Ana içeriğe atla

Naber?

 Merhaba. Kaçakgillerden Bitli oldum yahu. Aslında buraya atmak için resimleri bile düzenliyorum ama iş yazmaya geldimi elim gitmiyor bir türlü. Fotoğrafsız olur belki bu yazı, belki de eklerim. Kim bilir? Bu aralar böyle, ya da hep böyleydi...

 Kendimi hiç birşeye yetişemiyor olarak gördüğüm zamanlara bakıyorum da, sonrası daha da kötü olmuş. Hatta aslında bayağı iyi durumdaymışım da ben mükemmel olsun istiyormuşum.Bunun farkına varmak için dibe iyice batmak gerekiyormuş.

 Hep diyorum ya, ay yetişemiyorum, ay evime hırsız girse benden önce biri girmiş diyerek kaçacak, vah bana vahlar bana falan. Aslında eve yetişememek değil de, çocuğumun ihtiyaçlarına yetişememek çok zor geliyor. Sokakta çok vakit geçirmesi gerekiyor, benim onunla devamlı oyun oynamam gerekiyor, sağlıklı bir bağ kurmam veya devam etmem gerekiyor, ama ben bunlara yetişemiyorum. Bunun için kendimi suçluyorum, nefret ediyorum, sonuç değişmiyor. Çünkü, hep yorgunum, bitkinim, masaj yaptırırken bile, sert dokunma diye carlıyorum, çocuğum tekme atsa (kaç kilo ki canım yansın) feci bir acı hissediyorum, ağrıdan geberiyorum, doktor doktor geziyorum, umutsuzluğumun için umut çıkarmaya çalışıyorum ama pek tabi mümkün mü? Çünkü biliyorum, bu yaşam kalitemi aşırı derecede düşürüyor, ne olduğunu tam kestirememek daha çok çıldırtıyor, belki de onarılmaz yaralar açıyor, ama genel duruma bakıyorum, benim ki ne ki? deyip susuyorum. Çaresi bulunur bir dert, ölüm değil ya.

 Sosyal medya ve gazete okumayı kesdiğim çok zaman oldu ama kayıtsız kalmak neredeyse imkansız. Yaşamıma bakıyorum, hiç tanımadığım insanların acılarına hep takılmışım. Normal ölüm olarak gördüğümüz kazalar vs. Geriye gitmeye çalışıyorum, acaba ilk nerede tökezledim? diye. Aklımdan çıkaramadığım iki sahne var. Bir, öcalanla alakalı gördüğüm kanlı bir fotoğraf. Gazetede. Bir an dank ediyor. Aman diyorum, internet sitelerine istediğiniz fotoyu koyun ama küçücük çocukların ulaşabileceği gazetelere koymayın. Hele o kadar kanlı bir sahne. İkincisi, deprem. Arkadaşımın vefat eden annesi, ilk defa eve gelişleri,cenaze namazı, beni gördüğünde annesi aklına geldiği için ağlayan kardeşi... İki sene önce sorsanız, etkilendiğim hiç birşey olmadığını söylerdim oysa. Kayıp çocuk otobüsü gibi birşey vardı hatırlıyor musunuz? Ben onda da zırıl zırıl ağlardım ama kimseye göstermezdim gözyaşlarımı. Şimdi görüyorum ki ben bunu hayatımın her alanında yapmışım. Mücadele biçimim duygusal olaylarda sağlam duruş sergilemek kimseye üzüldüğünü göstermemek, korktuğum durumlarda üstüne giderek yenmek olmuş. Gölge beni korkutuyorsa kalkıp sebebini bulup yatardım mesela. Şimdi, gerçekten güçlü durmak üzerine çok farklı yorumlar yaparken buluyorum kendimi. İçimde yaşadıklarım içimde öylece kaldığı için mi güçlü olunuyor? Halbuki çözümü olmayan duygular varmış bu hayatta. Öylece taş gibi içinizde oturan. Ne kadar yazsam da, bitmek bilmeyecek bir konu benim için.

 Hayat kısa, ömür geçici, takma kafana, gelir geçer... Hayatımızın her alanında duyduğumuz kelimeler. Çok duyduğumuz kelimelere aşinalık sağlayıp, anlamaz oluyoruz genelde. Ama bazen, sanki ilk defa duymuşuzcasına, kafamıza dank ediyor. Bilirsiniz o duyguyu... Gerçekten farkına varmak diyoruz ya hani. Yarısı belki desadece çeyreği ama farkına vardım galiba. Hayat kısa, kuşlar uçuyor, zaman geçiyor, çocuğum büyüyor, ben yaşlanıyorum... Unutmayın; hayat kısa, mutlu olmayı unutmayın. Bir de Momo'yu okuyun... Sevgi pıtırcığı olup, hepinize sarılıp öpüyorum. Ay ben pek sarılmam öyle ama sarıldımı da cılkınızı çıkartırım söyleyeyim...

