız hemen açıklayayım. Bol miktarda girinti, çıkıntı içermeli bu mekan ki bu dediğimi uygulayabileyim. Hem sadece toprak tonlarına ve loş ışıklara gömülmüş oturma alanları değil benim istediğim. Kimin ruh hali her dem aynı kalıyor ki? Beyazlar, pembeler, maviler, sarılar... Spor, country, klasik ve hatta avangart.... Kitapların içeriklerine göre ayarlanmış oturma grupları.Birbirlerini görecek şekilde değil hiçbirisi. Dolayısı ile ortam da bir kaos ortamı yok. Taza çiçeklerın hafif kokuları sarmalamış etrafı


Library and Nature...oh how much I would love to have this room! Just imagine it raining... http://www.janetcampbell.ca/: PAST QUESTIONS ON ARGUMENTATIVE/DEBATE/SPEECH WAEC/NECO ESSAYS (PART 2):



  Çocuklar için boylarına göre hazırlanmış kitaplıklar. İlgilerini çekebilmek için, çeşitli aktivite ya da oyuncaklarla desteklenmiş alanlar. Ve tabi kitaplara cinsiyet kimliğini karıştırmayan, her renk tonun da döşenmiş mini mobilyalar, sallanan sandalyeler, özel sağlıklı atıştırma öğünleri.  Sadece mobilyalarla sınırlandırmadan istedikleri her pozisyonda oturup yatmalarını sağlayacak yer yatağı ve minderleri. Yeter ki okusunlar, eğlensinler hatta onlar bırakın sosyalleşsinler.



Bridie Hall's Library - Conservatory Designs & Ideas - Interiors & Décor (houseandgarden.co.uk):



  Ve içeriye sesin ulaşamayacağı bir noktaya kurulmuş, kitaplar hakkında sohbet etmek isteyenler için, hem belki de aynı kitabı aynı an da okumak isteyip nefretle başlayan aşkların oluruna imkan sağlayan kış bahçesi. Yazın da kaydırırız camları ohh mis. Tabi çocuk parkını ve hatta kum, hamur, lego oynama alanını da unutmadım.

 Bir de benim çok üzüldüğüm bir türlü oluruna imkan veremediğim bir durum var. Çocuk esirgeme kurumlarında, daha 18 yaşına gelmiş üniversite çağında ki çocukların, kurumlardan yaş gereği çıkarılması. Bitli Turist Kitap Şehri'nin tüm çalışanları onlar olsun isterdim.

 Bazen çok daha iyi anlatabiliyormuş hissine kapılsam da (bu yazı onlardan biri değil), genelde iyi yazamıyorum. Hele hayallerimde ki masalsılığı hiç veremiyorum. Sizin hayaliniz de can bulacağına inanıyorum.

 AMAA, ÇALMAYIN HAYALİMİ. BİR GÜN BEN YAPACAĞIM. EĞER OLUR DA, BİR YERDE YAKALARSAM ÇOK PİS SÜRÜNDÜRÜRÜM. ANLADINIZ SİZ...:P

Hipoglisemi ve Ben

 Symptoms of Low Blood Sugar:

 İki senede çılgınlar gibi hastanede zaman geçiren biri olarak, bilirkişi havalarında konuşmaya başladığımı fark ettim geçen gün. Hımm şuranda da şöyle bir şey oluyor mu?... Haha ne güldüm kendime. Yarım doktor candan eder malum. Ama damar tıkanıklığı,safra kesesinde ki taşlar,apandisit,d vitamini eksikliği üzerine devamlı yorgunluk sebebinin de hipoglisemiye ramak kala, diyabet aday adayı olduğumu öğrenerek, rahatladım. En azından adı var, tembellik yapmıyorum kardeşim. Iıımm dayanılmaz bir hafiflik.

 Peki neden? Cevabı o kadar basit ki. Yemek yemiyorum ama devamlı kahve içiyorum. Gerçekten. Akşama kadar ağzıma bir lokma koymuyorum. Akşam eşim gelince onunla yiyorum ki bu da dokuza doğru oluyor.

