12.29.2015

2016 -Mutluluk Listesi- (Dikkat: Keyif Verici Maddeler İçermektedir!)


deer and birds - Giordano Forest Friends Decoupage Set 2:


Çocukluğumdan beri, her zaman liste yaparım. Uzun seneler gün gün ilerlemem gereken ders takvimim bile oldu. Ne listesi yaparsam yapayım, mutlaka, kendimle savaştığımı, gerçekten fark ettim. Geçen sene de fark etmiştim. Ama yaptığım şey çok mantıklı geliyordu. Şimdiyse bunun mantıksızlığının farkına varıyorum galiba, bu beni gerçekten mutlu ediyor. Savaş bitti!

 Bundan sonra kendimle mücadele etmeye, (mümkün olduğu kadar) nokta koyuyorum.  Mutluluk listesi yapmayı düşünmek, yeni maddeler bulmak, ve o ajandanın yanına gittiğinizde bile mutlu olduğunuzu fark etmek, harika bir duygu. (Çocuktan sonra, mutluluğun formülü, kimyasal saldırıya uğruyor galiba!:)

  2016 Yılının Keyif  Verici Maddeleri



 Bakım

-Modern bir saç kesimi yaptırılacak.
-Saçını keskin bir renge boya.
-Şampuansız saç yıkama denenecek.
-Saç için aylık bakımlar yapılacak.
-Sıkılaştırıcı vs. kremleri düzenli kullanılmaya çalışılacak.

 Kitap, Film, Blog

-60 kitap okumak.
-60 film izlemek.
-3-5 dizi izlemek.
-60+60 blog yazısı girilecek.
-Laf aramızda rakamları, yazılmş olsun diye yazdım. Bence, tur bindiririm bu rakamlara.
-Bunları yapmak için bir odayı düzenli tutabilmek çok mühim. Bir nevi, özgürlük odası. Mum döküldü,kahvem ters çevrildi derdinin olmadığı bir oda.

 (Uzun süredir yakınlarda aradığım kütüphane, meğer 2012’de, beğenmediğimiz belediye döneminde açılmış. Neymiş, önyargıyla yaklaşmadığımı savunurken, fark etmeksizin alasını yapmışım. Aklımın ucundan bile geçmemiş. Çocuk kütüphanesinin neredeyse olmadığını bangır bangır bağırırken, hiç beklemediğim güzellikte bir de 0-10 yaş aralığında bir kütüphane ile karşılaştım. Belediyenize ait halk kütüphanelerine ve içeriğinde çocuk kütüphanesi olup olmadığına bakmayı ihmal etmeyin. Kütüphanede ki kitapları bitirene kadar, hepsi benim bebeklerim. Şimdiden özledim onları.

 Ev Keyifleri

-İstanbul’a kar yağacak. Beylikdüzü İstanbul’un dağı. Plütondan bir önce.Biz burada mahsur kalacağız. Şimdiden bu fikre alışılacak. Muhtemelen çok rüzgârlı günler bizi bekliyor.

-Yeni, bol kalorili kurabiye tarifleri buldum. Zeytinyağlı kurabiye (tahinli gerçi ama) yalan olacak gibi. Kar izleyerek kurabiye yeme, mum ışığında kurabiye yeme gibi gecelere çok az kaldı. Dışarıda kar olunca evde olmak daha keyifli sanki.

-Kahvem için çeşitli şuruplar hazırlamak.

-Bal kabaklı latte yapmak.

--Evde yapılacak, kış ve yaz aylarında gezilecek yerler gibi listeler hazırlanacak.