 Laptopsız ve hatta telefonsuzum. Teknolojiden uzağım yine istemsiz detoks. Fotolar diğer pc'de kaldı tabi. İki tane hint bülbülüm oldu. Belki bir tane de muhabbet kuşumuz olur. Bugün ilk defa doğru düzgün kek yapabildim. Yumuşacık oldu. Tadı harika. Ben de kendimi harika hissettim. Ohh be sonunda. Bu ara yarım bıraktığım kitaplarımı bile bitiriyorum. Eve ne yaparsam yapayım b.k götürüyor yine. Olsun umutluyum, yapacağım, bu işlerin içinden de çıkacağım. Doktorlarımdan biri kanser, dua edin aklınıza gelirse olur mu? Devamlı aklımda, Allah'ım nolur atlatsın diye dua edip duruyorum. Bende ki umut bu kadar. meğer insan olmak bunu gerektiriyormuş...

Yorumlar

  1. Hoş geldin kaçak :)

    Ya bende de her yeri ağrıma durumu var. Can kolunu omzuma atsa ağrıyor. Çocuklar yaslansa ağrıyor. Şu sıralarda bir de sırtım eklendi. Doktora gitmeye üşeniyorum çünkü hiçbirşeyime bir çözüm bulamadılar daha. Ama yaşam kalitemi çok düşürüyor.

    Medyadan uzaklaştım. Birşey yapmadıktan sonra üzül üzül nereye kadar. Otur, üzül,yaz. Kendimi kınıyorum.

    Momo çok güzel :)

    Kek için ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaçaklıkta snır yok. Yine de hoşbuldum. :)

      Fibromiyalji denilen bir rahatsızlıkla tanıştım internetten bakınırken. Hani yazdım ama zannetmiyorum sen de bu hastalığın olduğunu. Ama her yerin ağrıması gerçekten deli ediyor insanı. Bulurlarsa haberim olsun. :)

      Momooo haftada bir okumak lazım. :D

      Ya bir daha o kadar güzel yapailirim umarım. Teşekkkür ederim. :)

      Sil
  2. Of of of...
    Anlaşılan o ki, hepimiz aynı durumdayız. Üstüne bu işin çözümü de yok.
    Evin temiz pak olma hayalini çoktaaan geçtim ben, hayat standartlarımı biraz yükseltebilsem diye uğraşıyorum, olmayınca bozuluyorum, bozuldukça başka hayatları hatırlayıp kendimi kınıyorum, böyle böyle bir kısırdöngü, daim bir suratsızlık sürüp gidiyor.
    Bebek büyüse diye geçiyor içimden ama yaş da geçiyor haberim yok. :/

    Kek neliydi, tarif kolaydaysa ekleyiversene, biz de yapak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay gerçekten, evimi temiz ve düzenli tutabilecek olsam enerjim geri geliyor, başladıklarımı bitiriyorum, çocuğumla çok keyifli oyunlar oynuyorum. Bunlar olmayınca suratsızlık tavan tabi. Buyrun kısır döngüye.

      Zebra kek ya, düz kek. :D Bu tarifte soda vardı. İşin kötü tarafı yine kekin tarifini kafaa göre değiştirdim sonra da değişikliği not etmedim. Bir daha tuttururum inşallah, o zaman ilk fırsatta atıyım inşallah. Gerçi zaten güzel yaptığınız tarifler vardır y sizin. Benim maharetsizliğim. :)

      Sil
  3. Şimdi ne desem benim tel ve laptop geldi seninki gitmiş bu defa . Arada böyle zorunlu aralar vermek de iyi oluyor.
    Öyle acılar var kı insan yüreği kaldırmıyor yakınlardan dertlere derman olmaya gayret etmek lazım. Herkes küçük de olsa bir seyler yapsa ya zaten kelebek etkisi misali o büyük acılar da azalmaz mı? Belki azalmaz ama Ümit işte , en azından küçük sıkıntılarıngidermiş olurduk.

