Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dior Autumn-Winter 2016-2017 -Best of-

Haddim olmasa da, benim kıyafetleri kullanırken hoşuma gitmeyen bir kaç şeyi söyleme ihtiyacı hissettim. Aşağısı bol elbise ya da etek üzerine onun gibi bol hatta bazen daha da bol giyilmesi hiç cazip gelmiyor bana. O parçaları ayrı ayrı kullanmakla harika görüntüler ortaya çıkabilir günlük hayatta. Bu sebepsiz, gereksiz paragrafımda Dior'dan alışveriş yapanlara gelsin. :)

Çocuğum, Ben vsvs.

Bugün kötü geçti ama umarım az biraz da olsa tatlıya bağlanmıştır. :(

 Yine, her saat hatta dakikalar içerisinde yaşadığımız gibi, bininci defa yapma çocuğum dedim.  Zarar vermemesi lazım ama illa verecek. Verdi. Çok sinirlendim. Bağırdım. Hatta aldım kucağıma odasına götürdüm burada oyna dedim. Ya da oturma odasında oyna ama odanın birinde oyna.  Tabi durmadı, yanıma geldi bir kaç dakika sonra. Kızmadım ama söylediklerini dinleyip, odada oynamasını rica emir arası birşeyle dile getirdim. Gitmedi gitti vsvs. Öyle böyle geçti. Ama benim tüm moralim dibe düştü. Nasıl bir yorgunluk hisediyorum, kolumu kaldıracak halim yok. Sırtıma ağrılar giriyor falan. Psikolojik. Hoop akşama eve beklediğimiz baba kaçak. İş, şehir dışı... Gel dedim markete gidelim. Topladım abur cubur ne varsa. Koydum tabaklara. Kahvaltı yapmamıştı ama öğlen yemeğini ilk defa sağlam yedi. Açtım yarım kalan animasyonlarımızdan birini. Kucak kucağa izleyeceğiz. Benim gözler doldu. Yanaştım kulağının dibine, Çok özür dil…

Özet Olsun Adı

Sessizdim, yazamadım, ama alıştınız biliyorum,hem zaten çok yazmıyorum.  İstanbul'a  gittim geldim. İyi geldi biraz.  İnşallah herşey iyi olacak deyip duruyorum. Bazen çok karamsar oluyorum, bazen hayatın akışına bırakıyorum, bazen de umutlandırıp yüreklendiriyorum kendimi. Bize fedakarlık yapıp duran, mutluluğumuzdan başka tek birşey istemeyen, bunun için herşeyi hoşgörenlerimiz için, karşılığını verme ihtimalini düşünürken, ihtimalinin kalmayacağını hiç düşünmemek... Bir şekilde acımasızlığımızdan ya da vurdumduymazlığımızdan besleniyoruz sanki.

 Giderken türk kadınına yakışmayacak şekilde evimi dağınık bir halde bırakıp gittim.Neyse ki çamaşırlarımı yıkayıp neredeyse bırakmamıştım. Kabul olurmu ki?

 Samsun'a ayak basar basmaz, güzel bir karşılama şovuyla karşılaştım. Yayalara yeşil yanarken karşıya geçmek için bir iki adım attım, adam kavşaktan döndü, kırmızı da durmadı, ezilmemek için geri çekildim. Baktım yavaşladı ilerlemeye başladım ve KORNA ÇALDI. Utanmadı, sıkılmadı…

Bakış Açım

....
 -Belki ben bu konuya çok duyarlı olduğum için fazladan anlam yükledim. Ama dikkatimi çeken ilk konuya ilişkin gözlemimi yeniden dile getirerek sana sormak istiyorum.''Türk insanı doğaya,çevreye,hayvanlara saygısız.Rica'yla, lütfen2le kendisine yol gösterildiğinde bu gösterilen yolu önemseyecek,anlayacak e anladıktan sonra uygulayacak uygar bir insan olma olgunluğuna da ermiş değil'' diye düşündüğümüzde içimizde Türk insanına karşı bir öfke duyuyoruz. Doğru mu?

