Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2016 -Mutluluk Listesi- (Dikkat: Keyif Verici Maddeler İçermektedir!)

Çocukluğumdan beri, her zaman liste yaparım. Uzun seneler gün gün ilerlemem gereken ders takvimim bile oldu. Ne listesi yaparsam yapayım, mutlaka, kendimle savaştığımı, gerçekten fark ettim. Geçen sene de fark etmiştim. Ama yaptığım şey çok mantıklı geliyordu. Şimdiyse bunun mantıksızlığının farkına varıyorum galiba, bu beni gerçekten mutlu ediyor. Savaş bitti!

 Bundan sonra kendimle mücadele etmeye, (mümkün olduğu kadar) nokta koyuyorum.  Mutluluk listesi yapmayı düşünmek, yeni maddeler bulmak, ve o ajandanın yanına gittiğinizde bile mutlu olduğunuzu fark etmek, harika bir duygu. (Çocuktan sonra, mutluluğun formülü, kimyasal saldırıya uğruyor galiba!:)

  2016 Yılının Keyif  Verici Maddeleri


Tavsiye Dizi ve Film Üçlemesi

Dün yazıyı girdikten sonra uyku tutmadı. Sıkıntılı sıkıntılı geziniyorum nette. Bir orada, bir burada. Konsantrasyon sıfır. Okuduğumu anlamıyorum, izlediğimi görmüyorum. Bir ara, azıcık kendime gelmişim. Kendimi dizi sitesinde buldum. Eğer bir diziye başlayacaksam, konusundan girer, imdb puanından çıkarım. Ama bazen, istemsizce girdiğiniz bir dizi, olması gereken, izlemeniz gereken, umut vaat eden bir yapım olarak çıkar ya karşınıza hani. Dün aynen böyle oldu. Kesinlikle 2016 yılında izlemeniz gereken diziler arasına yazmalısınız. Siyasetlerine bakacak olursak pek naifler. Coğrafyalarının getirdiği bir özellik olsa gerek. (Dünya savaşlarında bile, tarafsız kalabilen bir tarihleri var.) Bu naifliklerini, dünyada ki eşitsizlik, çocukların ölümü, mülteciler, terör üzerinde o kadar hümanist ve gerçekçi bir yaklaşımla desteklemişler ki, ayakta alkışlarsınız. Dünün o yoğunluğunun üzerine, bisiklete binen insanları görünce hüngür şakırt ağladım. Bu cümleyi yıllar sonra okursanız gülebilirs…

Bir Nefes

Son haftalarda tek derdim kendimi ufacık şeylerle mutlu etmeye çalışmaktı. 2016 yılında yapılacak mutluluk listesi falan hazırlıyorum. Deli gibi ağrım var, çocuğum kendi kendine oynasın diye evi önüne dökmüşüm, Ara ara yalvarıyorum, ne olur kendi kendine oyna! Duramıyorum çünkü ağrıdan. Ben o kısmı atlattım, ağrım sızım geçti, bu süreçte bir kekeleme mevzusu başladı, inşallah geçecek. Sağlık durumum hiç fena değil, tüm günü beraber oynayarak geçirince, asıl darbe geldi. Hımm annem bugün beni seviyor! Böyle yazdığıma bakmayın, nasıl koydu, nasıl zoruma gitti, nasıl silkelendim, bir kendime geldim anlatamam. Sonra, şubat annelerinden birinin bebeğinin vefat ettiğini öğrendim. Çok zoruma gitti. Sonra, Efsun. Efsun gitti, Efsun gitti yazmış ama algılamadım. Önceden gördüm vefat haberini, ama algılamamak için programlanmışım sanki. Okudum, bir daha okudum.. Ama o iki kelime yüreğime öyle bir saplandı ki.. Şimdi, beş dakika önce küçücük bir çocuğa yapılan işkencenin tamamını izleyemedim..İ…

Merak Ettiğim Bloglar

Her gün, bugün yazmış mı acaba, hastaysa nasıl olmuş, eğer sürekli yazıyorsa ve es geçdiyse, acaba neden yazmadı diye meraklandığım bloglar var. Samimiyet akan bloglar.

 Bunlardan biri bu mimi yapan, örnek almaya çalıştığım,soru sorup, kafasını şişirdiğim, pek sabırlı bulduğum Öğrenen Anne

Handan'ı bilmeyen, var mı? En sevdiğim yanı, kimsenin fark etmeyeceği ufacık detayları fark edip, mutlu olması. Dünyada pek nadir rastlanangillerden.