 Yapılacak Zorlu İşler

-Oyuncak mutfak yapılacak.
-Hediye oyuncak mutfak yapılacak.
-Yatak tasarımı çizilip,  yapılacak.
-Puzzle (2000)

 Hobi

-Mini dikiş projeleri oluşturulacak.
-Dilek feneri uçurulacak.
-Hafta sonu, iki üç saat gidebileceğim stilistlik eğitimi için araştırma yapılacak.
-Fotoğraf ve video çekmeye yeniden başlanılacak.
-Kızıma becerebilirsem bir kıyafet dikmeyi çok istiyorum.
-10 adet kıyafet tasarımı yapılıp, pinterestte gördüğüm veya daha orijinal fikirlerle, desenler oluşturulacak.
-Çarpı işinden, ara ara müthiş keyif alıyorum. Yarım işler tamamlanacak. Yenileri yapılacak.
-Kitap yazmaya başlanılacak.  

 Sağlıklı Yaşam

-Tüm yiyecekleri zamanında yemeye özen göster.
-Balık yemeyi çok ihmal ediyoruz, üzerine düşülecek.
-Et ve sebze dengesi kurulacak.
-Mutfakta kolaylık sağlayacak şeyler (buzluğa atmak,yıkayıp kaldırmak vs.) yapılacak.
-Doktor kontrolleri aksatılmayacak. Ara ara testler yaptırılacak.
-Diş doktoru hiç aksatılmayacak.
-Bu sene en mutlu olacağım değişiklik, zayıflamak olacak. 
-Zayıflamaya sporla destek -mutlaka ama mutlaka- verilecek.
-Yazın konserve yapmak denenecek.  

 Gezi

-Yaz ve kış aylarına özel çocukla beraber gezilecek yerlerin listesini hazırlama. Gidilecek müze tercihlerini dikkatli yapmak lazım. Unutma!
-Arboretum ve botanik bahçeleri, alerjinin izin verdiği ölçüde gitmek için, ikna çalışmaları yap.
-Hafta sonlarının büyük kısmı kütüphanede geçecek.

 Ev İşleri

-Artık bir rutin belirlenecek ve uyulacak.
-Ayın son haftası temizlik üzerine yoğunlaşılıp, yeni ayın ilk haftası eski bilgilerin hatırlanması üzerine çalışılacak.

Son iki-üç hafta kötü geçince listeye yeni şeyler eklenemedi. Bu listeyi, ara ara güncelleyerek, diğer yıllar için de, örnek teşkil etmesini istiyorum...

Mutfak

-Her hafta yeni, herhangi bir çeşit yapılacak.





12.25.2015

Tavsiye Dizi ve Film Üçlemesi






http://dannews.co.nz/wp-content/uploads/2015/01/borgen.jpg



 Dün yazıyı girdikten sonra uyku tutmadı. Sıkıntılı sıkıntılı geziniyorum nette. Bir orada, bir burada. Konsantrasyon sıfır. Okuduğumu anlamıyorum, izlediğimi görmüyorum. Bir ara, azıcık kendime gelmişim. Kendimi dizi sitesinde buldum. Eğer bir diziye başlayacaksam, konusundan girer, imdb puanından çıkarım. Ama bazen, istemsizce girdiğiniz bir dizi, olması gereken, izlemeniz gereken, umut vaat eden bir yapım olarak çıkar ya karşınıza hani. Dün aynen böyle oldu. Kesinlikle 2016 yılında izlemeniz gereken diziler arasına yazmalısınız. Siyasetlerine bakacak olursak pek naifler. Coğrafyalarının getirdiği bir özellik olsa gerek. (Dünya savaşlarında bile, tarafsız kalabilen bir tarihleri var.) Bu naifliklerini, dünyada ki eşitsizlik, çocukların ölümü, mülteciler, terör üzerinde o kadar hümanist ve gerçekçi bir yaklaşımla desteklemişler ki, ayakta alkışlarsınız. Dünün o yoğunluğunun üzerine, bisiklete binen insanları görünce hüngür şakırt ağladım. Bu cümleyi yıllar sonra okursanız gülebilirsiniz.