 - Doğru! Ben şahsen duyuyorum.Hatta bazı zamanlar bu ülkenin bu toplumun bir üyesi olmaktan utanıyorum.

 - Ve herhalde,kendini zaman zaman bu ülkenin insanından uzaklaşmış hissediyorsun.

 -Evet Doğan bey hissediyorum;yani ''biz'' dediğimiz bir toplum olma yerine ,''ben ve öteki'lerden oluşan bir toplum içinde hissediyorum kendimi.

 -Ve bu sağlıklı değil. Birey için de sağlıklı değil, toplumun geleceği için de...

 -Evet sağlıklı değil, bunun farkındayım.

 -İşte ben…

Şaşırmaca

Ne zamandır çocuğun söylediklerini yazayım, okuyunca gülümserim diyorum hep unutuyorum.

 Biraz önce, iki kere üst üste aynı kitabı okudum ve daha fazla okuyamayacağımı kahvaltı bile yapmadığımı söyleyince cevabı şöyle oldu:

 -Eğnin pek, karnın tok zaten oku şu kitabı.

 Ahaha, nereden hatırlıyorsun sen anneannemin nadiren kullandığı o deyimi? Yetmiyor bir de kullanıyor küçük insan.

  Bu ara anlamını bilmediği ve nereden duyduğunu bir türlü anlayamadığım bir fuck kelimesi var ki, canı isteyince kelimeyi kullanıp, anlamını değiştiriyor. Silmek ve kazanmak anlamına geldiğini iddia etti, ben vatandaşın yalancısıyım.

 Bu ay çok malzeme çıkmıştı halbuki ama unutmuşum, ne kötü...

Rica

Birinci sınıf annelerini gördükçe içim sıkılıyor, bunalıyorum. Bir de, öğretmenin okul resmi çizin dediği derste mezarlık çizen Ahmet'i görünce dumur oldum. Yazık vallahi yazık! Ben kararımı verdim, bana, benim kızıma, başarı odaklı olmayan bir okul lazım. Bu özellikte bildiğiniz bir okul, kurum vs. var mı? Keşke, sanata ağırlık veren bir ilkokul olsa, bir şeyleri başarma ihtiyacı hissetmeyen, devasa ödevler yerine çocuğa hayatı, okulu ve bilimi sevdiren... Aynı konuları her sene görmek yerine zamanı geldiğinde öğrenseler keşke. Öğrenme isteği hiç kırılmasa.... Yazarken bile sıkıldım. Ama en çok neyden sıkıldım biliyor musunuz? Şikayet etmekten! Çünkü sadece söyleniyorum, somut adım atmıyorum. Neyse daha fazla dırdır etmeyeceğim, ama başarı odaklı olmayan, bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz bir okul varsa lütfen yazın!



İlk Zamanlar

Hey merhaba! Taşındım, ufak tefek şeyler dışında yerleştim, internetimizi bağlamaya da ancak geldiler. İki gün oldu galiba. Hayat normal seyrine döndü anlayacağınız. Meşakkatli ve stresli olsa da geçti gitti.

 Büyük stresi, verdikleri sözde durmayan nakliye şirketiyle yaşadık. Sabahın ilk ışıklarında uçaktan indiğimiz de, şehrin manzarası sisle kaplanmış kocaman bir mutluluktu. Sonrası ise 2,5 yaşında ki çocuğun bir kaç saatlik uykuyla  mücadele etmesini izlemekti. Üzerine biz de hastalandık ayakta zor duruyorduk. İki ayağımız bir pabuca girmezse hiç birşey keyifli olmuyor zaten. :D Sonrası eşyaların bazılarının bol zararla gelmiş olmasıydı, artık onu da geçtik, gitti, bitti. Annem ve kardeşlerim sağolsunlar, onlar olmasalardı yerleşmemin mümkünatı yokmuş. Her sabah onlarla beraber yaptığım kahvaltının faydası bugün onlar gittikten sonra da kendime çay bile demleyerek gördüm. Normalde kahvaltı falan yapmazdım halbuki. Çay yapmayalı yıl olmuştu.