    İns bu ara iyi gelir sana

    YanıtlaSil
  4. Ben o araları çok sık veriyorum. Ama iyi oluyor gerçekten. Bugün laptopu çalıştırabilme ihtimalim var bakalım elim değerse.Keza telefonda. Ay ulaşılamaz olmak hoşuma gidiyor. :D

    Bazen de sadece düşünüyoruz aslında. Yani kendim için söylüyorum. Senin evlatlık alma fikrin mesela. Muhteşem kelimesi hafif kalıyor ama ben sağlıklı olsam sadece düşünür ve aşırı endişeden uygulayamazdım.

    Üzerine bir de tatil şey ettim, iyi geldi galiba. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Stilistlerden Çizimler (IIlustrations)

O kadar stilistliğe gitmeye çalışıyorum, ediyorum dedim madem, biraz da bana ilham veren görüp de beğendiğim çalışmaları sizinle de paylaşayım istedim. (Bu arada ufak bir not: Ben, çizim tekniklerini yarın öğreneceğim için ve ilk denemelerimden haz etmediğim için ve silüet ve kıyafet duruşunu kavrayabilmek için bakarak çizim yapmayı yeğledim. Yani son zamanlarda ki çizimlerim tamamıyla benim tasarımlarım olmadı.Ama çizimlerimde ilerleme kaydetmeme büyük katkıları oldu. Kısacası siz de elinize kağıt kalem alıp başlayabilirsiniz. Olmadı mı canınızı sıkmayın. Hiç olmadı bana yazın anlayamadığınız noktaları. Yarım doktor misali, ama canınızdan olmazsınız :)     Size yardımcı olabilecek diğer noktalar ise, çizimini gördüğünüz bir modelin kalıbını çıkartabiliyorsanız eğer, yahut pratik olarak değil de direkt modelistlik eğitimi almışsanız kalıbını çıkartıp, dikip, bilmem hangi markanın çook beğendiğiniz ama o çook fiyatından dolayı alamadığınız modelini üzerinizde hep birlikte görebiliriz. Y…

Yaka Yapımı

Stilistlik kursumuzda bu hafta yaka yapımı üzerine yoğunlaştılar. Yoğunlaştılar dememin sebebi ise maalesef malzemem olmadığı için,ve yakın tuhafiyelerde bulamadığım için ortada kalmam yüzünden. Uzun süredir rahatsızlıklarım ve bilumum sıkıntılı sebeplerden ötürü kurslarıma gidememiştim. Malzemelerden de bir  gün önce haberim olunca başka bir yerlerden bulma ümidim de kalmadı. Arkadaşlarım, benim uzun süredir yapmak istediğim yakaları yaparken ben de onları izledim. Biraz çizim yaptım. Birazcık ta dikiş. Gözüm onlarda olunca pek iş yapamadım zaten.

                                                             Yaka kalıp örnekleri:








  Malzemelere gelirsek;

  -Keçe ( Hoca beyaz,krem ve siyah tercih etmemizi istemişti. Bence istenilen renkte keçe kullanılabilir. Hatta bence kumaş çok daha şık olur. Benden söylemesi.)

-İnci (Büyük ve arkası yassı olanları tercih ettiler. Yapıştırabilmek için arkasının yassı olması önemli bir pozisyon oluşturuyor.)



-Silikon tabancası artı silikon almayı unutma…

Salvador Ve Sürrealizm

Bir kaç senedir Salvador Dali ile tanıdığım ve beni içine çekip bir daha da çıkaramayan sürrealist resimler.. Başka ressamlar da var elbet. Ana temanın Dali olmasının ilk sebebi, onunla sevmiş olmam. Bu resimdeki de Salvador amcamız. İşin en güzel tarafı bu fotoğrafın dijital tekniklerle hayat bulmamış olması.
 Bir kaç ay önce Salvador Dali sergisi Tophane-i Amirede idi. Hayalim; nette gördüğüm, beni cezbeden  o zekice çizilmiş resimlerin çok daha fazlasını görebilmekti. Ama neredeyse bütün çizimler benim zekamın fazlasıyla üstündeydi. Eğer güzel sanatlar öğrencisi olsaydım çok şey öğreneceğim kesindi. Maalesef değilim...












  Başlığa bakıp ta, öyle internetten edindiğim bir kaç bilgi ve beğeniyle sürrealizm üzerine ahkam kesmemi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Tek amacım, görmemiş olmanız ihtimaline karşı, bir kaç resim ekleyip sizin de sürüklenmenizi sağlamaktı.