 Nasıl bir seyri var? Yemek yediğin zamanlarda ağırlık çöküyor, hatta kolunu kaldırmayacak kadar kötü hissedebiliyorsun kendini ama devamlı böyle olmak zorunda değil.  Nasıl anlatsam; Kahveyi içiyorsunuz diyelim, bir an da gözlerini parlıyor, kendinizi harika hissediyorsunuz ama en geç iki saate yeniden müthiş bir yorgunluk duymaya başlıyorsunuz. Yemek yediğinizde de aynısı oluyor. Özellikle basit şeker yiyorsanız daha kısa süreli yaşıyorsunuz.

Çözümü: Diyeeet. Ne zannettiniz. Üç saatlik aralıkları olan ,sıfır un şeker ve benim hayat damarlarımdan biri olan kahve yasak. Tabi fast food dememe gerek yok herhalde. Sağlıklı ve glisemik endeksi düşük yani sağlıklı besleneceksin diyor doktor bey amca. Ben de onu kırmayayım diye, kahvemi azalttım, bol sütlü içiyorum ve şeker atmıyorum.

 Bu şeker atmıyorum kısmı çok ilginç. Şekersiz durabilen bir insan değilim.Aşırı kilo alımını durdurmak için, hamur işini,tatlıyı ev de çok az yapan bir insanım ama çikolata olsun çayıma,kahveme şeker olsun kesinlikle isterim. Çok ilginç bir şekilde (maşallah diyeyim) kahveyi şekersiz içiyorum ve tık yok. Hatta çikolata çok tatlı ve kötü gelmeye başladı. Şu 20 günlük şeker diyetlerine özenip duruyordum. Herhalde kendimi buna hazır hale getirmişim. Kolay oldu nasipse, inşallah.

 Kısacası, siz siz olun, sağlıklı ve düzenli beslenin, doktor doktor gezmeyin. Benim bu iki senede öğrendiğim en önemli şey şu oldu:

                                  Psikolojinizin bozulması, fiziksel hastalıklara yol açar!

(Aksi de mümkün tabi ama genel tetikleyicinin bu olduğu kanısındayım. Stres ve üzüntü arttığında, belki de dayanamayacağınız seviyeye geldiğin de, vücudunuz da bir veya birden çok hastalık peyda oluyor. Tecrübe ile sabittir. Biraz kendinize özen gösterin ;)

9.21.2015

Benden Notlar

 Children's Art Kitten Balloons Archival by trafalgarssquare, $10.00 Can have it made with Lavender balloons:



  İş yapmak için kalkıldı. En başta yıkanmış ve kokmaması gereken bebe çamaşırları var. Sonra, en son yazı yazdığımda beni rahatlattığını düşünüp, koca kişisinin bilgisayarının başına çöküm. Tabi yanına da bir kahve. Bak saat kaç oldu. İdefix'e kadar baktım. Aklım da, o  kadar iş varken, bu kadar relax takılıp, aynı zaman da gergin, kasılmış olan kaç insan vardır? Vallahi merak ediyorum artık.. Ama kahve de fena değil.

 Her sene millet senelik dileklerini yazarken ben kendimle savaş halinde imişim mesela. Bu senenin girişinde farkettim. Devamlı savaşmak yerine, azıcık kendimi rahat bıraksam neler olur acaba? Mutlu,uykumu almış uyansam mesela. Kendimi biliyorum aslında.

 Herkesler son uykularını uyurken, ben kalkıp, kahvemi yaptıysam, bir de bebe milleti uyanmadan içebildiysem değmeyin keyfime. Pamuk gibi oluyorum işte. En azından en nemrut halim olan sabah mahmurluğumu! üzerimden atmış oluyorum.

 Sonra pozitif olabilmek için, tüm kırgınlıklarımı bir tarafa bırakabilirsem, daha da harika bir gün oluyor.Bunu başarmak için de devamlı gülümsemek gerekiyor olabilir. Çok emin değilim İlla ki sönecek birşey bulunuyor işte. Öyle. Maalesef.

 Sonra bir de iş yapmanın dayanımaz hafifliği var. Bunun için kızımın devmlı ağlamaması gerekiyor, ya da bağırmaması. Gerçekten sinirlerimi tepeme çıkaran nadide şey. Tabi herkesin muhtemelen. Önüne koyduğum hiç birşey, uzun süreli olmuyor. Aşırı çabuk tüketiyor. Mama sandalyesinde olduğun da, haklı buluyorum ama beraber iş namına bir şey yapmamızın imkanı olmuyor. Benim topladığımı anın da bozmak dışında, ben toplarken, o çoktan düzenli olan bir yerde tozu dumana katmış oluyor. Çocuklu hayat çok eğlenceli anlayacağınız. Çok şükür.