 Samsun hakkında söyleyebileceğim çok n…

Soyut Bayram

Anneanneme gitmek için çantaları hazırlayıp, giyinip süslenip çıktı yola. Dolmuş bekliyoruz kızımla. Oradan geçen teyze önce gözleriyle gülümsedi sonra...

 -Sen bayram gezmesine mi gidiyorsuuun?

 -Evvett.

  Sonra dolmuşun geleceği yöne kafasını çevirip söylendi:

-İnşallah onlara da bayram gelmiştir.

 Ahaha yaa hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum.

 İnşallah size de bayram geldiyse şayet, bayraınınız mübarek olsun...

Bir Film Önerisi -Leap Year-

Selam! Romantik komediler kafanın içinde kırk tilki dolanırken izlenecek filmlerdir ama tadınızı da kaçırmaması gerekir. Benim en sevdiğim romantik komedilerden bu film.İzlerseniz pişman olmazsınız. Bu filmi de izleyeli 6 sene falan oldu ama hatırladıkça gülümsetir. İmdb puanı 6.4 ama bence daha fazlasını hak ediyor. Siz keyif yapın, ben  ev toplayacağım... :)

Yolculuk

Merhaba! Bu sefer daha düzenli,anlaşılabilir yazmayı, konudan konuya atlamamayı düşünüyorum. :)

 Eşimin iş bulabildiği şehir Samsun oldu. Uzun süredir gündemde olan bir maddeydi, yeni bir iş bulmak ihtiyaç olmuştu. Hayırlısı olsunlarla uzuun bir dönem geçirdikten sonra, netice böyle oldu. Eşim, pozisyonunu yükselterek iş bulabildiği için çok mutlu. Kendini geliştirebileceği ve eksik olan kısmı doldurarak ilerlemesi de daha güçlü hissettiriyor kendini. Kariyerinde ki tek eksisi, güzel bir yüksek lisans programını İstanbul'da olmadığı için kaçırıyor olması. Mecburen uzaktan tezli yapacak. Onun tarafından bakıldığı zaman hayat tozpembe olmalı ki, günlük hayatında da yeni bir sayfa açacağından çok emin.

  Geçen beş sene, onu azıcık da olsa hayal kurabilir hale getirmiş belli ki. Realist ve pragmatik yaklaşımları azalmış. Kulağıma hoş gelse de aslında yine senkron eksikliği içerisindeyiz.  Ben hayalle gerçeği ayırmış, kendime ümit vermeyi bırakmışken, onun tutum değişikliği sinirime d…

Bazı Şeylerin Sonu Hüsran

Hayat, bilmediğimiz yönlerde farklı yollar çıkarıyor önümüze. Azıcık nefes alabileceğimi düşündüğüm bir anda yine yönüm değişti.  Bu hayat hep nefes aldığımı, sonunda huzuru buluğumu zannettiğim anlar da vuruyor beni. Buradan da çıkarmam gereken dersler var demek ki ve ben her defasında sınıfta kalıyorum. Gerçi ilk sınav çok kazıktı ama olsun. Çok şey öğrendim ve minnettarım. Bu yaşlarda hastalıkla imtihan çok öğretici bir yaşam sunuyor. Sağlığın kıymetinden, dostun kıymetine, tanıdığını zannettiğin eşinin, dostunun hal ve hareketlerine kadar herşeyi gösteriyor. Eskiden çok beylik gelirdi. Ha bir de çok umut kırıcı olduğunu düşünürdüm ama zaten tadına bakmadan anlaşılmıyor. O yüzden, ah yavrum vah yavrum, sen ne gördün ki gibi tavırlar ergen çocuğunuzu irrite etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bırakınız yaşasın, siz de onun istediği yöntemle yanında olun. Yıllar sonra okursam eğer kendime kulak çekmelik notlar oldu. Pek çenemi tutamadığımı varsayarsak bilhassa...

 Diyeceğim o ki…
Bomba gibiyim. Fevkaladenin fevkindeyim. Neden? Çünkü, kızımda artık ateşli bir hasta. Tüm günümüzü hastanede geçirdik. Tabiki de bir an da iyileşiverdim. Ne yapacaktım?