Secce'yi bilir misiniz? En eski takip ettiklerimden. İkiz annesi. Eğer tek çocuğunuz varsa ve halinize saydırmak yerine, sakinleşip, en azından bundan iki tane yok demek isteyeceğiniz zamanlar da, okumalısınız. Ama öyle ahlanıp, vahlanmıyor. Okurken gülüyorsunuz, sonra dank ediyor. Yazık yaa deyip, çocuğunuza sarılıyorsunuz. Özellikle ikizlerin küçüklük halleri...

  Yeni blog yazan, daha tanışalı bir hafta ancak olan de kubad  var. Anne olduğum bir buçuk yılımı yazıyor sanki.

Iceberg'in Dünyası, kuzuya oyun hazırlamak için çıktısını alabile…

Ay ve Hayaller

Bu çizimi görünce hem çok hoşuma gitti, hem de kendime güldüm.

  Küçüklüğüm geldi aklıma. Dördüncü sınıfa giderken (ve sonra bir süre daha),  gazetede uzayla alakalı tüm haberleri keser, tamamen  ilgili haberlere ayırdığım ajandama yapıştırırdım.  O benim koleksiyonumdu. Çok önemliydi.

 Haberlerde, yine, gezegenlere kurulan otellerden yer ayırtan, arsa alan zenginlerden bahsediliyordu. Uzaya insanla araç göndermişlerdi. Nereye gideceklerini hatırlamıyorum. Beş ya da altı kişilerdi. Sanki Rus'ların gönderdiği bir araçtı. Son pozları, mutluluktan gözlerinin içi gülerkendi. Fakat, üzerinden çok geçmeden hepsi vefat etmişti.

 O zamanlar hayal kurmanın sınırı yokmuş demek ki. Aya gidecektim ben. Yürüyecektim. Yer çekiminin olmamasına heyecanlanıyor, bir taraftan da çok yavaş ama yaa, diye sızlandığımı hatırlıyorum. Galiba yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim.

 Bir gün uzaya gideceğimi söylediğimde, gülümseyenlere sinir oluyordum. Kendileri, hayatta her istediklerini elde edememişle…

Mim

Handan, unutmamış mimlemiş beni. Takıntılarım, sevdiklerim,sevmediklerim...

-Eğer, bir işi yapıyorsam tam yaparım. Didiklerim, yoksa asla içim rahat etmez. Aklım, es geçtiğim yerde kalır. Çok kötü bir şey. Çünkü, ya hep, ya hiç mottosuyla hareket etmek, iki türlü de yıpratıyor insanı. Bir şeyi yapmamaya karar verdiysem de, geri dönüp yüzüne bakmam. Aklımın bir köşesin de,yarım bırakılmış olarak,senelerce rahatsız eder.

-Çift sayı olmamasına takılırım. Bunu yenmek için, tek sayı yapmaya başlamıştım bazı şeyleri. Şimdi onların tek, diğerlerinin çift olmaması gözüme batıyor.

-Büyük bir hevesle başlamayı düşündüğüm şeyi anlatma hatasına düştüğüm de,(haksızda değiller hani ama) olumsuzluklardan dem vurulmasından nefret ederim.

-Monotonluk insanı öldürür. Ama çocuktan sonra, monotonluk da önem kazanıyor. Zaten artık, temiz,düzenli bir odada yayılıp, kitap kahve keyfi yapmak güzel bir yenilik haline geliyor.

-''Aman, daha kötüsü olacağına, derdimiz bu olsun yeter ki'' gibi la…

Haftalık Bildirim

Bu hafta, çok verimsiz geçiyor. Hatta bitmiş bile. Ne dişimin ağrısı,  ne de başımın ağrısı geçmek bilmedi.  Majezik içmeme rağmen azalmadılar. Gargara ile bir süre uyuşukluk, sonrası pert. Tabi ki, benim, küçük, tatlı, elma şekerim!de aşırı derecede sevimli,sempatik ve hatta şöyle söyleyeyim bu süre de hiç ama hiç ağlamadı!

 Bu gün, bir ara çileden çıkıp, kızım hala sallanıyor bu salıncak niye bağırıyorsun? diye bağırırken buldum kendimi. Hem de bir çok defa. Ya, bir çocuk yerinden kalktığı gibi zırıl zırıl ağlayarak saatler geçirir mi? Sebep? Kocaman bir hiç! Başım ağrımasa, dikkatini dağıtmak daha kolay oluyor ama o sırada elim ayağım titriyor. Tabi bir taraftan çocuğun peşinden koşmuşsun ama sen daha doğru düzgün bir şey yememişsin. Yediğin şey şekerini iyice düşürmüş, doğru düzgün düşünemiyorsun bile.. Baktım ben celallendikçe gaza geliyorum, psikolojisinden önemli değil ya on dakika deyip, youtube'dan ilk önüme gelen videoyu açtım. Çocuk şarkıları. Buraya dikkat, böğüre …