  Dizinin adı Borgen.İmdb puanı 8.5. Şöyle düşünün, evlisiniz,iki tane çocuğunuz var, seçimlere, kazanamayacağınızdan emin olduğunuz bir partiyle giriyorsunuz, fakat son üç günde rakiplerin talihsiz açıklamaları sonucunda, ülkenizin ilk kadın başbakanı oluyorsunuz. Hem de, yukarı da anlattığım gibi, dünyada ki, çocukların ölmemesi gerektiğini savunan, bunu, kurt siyasetçileri alt ederek uygulamaya sokmaya çalışarak. (Sadece 3 bölüm izledim. ) Hangimiz yapmayı istemezdik ki? Eğer izlerseniz, ilk bölümde ki demokrasi tanımı nasıl da güzel...


http://image.tmdb.org/t/p/w1920/9pZ7GbhtizUBxgzKtMOdvAQIVHJ.jpg

  Madem böyle bir yazıya başladım, bu senenin tavsiye edeceğim filmini de burada paylaşayım. Bajrangi Bhaijaan. İmdb puanı 8.2.  Ağlatan bir film. Ben komedi zannetmiştim, değil. Tabi hint filmi, komediyi de, içinde barındırıyor.  Konuşamayan bir çocuk, Pakistan'dan Hindistan'a doktora götürülüyor. Aralarında ki husumet ortada. Ben, ortayı bulmaktan,kardeşlikten dem vuran, onlarca hint filmi çektikleri için, her zaman takdir edilesi buluşumdur bu yapımları. Bu filmde extra birlik, beraberlik var. Ortada bir çocuk var çünkü. 

  Benim duygularıma gelecek olursam, bu filmle beraber şunu fark ettim.Yukarıda söylediklerime olan inancımı kaybetmişim. Önceden böyle bir film izlediğimde inancıma daha büyük bir kuvvetle sarılırdım. Artık mazide kalmış...

 Bu da benim, her sene bir kere, mutlaka izlediğim film. Bir senem dolmak üzere, ocak ayında izleyeceğim. Nasıl özledim ama. İzlemedim diyen çkmaz herhalde. Duymayım öyle birşey. Yok artık!

12.24.2015

Bir Nefes

 Son haftalarda tek derdim kendimi ufacık şeylerle mutlu etmeye çalışmaktı. 2016 yılında yapılacak mutluluk listesi falan hazırlıyorum. Deli gibi ağrım var, çocuğum kendi kendine oynasın diye evi önüne dökmüşüm, Ara ara yalvarıyorum, ne olur kendi kendine oyna! Duramıyorum çünkü ağrıdan. Ben o kısmı atlattım, ağrım sızım geçti, bu süreçte bir kekeleme mevzusu başladı, inşallah geçecek. Sağlık durumum hiç fena değil, tüm günü beraber oynayarak geçirince, asıl darbe geldi. Hımm annem bugün beni seviyor! Böyle yazdığıma bakmayın, nasıl koydu, nasıl zoruma gitti, nasıl silkelendim, bir kendime geldim anlatamam. Sonra, şubat annelerinden birinin bebeğinin vefat ettiğini öğrendim. Çok zoruma gitti. Sonra, Efsun. Efsun gitti, Efsun gitti yazmış ama algılamadım. Önceden gördüm vefat haberini, ama algılamamak için programlanmışım sanki. Okudum, bir daha okudum.. Ama o iki kelime yüreğime öyle bir saplandı ki.. Şimdi, beş dakika önce küçücük bir çocuğa yapılan işkencenin tamamını izleyemedim..İzleyemedim de, elim kolum kaç gün daha takatsiz kalır bilmiyorum. Nasıl, nasıl, nasıl,nasıl? Beynim de yankılanıyor, midem bulanıyor..

12.16.2015

Merak Ettiğim Bloglar

 Her gün, bugün yazmış mı acaba, hastaysa nasıl olmuş, eğer sürekli yazıyorsa ve es geçdiyse, acaba neden yazmadı diye meraklandığım bloglar var. Samimiyet akan bloglar.

 Bunlardan biri bu mimi yapan, örnek almaya çalıştığım,soru sorup, kafasını şişirdiğim, pek sabırlı bulduğum Öğrenen Anne

 Handan'ı bilmeyen, var mı? En sevdiğim yanı, kimsenin fark etmeyeceği ufacık detayları fark edip, mutlu olması. Dünyada pek nadir rastlanangillerden.