 İpin ucunu kaçırmadığım gün mutluluk ipinin ucunu yakalamış olacağım. (Bitli'den özlü sözlerle postu tamamlamış bulunmaktayım. Sevgiler, saygılar efenim! )

9.18.2015

Depresyon Sizce Nedir?

Sometimes the simplest tiniest drawings give so much pleasure and with this thought I share this...:



Bıkmak,sıkılmak,bunalmak,nefret etmek,nefret etmek, binlerce hatta on binlerce olumsuzluma sonunda ne öğreniriz biliyor musunuz? Olumlu düşünmeyi. Yapacak herhangi bir şey yoksa eğer olumlu düşünmekten başka çaremiz olmadığını anlarız. Ama anlamak yetmez.Çünkü, o pozitif düşüncelerin kucağına koşarak atlamak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz o anlar, olumsuza dönüverir yeniden. Yapacak bir şey yoktur. Kapana sıkışmış bir av hayvanı, peyniri bulamamış bir deney faresi, ya da dönencenin içerisinde ölene kadar dönüp duracağını düşünen bir insana dönüşürsünüz. Aslında en insan halinizdir bu anlar. Sosyalleşmek bir ihtiyaçtır ama, kendini geri çekme ihtiyacı hissedip,  geniş bir perspektifle baktığınız da her şey biraz daha anlamlı hale gelir. O anlamlandırmayı yaptığımız da daha bir insan olduğumuzu düşünürüm. Çünkü, aslında bu bir bilinçlenme dönemidir. Herhangi bir şeyin, aslının farkına varıp, bunu sindirme ve önlem alma dönemidir. Ve dışarıdan bakıldığında ve aslında tabi içinizde ki durum da, bu süreçte dostlarınızı, kötü gününüzde yanınızda olanları açık ve seçik gösterir size. Bundan sonrası size kalmıştır. Aslında içine girdiğiniz de çıkmak istemezsiniz. Ama gerçekten çıkmak istemediğiniz dönem, bu sürecin bize acı da olsa gösterdiği, deneyimlediğimiz derslerin, olumlu yönlerini gördüğümüz de olandır.

 Yavaş yavaş adımlar atmayı tercih etmeyi öğrenir, sakin hareket, sakin karar verme gibi kelimeler yeni bir boyut kazanır. Sıra bunları uygulamaya gelmiştir. Adeta bir Alman annesi gibi yaralı parmağa işememeği öğretir size. Koşturmaya gerek olmadığını bir kez daha fark edersiniz. Bu süreçte neyi ne kadar dağıttığınız öenmlidir. Zira mükemmellik kavramınız değişir. Algılarınızın antenleriyle oynanmış gibi olur adeta. Belki yapamadıklarınız sizi daha çok mükemmel görünmeye itecekdir ama öğrenmişsinizdir artık. Neyi mi? Kimsenin mükemmel olmadığını. Dibine kadar kendi kendini övme yetkisi vermiş insanlar topluluğudur insanlar. Kendisinin ve dolayısı ile tüm akrabaları efendim ne söyleyeyim çok zeki, çok akıllı, çok ve hep haklı, söyledikleri her sözün dinlenilmesi gerektiği ve olur da dinlenilmezse ne adar aptal olduğunuzu düşüneceklerdir. Ve eğer edebiyattan biraz anlayıp, kelimeleri güzel kullanmayı başarabiliyorlarsa sizi edebiyattan bihaber , eğer sizden biraz daha kötü kullanıyorlarsa bu sefer de sizi edebiyat yapmakla suçlayacaklardır. Örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat eğer bir çocuğunuz varsa, bundan sonra ki sosyalleşme ritüellerinizin, hayır demeyi, insanlara sınır çizgisini bir set gibi çekmeyi öğretmek olacakdır. Dolayısı ile sosyalleşmekden başka çare yoktur. Ve eminim bundan zevk alacağız. Daha bir keyiflli olacak.

Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...