 Ay zaten kaç gündür karnı ağrıyor, ishal gibi oluyor oluyordu. Bugün öğlen ateşide çıkınca doktora gittik. Kendi doktorumuzu kaçırdık, nöbetçi doktor vardı. O da sakin bir amca olunca, anlaştık, konuştuk, güldük, eğlendik. Tabi bunlar sadece doktorun yanında oluyor.  Doktor idrar ve gaita testi istedi. Tam 5 saat boyunca hastanede süründük. Yiyecek yememesi ayrı dert, açlık ve uykusuzluktan ağzı beş karış ağlaması ayrı dert. Allah'ım keşke sadece çocuğum zırlasa. Ben de bir değil ki. Tam iki tane. Sayıyla 2 olup, onun yaşını burada yazamayacağım. Hastaneye gelmenin saçma olduğundan başlayıp, tüm günü hastanede geçirdik diye offlamasından devam edip, üzerine de çocuğuyla didişen, hadi yap diye direten bir çocuğum daha var. Yemin ederim kızım beni bu kadar zorlamıyor. Çocuğu çileden çıkaran babası pardon abisi. Ya…

Mum

Sıyırmadan bir önceki köşeden döndüm galiba. Ateşimin 39 dereceye çıkmasının ve hala hasta olup antibiyotik, ateş düşürücü kullanmamdan kaynaklanıyorda olabilir tabi. :)

 Hasta olunca, hele de aşırı halsiz iki gündür anneme gidip geldim. Bugün için iyi olduğumu zannedip evde kalayım dedim. Ama sinirlerim gevredi. Ne yataktan kafamı kaldırabildim, ne kendime bir şey yapıp yiyebildim, garibime annemin yaptığı yemekleri yedirdim, şükrettim. Ya onlarda olmasaydı? Terslik bu ya, tüm gün elektrikler kesikti, telefonun şarjı yok, evde saat yok. Hiç ihtiyaç duymadık. Ben bir iki söyledim, eşim burun kıvırdı. Kol saatlerimin pili bitik, laptopun şarj aletini patlattım. Karşı komşu evde yok. Saat yok! Hayır saatin kaç olduğunun umursamamak elimde değil. Antibiyotik içeceğim. Ahaha,  hangi asırda yaşıyoruz diye sinir harbi yaşamamış gibi yazıyorum. İlkel metotlarla hallettim ilaç işini. Güneş bu odaya bu saatlerde, bu açıdan vuracaktır diye düşünebildim. İçtim. Üç aşağı beş yukarı doğru  oldu …

Bir Film Önerisi -Arranged-

Merhaba millet, Türkiye'de at izi it izine karıştı, Avrupa basını rezalet, yalan, dolan haberlerle tüm vizyonunu çöpe attı vsvs...  Bu ara uyku düzenim perişan olunca, aklıma eski, yeni bir sürü şey geliyor. Bu da, izlediğimi hatırladığım, vizyon tarihi taa 2007'ye dayanan, orijinal bir film.  
    Müslüman ve yahudi, iki meslektaş genç kadının yaşadığı zorluklar, kendilerine dayatılan sistem,   üretilen umutlar... Espirili bir dille anlatıldığı için içinizi karartmayacak bir film. Olayların geçtiği ülke ise Amerika. Yıllar sonra aklıma gelip paylaşmalıyım diye düşündüğüme göre, izleyin pişman olmazsınız. Aklınızı yitirmeden hayatta kalın. :)

