6.16.2016

Laf-ı güzaf


 Ken Wong : Artist, Illustrator, Designer:

 Ucundan, kıyısından belki birazda ortasından normal hayata döndüm sanki. İnsanız, aciziz arkadaş. Kanımda ki şeker miktarı olması gerekenden az biraz aşağıya düşüyor diye girdiğimiz hallere bak. Halbuki, bıraksan dünyaları kurtarırız. İş kendi dertlerimize gelince çözmekten kaçarız, söyleniriz de söyleniriz. Koca evrende toz zerresi kadar var mıyız sahi? Laf-ı güzaf...

 Dört gündür ilaç kullanıyorun. Kesinlikle daha iyiyim. Ama ilaç kullanmakla bitmiyor iş. Diyete uymazsan perişan oluyorsun yine. Bugün saat üçten sonra yemek yemedim, gecenin göründe dayanamayıp löp löp pide yedim. Hani nerede diyet? İşin aslı bugün gerçekten fecaatti.  Son saatlerde düşünebilme yetimi kaybettim. Bir daha, zamanında yemeğimi yapıp yiyeceğim. Böyle gitmez!

 İşin güzel yanı üç gündü aksatmadan 45-50 dakika yürüyorum. Karnımı içime çekince yanma ve sertleşme var. Acayip şaşkınım. Ne kadar uzun süredir hareketsiz kaldığımı oradan hesap edin. Neyse önemli olan düzenli yürüyüşümü yapıyorum ve bunun karşılığında zayıflamasam bile, önemli!

 Her yaza girişte klima alalım diyen eşime, yaz bitimine alırız deyip, her defasında geçiştirmiştik. Geçen yazı çok zor geçirdim, bu sefer önce ben söyledim. Klima geldi ama takılması için adamlar gelecek. Eee bir klima takmaya, neredeyse her odaya girecekler. Ne olacak? Mecburi temizlik. Yalnız bu sebeple, depo, ütü odası vs. gibi kullandığım salonu, çöpe indirilmesini cancağızımdan rica ettiğim fakat tabiki de bekleyen dolap dolayısıyla salon balkonu temizlenecek. Kampanya bununla sınırlı kalmıyor. Bu ara kuşun tüy dökme bahanesiyle kullanım dışı olan oturma odası da toparlanacak,önlem alınacak, hem de raflarda ki kitaplardan atılacak süreli yayınlar vardı, ee tozlanmışlardır bir de onlar. Ohh mis olacak. Ha bir de çok az kullandığımız ara lavabo elden geçecek. Eğer bunları bu ara inat ve tersini yapma konusunda uzmanlık yapan kızımla başarırsam bilin ki Gilfor'cum sayesinde.

  Bugün hatırladıkça güldüğüm diyaloğu yazmadan geçmeyeyim. Sabah saatleri, hurma arası ceviz yapıp masasına koydum. Yemedi.

-Ee tamam o zaman ben yiyeyim?
- Hayıır, sen yeme babam yesin.
-Aa neden? (O sırada da anlam veremediğim bir şekilde ciddi ciddi bozuldum buna. hem güldüm, hem söylendim.)
-Olmaaz. Babam yesin.

Bir dakika sonra.

-Neden yediiin? Babam yiycekti. (Bayağı atar yapıyor.)
-Ne yiycem be. Başka birşey yiyorum ben. Masanda duruyor hurman.
-Hııı, ne yiyosun? Bana da versene?
- Niye vericek mişim? Sen bana verdin mi? Ben de vermiyorum.
-Bak sevmem ama seni. (Hoppala paşam... Duygu sömürüsü yapma diye çırpınmamın sonucunu görüyorsunuz değil mi? Sevmeyecekmiş peh pehh..)
-Oldu canım, sen bana hurmanı vermedin diye ben de seni sevmeyeyim o zaman?
Durakladı, üç saniye sonra:
-Eee şimdi napıyoruz o zaman?
-Bilmem sen çöz..
Dedim ama karşısında da çok güldüm açıkçası. Şimdi napıyoruz, nedir ya? Şebelek.


  Bu ara kuş olmaya özeniyor. Uçmak istiyor. Kafese kapatılmak istiyor.  Hee ciddi. Parktayız:

 -Burası benim kafesim olsun, ben kuşum. Bu da benim yemim olsun. (Parkın ahşap direklerinden birini kemirecekmiş.)
 -Sakın, sen şakacıktan kuş oluyorsun, öyle bir şey yapma.
-Hayır, şaka değil, ben kuşum!
-Ama senin kanatların yok ki?
-Ben hızlı hızlı koşarken kollarımı böyle böyle yaparsam uçarım belki.
-Mühendis beyinli.
-Hıı.
-Yok birşey..

 



1 yorum:

Mini Bir Merhaba Postu ve Dizi Tavsiyesi

 Merhaba! Artık sızlanmak istemediğimden yazamasam da, hala istediğim gibi yerleşebilmiş değilim. Sürünme durumu mevcut. Yakında to...