  Secce'yi bilir misiniz? En eski takip ettiklerimden. İkiz annesi. Eğer tek çocuğunuz varsa ve halinize saydırmak yerine, sakinleşip, en azından bundan iki tane yok demek isteyeceğiniz zamanlar da, okumalısınız. Ama öyle ahlanıp, vahlanmıyor. Okurken gülüyorsunuz, sonra dank ediyor. Yazık yaa deyip, çocuğunuza sarılıyorsunuz. Özellikle ikizlerin küçüklük halleri...

  Yeni blog yazan, daha tanışalı bir hafta ancak olan de kubad  var. Anne olduğum bir buçuk yılımı yazıyor sanki.

  Iceberg'in Dünyası, kuzuya oyun hazırlamak için çıktısını alabileceğim link ve foto verdiğini hatırladığım, ama yapmadığım, (oğlu da pek tatlı:) blog sahibi. Yazıcı almayı kafama koydum. Yoksa olmuyor bu işler. Son tuz hamuru da, nefis paylaşım.


 Bize her yer okul, eğitim sisteminin ülkeler arası farklarını, olumlu,olumsuz yönlerini inceleyebileceğiniz çok fazla bulunmayan bloglardan herhalde. 3 çocuk, devamlı değişen düzen, uyum sağlamak...

 Yine en eski takip ettiğim bloglardan, günün çorbası var. Arca'nın dumur diyalogları efsane. Diğer bloğumda, diyaloglarımız diye yazdığım yazılar da, konsept olarak oradan, izinli çakma zaten.

 Eğer siz de, beğendiğiniz blogları yazarsanız, okur, eğlenir, tanışmış oluruz.

12.13.2015

Ay ve Hayaller



Where’s Major Tom Now | Illustration Art | The Design Inspiration:

  Bu çizimi görünce hem çok hoşuma gitti, hem de kendime güldüm.

  Küçüklüğüm geldi aklıma. Dördüncü sınıfa giderken (ve sonra bir süre daha),  gazetede uzayla alakalı tüm haberleri keser, tamamen  ilgili haberlere ayırdığım ajandama yapıştırırdım.  O benim koleksiyonumdu. Çok önemliydi.

 Haberlerde, yine, gezegenlere kurulan otellerden yer ayırtan, arsa alan zenginlerden bahsediliyordu. Uzaya insanla araç göndermişlerdi. Nereye gideceklerini hatırlamıyorum. Beş ya da altı kişilerdi. Sanki Rus'ların gönderdiği bir araçtı. Son pozları, mutluluktan gözlerinin içi gülerkendi. Fakat, üzerinden çok geçmeden hepsi vefat etmişti.

 O zamanlar hayal kurmanın sınırı yokmuş demek ki. Aya gidecektim ben. Yürüyecektim. Yer çekiminin olmamasına heyecanlanıyor, bir taraftan da çok yavaş ama yaa, diye sızlandığımı hatırlıyorum. Galiba yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim.

 Bir gün uzaya gideceğimi söylediğimde, gülümseyenlere sinir oluyordum. Kendileri, hayatta her istediklerini elde edememişler diyeydi bu alaycı, çok bilmiş gülümsemeleri.  Onları  gördükçe, daha çok emin oluyordum. Ben uzaya çıkacaktım.O kadar!

 Aya ayak basacağımdan  ne kadar emin olduğumu bilseniz, siz de gülümserdiniz

Yukarıda ki çizim gibiymiş hayallerim... Hayal ve üç nokta...

12.11.2015

Mim

ooak-Original Rabbit and Peony Illustration Art 8 x 10 via Etsy:




 Handan, unutmamış mimlemiş beni. Takıntılarım, sevdiklerim,sevmediklerim...