Berbat bir dünyada yaşarken nasıl ve ne şekilde iç huzurumu yakalayabileceğim diye düşünmekten bir hal oldum. Tam, oldu bu sefer derken, iç huzuru bırak, dünyada huzur kalmıyor, cehenneme dönüyor her şey. 15 temmuzdan sonra bir haftayı neredeyse uyumadan geçirdik de, sonrasına da uyumak denilecek gibi değil. Tanklardan edilen ateşi, ölen insanları, beynimin bana oynadığı yeni görüntülerle kaç defa gördüm, kaç defa darbe oldu bilmiyorum. Bildiri kaç kere okundu onu da bilmiyorum. Bombaları falan söylememe gerek yok. İki gün önce yavrumu kaybedip, başına kötü bir şey gelmesini gördüm. Allah'ım durmuyor. Zaten ne kadar erken yatarsam yatayım uyuyamıyorum, sızdıktan sonrada uğraş dur. Bombadan çok biyolojik silah kullanılırsa ya da bundan sonra öyle bir şey yapılmaya kalkılırsa diye korkmuştum, ciddi ciddi haberlerde yapılacakları arasında olan bir şey (nasıl bu kadar normalleştirile biliniyor?)  olarak görünce komplo teorisinden öteye gidilmiş olunması tüylerimi diken diken etti.  …
Derzleri çamaşır suyuyla fırçalyanlar burada mı? (Diş fırçası) Az biraz zehirlendim. Çamaşır suyu bitmeseydi devam ederdim de nasip. Biliyorsunuz burayı saçmalamak için kullanıyorum. Düzensiz bir beynim var ve burada konudan konuya atlama lüksünü sunuyorum. Okunmayacağını da biliyorum ama neden açıklama yapıyorum bilmiyorum. Yok zehirlenmedim, iyiyim aslında. Konuşmak istemiyorum ama susmak da istemiyorum. Ağlamak istiyorum ama o kadar gereksiz ki... Komik aslında ama gülemiyorum. Öyle hissiz bir duygu. Bilinçaltının olayları çözüp kendini nasıl kandırdığını izlemesi ilginç bir hissizlik veriyor.

 Nasa'nın açıklaması diye verilen uydurma haber heyecanlandırdı bir an. 1,2,3 deneme diyen zeki uzaylı,  paralel evrendeki ben çıkacak diye bir sevinç dalgası yayıldı vücüduma. :P



''Günümüz eşlerinin derindeki problemi, birbirinden ruhen doyumsayamamasıdır. Bu çok defa verenin değil alanın doyamıyor olduğu ayrı bir trajedir. Genelde kadınlar sevgiye ihtiyaç duyduğu kadar hırçın, e…

Öyle Yani

Bu gündemin üzerine mis gibi bir kavga ettiğimize göre hayat normale dönmeye başlayacak galiba. Gerçi travma geçirdiğimizin farkına yeni yeni varıyorum. Her çocuklu, evde oturan(!) kadın gibi iş yapayım dedim Ama ucundan kıyısından ancak. Normale dönme girişimlerine yeni yeni başlayacağım. Mesela, ertelenmiş doktor ziyaretim var yarın.

 Keşke, bu sıkıntılarımızı büyük zannetseydik de, bomba patlıyor zannedip çocuğun beşiğini koridora taşıyarak, cam patlama ihtimalini bertaraf etme çabalarına girmeseydik. Şükredeceğim, boğazım düğümleniyor ama biz iyiyiz ya, normale dönmek üzerine konuşup, yazılar yazıyoruz.  Biz de klavye delikanlısıyız be. Bir de değneğin diğer ucu var, ya darbe olsaydı? Allah'ım sonumuzu düşünemiyorum bile. Çıkarttığımız sonuçlarımız var, çocuklarımıza miras bırakacağımız. Başka da bir şeyimiz yok!

 Bu sene için yeni kararlar aldım, uygulayacağıma inancımın olduğu...

 - Tezhip kursuna gitmek istiyorum. Deneme olarak kalacak belki de... Zorlama yok.