-Eğer, bir işi yapıyorsam tam yaparım. Didiklerim, yoksa asla içim rahat etmez. Aklım, es geçtiğim yerde kalır. Çok kötü bir şey. Çünkü, ya hep, ya hiç mottosuyla hareket etmek, iki türlü de yıpratıyor insanı. Bir şeyi yapmamaya karar verdiysem de, geri dönüp yüzüne bakmam. Aklımın bir köşesin de,yarım bırakılmış olarak,senelerce rahatsız eder.

-Çift sayı olmamasına takılırım. Bunu yenmek için, tek sayı yapmaya başlamıştım bazı şeyleri. Şimdi onların tek, diğerlerinin çift olmaması gözüme batıyor.

-Büyük bir hevesle başlamayı düşündüğüm şeyi anlatma hatasına düştüğüm de,(haksızda değiller hani ama) olumsuzluklardan dem vurulmasından nefret ederim.

-Monotonluk insanı öldürür. Ama çocuktan sonra, monotonluk da önem kazanıyor. Zaten artık, temiz,düzenli bir odada yayılıp, kitap kahve keyfi yapmak güzel bir yenilik haline geliyor.

-''Aman, daha kötüsü olacağına, derdimiz bu olsun yeter ki'' gibi laflar etmemeye artık özen gösteriyorum. Bir kere yaptım o hatayı, ömrümü yedi valla.

- Yeni, kolay tarifler denemekle mutlu olabilirim. Her zaman yaptığım yemeğin içine, farklı bir baharat katmakla tadını değiştirmek bile, mutlu eder.

- Spor yapmak için, koşu bandında ya da aynı yeri defalarca yürümekten hiç hoşlanmam. Tırmanayım,bisiklet süreyim, yüzeyim, eğlenceli birşeyler yapayım yani.

-Ama yeni bir sokak,deniz kenarı,ormanın içi ve en güzeli bir şehri yürüyerek gezmekten acayip keyif alırım. Tabi bir şehirden kastım mesela, İstanbul'da Beylikdüzü'nü gezmek değil. :D

- Yalan söylemekten hoşlanmam. Beyaz yalanlar da dahil. Onun yerine hiç bir şey söylememeyi tercih ederim. Eğer söylemek zorunda kalırsam, yalan olduğu belli oluyor zaten, bir işe yaramıyor. Anlayacağınız, beceremiyorum.

- En çok ilkbaharı severim. Hem serin, hem güneşli. Ama en çok, tabiatın canlanırken oluşturduğu o renklere vurulurum. Kendimi daha iyi hisseder, daha enerjik olurum. Alerjimin izin verdiği noktaya kadar.

-Güneş olmadı mı, tadımda olmuyor. Güneş müthiş enerji veriyor. Ama yağmur yağsın ben izleyeyim, altın da ıslanırken yürüyeyim, bayılırım. Kışet yafı bir nebze daha çok severim de, yazın o sıcaklar beni öldürüyor. Bu yaz, Afrika kıtasında ki insanları anladım. Neden gelişemediklerini, yavaşlıklarını. O sıcakta bana dokunanı vururum valla.

 Anlatacak ne çok şeyimiz var. :)

12.04.2015

Haftalık Bildirim

georgianadesign: Sun Valley residence, ID. Miller Architects.:



  Bu hafta, çok verimsiz geçiyor. Hatta bitmiş bile. Ne dişimin ağrısı,  ne de başımın ağrısı geçmek bilmedi.  Majezik içmeme rağmen azalmadılar. Gargara ile bir süre uyuşukluk, sonrası pert. Tabi ki, benim, küçük, tatlı, elma şekerim!de aşırı derecede sevimli,sempatik ve hatta şöyle söyleyeyim bu süre de hiç ama hiç ağlamadı!

 Bu gün, bir ara çileden çıkıp, kızım hala sallanıyor bu salıncak niye bağırıyorsun? diye bağırırken buldum kendimi. Hem de bir çok defa. Ya, bir çocuk yerinden kalktığı gibi zırıl zırıl ağlayarak saatler geçirir mi? Sebep? Kocaman bir hiç! Başım ağrımasa, dikkatini dağıtmak daha kolay oluyor ama o sırada elim ayağım titriyor. Tabi bir taraftan çocuğun peşinden koşmuşsun ama sen daha doğru düzgün bir şey yememişsin. Yediğin şey şekerini iyice düşürmüş, doğru düzgün düşünemiyorsun bile.. Baktım ben celallendikçe gaza geliyorum, psikolojisinden önemli değil ya on dakika deyip, youtube'dan ilk önüme gelen videoyu açtım. Çocuk şarkıları. Buraya dikkat, böğüre böğüre ağlayan çocuk, pc'de balık görünce, saniye bile aksatmadan (valla aksatmadı)  ''Anne balık mı izliyorsun? Anne balık mı var orda?'' dedi, güldüm. Güldüğüm için de, kendimi tebrik ettim. Gülmek önemli.

 Tabi açtım da, bağırtısı azaldı  mı? Hayır! Beş küçük maymunun yatakta zıplayarak düşmesi ve başlarını acıttıklarını anlattım (aynı şeyi yapıyor ve kendisi de düştü ama hala aynı tas ayı hamam, aklım çıkıyor) ona ağladı. Maymun düşmesinmiş. Beğenmemiş, değiştirecekmişim. Neyi açarsam beğenmemişmiş. Uyumayacakmış..... Zor bela ikna edip uyuttum da 40 dakika sonra yeni bir zırıltı..

 Hayır, bu ara vertigom tavan. Geceleri başımın, fırıl fırıl dönmesinden,  midem ağzımda yaşıyorum. Bir de, sabahları biraz dönüyor. Uykusuzlukla bağlantılı olduğunu keşfettim. Erken yatarsam, başımın dönmesi o kadar az oluyor. Ama bu nasıl bir şeyse, Ne kadar çok uyursan, o kadar az başın dönerek uyanıyorsun. Hayret doğrusu. vertigonun yeni bir versiyonu, üzerimde deneniyor adeta.

  Ben de, kendimi çocuk yataklarına verdim. Şimdi ki beşik dar geliyor gözüme. Alırken de dar geliyordu zaten. İkea Hensvik serisinin beşiği. Oyun evi yerine, çok beğendiğim ev şeklinde yatağa dönmeyi planlıyorum Hem odası da küçük zaten. Hepten basık olacaktı diğer türlü. Böyle ferah ve şık duracak. Tabi yine benim muhteşem!tasarımım ve bizim büyük! hayallerimizden biriyle karşı karşıyayız. Biz yapacağız! Önce çizmem lazım ama.

 Bir şey daha fark ettim. Olan şeyi, olduğu gibi yazınca rahatlıyorum. Benim telefon bozuk. Hangout'dan görüşüyoruz. Bir ara baktım, bunaldıkça adamcağıza yazıp duruyorum. O da garibim, sakin ol falan diyor. Bir ara ''Ben çalışıyorum farkında mısın?'' dedi. Maili kapattım. Trip atmak falan değil niyetim,açık olunca yazdıkça yazıyorum.  Sonra bozuldum zannetmiştir diye, geri açıp yazmaya devam ettim. Uyuzlukta zirve yaptım.

 Kilo vermek yerine, alıyor muşum bir de, diye dalga geçip durdum kendimle. 1 kilo almışım gerçekten. Diş yüzünden. Sıvıyla beslenip zayıflayacağımı düşündüm ama sıvı almak doyurmuyor insanı. Yani tüm günü sıvı alarak geçiremedim. Arabaya binince falan bayağı kötü oldum. Dağılmadan yenilebilecek bir şey geldi aklıma. Hem de yumuşacık. Ekmek! Ya işte, kilo vermeye adadığım iki ay da bir kilo aldım. En azından aldığımı vereyim ya. Artık gülsem mi, ağlasam mı, bilemiyorum?

 Yukarıda ki görselde, yalnız başıma hiç olmazsa 12 saat geçirmek isterdim. Kahve, kitap ve o güzel yatak. Azıcık cam da açacaksın, üşüyecek, iyice sarılacaksın battaniyene. Tam olarak, şuan, kederlendim!


Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...