 - Yarım bı…

Bir Darbe Girişiminin Anatomisi -Metin Gürcan-

15 Temmuz gecesi Türkiye aynı anda bir darbe girişimini, bir isyanı ve aslında tarihinin sivillere yönelik en büyük terör saldırısını yaşayarak büyük bir demokrasi testinden geçti. Şükür ki Türkiye, büyük bir virajı devrilmeden aldı.
Aslında acıların taze olduğu bu süreçte konuşmama/yazmama kararı almıştım,  ama ortalıktaki dezenformasyon ve özellikle ‘Micky Mouse’ güvenlik uzmanlarının yaşananları hamasete ve magazine aşırı dereceye vurması nedeniyle bu teknik, soğukkanlı ve apolitik analizi yazmam şart oldu. Ki bu analiz en azından bu darbe girişiminin otopsisini çekme ve bir daha yaşanmaması için ders çıkarma konusunda bize rehber olur. Bu analizi yazmak için de darbe girişiminde şehit olan kahraman vatan evlatlarının, özellikle Özel Kuvvetler’de gözünü kırpmadan askerlik yeminine sadık kalarak darbecilere karşı koymak isterken şehit olan can kardeşim Ömer Halisdemir’in ruhu şad olsun diyorum. Ömer’i hep o gülümseyen yüzü ve arazide ‘Komutanım hadi menemen yiyoruz’ sesi…

Pis Baymak

Bütün ev derlenmiş toplanmış, süpürülmüş, silinmiş, yüzler gülüyorken giriştiğim salonda kaldım, Gömün beni! İnşaat tozuna bulanmış yaşıyoruz kısmen. Üstelik artık yine ve yeniden tüm ev dağınık. Eskisi gibi değil ama, halıları da kaldırmışken yıkamaya gönderdim. Ohh, evi süpürmesi acayip kolay geliyor. Gerçi benim sıpa uyanır uyanmaz, boğazımda kıl var gibi deyip kustu, öksürük de başladı. Hey Allah'ım!

 Sıra gelsin baymak'a... Diyorlar ki,  biz bunu takmak için sadece bir delik delebiliriz. Tamam. Ondan önce  çağırdık birini, her şeyi halletti. Sadece bir delik kaldı. Yıl olmuş 2016, beyefendiler saat veremiyorlar üstelik. Herhangi bir vakitte gelebilirlermiş.Akşama doğru geldiler, ve ne dediler biliyor musunuz? Burayı delemeyiz. Sebep? Zıkkım isimli alet gerekiyor. Halbuki daha basit aletle de delinebiliyor ama daha gidecek çok yerleri olduğu için sallıyorlar. Takmadan gittiler. Ev şantiyeye dönmüş, oruçluyum, deli gibi sıcak, o sırada sallamamak en iyisiydi ama gece çok s…

Hayat Sıradanlaşınca Mutlu Olmak

Normal hayata geri dönüşümün mutluluğu tüm benliğimi sarmış durumda. Biraz biraz uykusuzluğumu da toparlıyorum. Değmeyin keyfime. İnsan devamlı yatmaya mahkum olunca anlıyormuş, evin içinde ki işleri halletmenin bile aslında keyifli olabileceğini. Eski heyecanlarım da geri gelmeye başladı. Baktım hala paraşütle atlamak, karavanda yatıp kalkıp dünyayı gezmek gibi hayaller kurabiliyorum. Heyecanla. Bir gün yapabileceğime inanarak. Motivasyonumun birinci şartı istek duymak olsa gerek. :)

 Depoya dönüşmüş salonumu elden geçirdim. Bayağı toparladım. Süpürmesi kaldı. Balkonum hala, eşimin ağır şeyleri atmasını bekleyerek geçiyor. Gün almış, adamlar perşembe günü gelecekler. Dolayısıyla en erken çarşamba akşamı çıkaracaktır. Ondan sonra yıkayabilirim. Sonra saksıda ki toprakları yeni toprakla karıştırıp, çiçek fideleri almak lazım. Minicik çocuğum saksıları görünce çiçek ekin dedi ya. :D Orada ki dolabın da düzenlenmesi, salonda ki büyük oyuncakların o dolaba sığması gibi düşüncelerim var. …

Laf-ı güzaf

Ucundan, kıyısından belki birazda ortasından normal hayata döndüm sanki. İnsanız, aciziz arkadaş. Kanımda ki şeker miktarı olması gerekenden az biraz aşağıya düşüyor diye girdiğimiz hallere bak. Halbuki, bıraksan dünyaları kurtarırız. İş kendi dertlerimize gelince çözmekten kaçarız, söyleniriz de söyleniriz. Koca evrende toz zerresi kadar var mıyız sahi? Laf-ı güzaf...

 Dört gündür ilaç kullanıyorun. Kesinlikle daha iyiyim. Ama ilaç kullanmakla bitmiyor iş. Diyete uymazsan perişan oluyorsun yine. Bugün saat üçten sonra yemek yemedim, gecenin göründe dayanamayıp löp löp pide yedim. Hani nerede diyet? İşin aslı bugün gerçekten fecaatti.  Son saatlerde düşünebilme yetimi kaybettim. Bir daha, zamanında yemeğimi yapıp yiyeceğim. Böyle gitmez!

 İşin güzel yanı üç gündü aksatmadan 45-50 dakika yürüyorum. Karnımı içime çekince yanma ve sertleşme var. Acayip şaşkınım. Ne kadar uzun süredir hareketsiz kaldığımı oradan hesap edin. Neyse önemli olan düzenli yürüyüşümü yapıyorum ve bunun karşılı…

Göbek Adı

Hey merhaba! Ölmedim ya ondan bu heyecanım.  Tahlil sonuçlarım harika çıktı.  Hem de hiç olmadığı kadar. Beslenmeme dikkat etmem, zayflamam şart! Adamcağız zayıflayayım diye bir diyetisyenden çok Daha büyük bir psikolojik destek verdi. Şimdiye kadar ilaç kullanmamıştım ama aşırı kilo alımım yüzünden (almamam gereken dönemde bile kilo almış oldğumu farkettim)  tüm şikayetlerimi dile getirmemin sonucunda ilaç kullanmaya başlıyorum.Günümün çok daha iyi geçmesini sağlayacağını düşünüp mutlu oluyorum. Eğer bir zahmet üşenmeyip yürüyüşümü de düzenli yaparsam çok güzel kilo verebilirim. Umutluyum..

 Gerçi dakikalarca konuşulan az yemek, sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak gibi kelimelerin üzerine iskender patlatmsaydık iyiydi. Doktorlarımdan birine yakalanacağım diye etrafı kolaçan etmek de zor.

 Gün verimli geçti. Hastane de bir kaç saatlik oş boş oturma amanım oldu. Açık havada, ağaç kokuları için de. Kitap okudum biraz. Biraz da yazı yazdım. Alerjiden mi açlıktan mı bilmem düşünme konusu…

Ölecek miyim Çocuğum?

Ramazan düşe kalka devam ediyor. Doktora hemen gidemeyip telefonla anlattım durumu. Son tahlil sonuçlarım iyi çıkmıştı, (diyete bayağı uymuştum çünkü, tatilde hatta ondan öncesinde diyet miyet kalmadı)  doktorumda diyete uyarsan oruc tutabilirsin, uymazsan yaşadığın durum normal dedi. Otur bitli sıfır! Her türlü ben sorumluyum, paşa paşa uymaya çalışıp, tutuyorum. Yarın gideceğim, bakalım tahlil sonuçlarım kulağıma neler fısıldayacak. Ha bir de, günü kötü geçirmemin ikinci etken maddesi uykusuzlukmuş, çok şükür farkettim. Yemek yiyince yatıp uyuyamıyorum, bir enerji veriyor. Ee ancak o sırada halledebiliyorum ihtiyaçlarımızı da. Çamaşır asmak, mutfağı toparlamak gibi, bazen yemek hazırlamak, sahuru da unutmamak lazım... Bunun üstüne çocuk faktörü ekleniyor, uyku sürem 4,5 saat. Bu kadar hasarla altından kalktığıma şükredeyim ben, bir de uyumam lazım tabi. Aklımı biraz da kendime kullanıvereyim dimi. (Aklını önce kendine kullanmıyorsan da ahmaksındır tabi de çaktırmıyorum tatlış beyni…

Karaladım Yine

Merhaba millet. Napıyorsunuz? Görüşmeyeli de kubad sadece bir yazı, Handan her zaman ki gibi döktürmüş (alıştık ona zaten),  Ceren bloğunu en azından kapatmamış ama artık yok, Deniz tam gaz devam ediyormuş, iceberginanasıda döktürmüş bak, küçük joe'de yazmış... Yoklamamı aldım anlayacağınız. Aklıma gelmişken, instagram hesabınız varsa delianne ve yabanelma hesaplarına bir bakın derim. İçinizin ferahlaması, umutla dolmanızın garantisini verebilirim.

 Telefonumun şarj edilmesi lazım, çalışacak gibi ama elim değmedi. Laptop'un şarj aleti geldi ama daha ona da dokunmadım. Eşimin laptopu kısa süreli çözümüm bugünlük. Ulaşılamaz olmayı da seviyorum galiba. Ulaşamamak kötü ama.

 Bu sene tatile gidemeyecektik. Gözümü karartıp kendi başıma gitmeye karar verdim. (Gözünü karartmak; yolculuk, taşıma,hastalık kısımlarını düşünmeyip, çok güzel bir tatil geçireceğimi düşünmek demek.) Kusura bakma ama bu halinle benim içim rahat etmez ikazıyla, kardeşimle gittim. Ee gerçekten olmazmış. Diş ç…

Naber?

Merhaba. Kaçakgillerden Bitli oldum yahu. Aslında buraya atmak için resimleri bile düzenliyorum ama iş yazmaya geldimi elim gitmiyor bir türlü. Fotoğrafsız olur belki bu yazı, belki de eklerim. Kim bilir? Bu aralar böyle, ya da hep böyleydi...

 Kendimi hiç birşeye yetişemiyor olarak gördüğüm zamanlara bakıyorum da, sonrası daha da kötü olmuş. Hatta aslında bayağı iyi durumdaymışım da ben mükemmel olsun istiyormuşum.Bunun farkına varmak için dibe iyice batmak gerekiyormuş.
 Hep diyorum ya, ay yetişemiyorum, ay evime hırsız girse benden önce biri girmiş diyerek kaçacak, vah bana vahlar bana falan. Aslında eve yetişememek değil de, çocuğumun ihtiyaçlarına yetişememek çok zor geliyor. Sokakta çok vakit geçirmesi gerekiyor, benim onunla devamlı oyun oynamam gerekiyor, sağlıklı bir bağ kurmam veya devam etmem gerekiyor, ama ben bunlara yetişemiyorum. Bunun için kendimi suçluyorum, nefret ediyorum, sonuç değişmiyor. Çünkü, hep yorgunum, bitkinim, masaj yaptırırken bile, sert dokunma diye ca…

Sıradan Bir Gün Daha...

Bu fotoğraf ne güzel şeyler anlatıyor bilseniz. Mesela, ooo makyaj yapmış bugün diyor. Rujum bordo halbuki. Bu renge nasıl döndüğünü ben de çok merak ettim. Vee evet bordo. Kendime geliyorum, ne var. :) Eşofmanlarımı çıkartıp, eteğimi giydim,üzerne hafif dekolteli t-shirtten hallice bluz. Makyaj yapıyorum derken rezil ettim az bir şey amaan olsun o kadar.

  Kitap okumuş demek oluyor. İki aydır yapamadığım bir eylem. Nasıl rahatlatıyor, mutlu ediyor. (D&R'ın indirimde ki kitaplarından ilk defa bu kadar çok aldık. Bir bakın derim. İdefix'de bol indirimli, Haberiniz olsun.)  Kitabı azıcık ilerleyince daha çok sevdim. 56. sayfasındayım o ayrı.

  Kek yapmışım. Yapmayalı iki seneyi geçmiştir desem. Yine sıvısı fazla geldi. Çikolata parçacıkları dibine inmiş falan ama tadı güzel. Görünmese de kurabiyem de var. Ayrıca kurabiye canavarı bir kızım var. Hayallerimden biriydi. Bayıla bayıla yiyor. Ay da bir iki kere pişiyor gerçi ama yeterli bence.

 En güzeli ne biliyor musunuz? Uz…